Puan vermedi·576 syf.··
2026 127. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 11:32
ᥫ᭡ DuruMavii'nin kalemiyle daha önce Fırtına Zamanı sayesinde tanışmış ve gerçekten çok sevmiştim. Bu yüzden Kızıl Gece'ye de büyük bir merakla başladım ve yazar yine beni yanıltmadı. Kitap, Rozelin kan vermek için gittiği bir vakıfta bayılmasıyla başlıyor. Gözlerini açtığında ise artık bildiği dünyada değil kendisini kuralları, dengeleri ve insanları tamamen farklı olan fantastik bir evrenin içinde buluyor. Üstelik daha bulunduğu ortama alışmaya çalışırken, açıklayamadığı çok daha büyük bir gerçekle yüzleşiyor HAMİLE olduğunu öğreniyor. İşte tam o anda benim de kafamda onlarca soru oluştu. Nasıl olabilir?Bu çocuk kimden?Rozelin böyle bir geçmişi yokken bütün bunlar neden yaşanıyor?Kitabın en büyük merak unsurlarından biri de tam olarak bu. Bir yandan taht mücadeleleri,veliaht meselesi, güç savaşları ve bitmek bilmeyen entrikalar yaşanırken, diğer yandan Rozelin bu karmaşanın ortasında hem hayatta kalmaya hem de başına gelenleri anlamlandırmaya çalışıyor.Bu yolculukta karşısına çıkan Biran ise kitabın en dikkat çekici karakterlerinden biri. İlk andan itibaren gizemini hissettiren, ne yapacağını asla tahmin edemediğiniz, zaman zaman güvenmek istediğiniz ama bir o kadar da temkinli yaklaştığınız bir karakterdi.Onun olduğu sahneleri ayrıca keyifle okudum. Kitapta en beğendiğim noktalardan biri ise fantastik evrene geçişin çok başarılı işlenmiş olmasıydı.Bazı fantastik kitaplarda yeni kurulan dünyaya alışmak zaman alabiliyor ya da okurken kopukluk hissedebiliyorsunuz.Burada ise öyle bir durum yaşamadım. Yazar o geçişi ve kurduğu evreni oldukça doğal bir şekilde aktarmış. Ne gereksiz ayrıntılarla boğuyor ne de okuru boşlukta bırakıyor.Sayfalar ilerledikçe evreni tanıyor, karakterlerle birlikte siz de o dünyanın bir parçası oluyorsunuz. Açıkçası hem merak duygusunu
Kızıl GeceDuruMavii · Vera Kitap · 2026210 okunma
Körlük Gözde Değil, İnsandadır...
9/10
·336 syf.·
2026 183. kitabı
Sivas’ın Kangal ilçesine ilk kez gidiyordum. Çocukluğumdan beri adını duyduğum, dünyanın en güçlü çoban köpeklerinden biri olarak gösterilen Kangal köpeklerini yerinde görmek istiyordum. Fotoğraflarına defalarca bakmış, haklarında onlarca yazı okumuştum. Fakat bazı şeyler uzaktan öğrenilmiyor. Bazı değerleri anlamak için onların bulunduğu toprağa basmanız gerekiyor. İlçeye vardığımda ilk dikkatimi çeken şey bozkırın dinginliği oldu. Şehirlerin bitmek bilmeyen gürültüsünden sonra buradaki sessizlik insana yabancı gelmiyor, aksine yıllardır özlediği bir sesi yeniden duyuyormuş hissi veriyordu. Kangal köpeklerini ilk gördüğüm an ise anlatılan hiçbir cümlenin onları tam karşılamadığını anladım. Heybetleri yalnızca iri cüsselerinden gelmiyordu. Bakışlarında acele etmeyen bir güven vardı. Kendilerini ispatlamak zorunda olmayan canlıların huzuru... Sürünün etrafında dolaşırken attıkları her adım ölçülüydü. Gereksiz hiçbir hareket yapmıyorlardı. Güçlerini göstermek için saldırmaya ihtiyaç duymayan bir asaleti seyrediyordum. Uzun süre onları izledim. Sonra yürümek istedim. İlçenin dışına doğru uzanan eski demiryoluna çıktım. Rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken karşıma yıllardır ayakta duran Deliktaş Tüneli çıktı. Taştan örülmüş kemeriyle bozkırın ortasında sessizce bekliyordu. İçeri girdim. Her adımda dışarıdaki gün ışığı biraz daha geride kaldı. Tünelin serinliği yüzüme vuruyordu. Ayak seslerim taş duvarlardan geri dönüyor, sanki önümde benden birkaç saniye önce yürüyen başka biri varmış gibi yankılanıyordu. Tam tünelin ortalarına yaklaşmıştım ki uzaktan rayların titrediğini hissettim. Ardından trenin sesi duyuldu. Hızla duvara yaslandım. Lokomotif yaklaştıkça karanlığın içini delen beyaz far büyümeye başladı. Bir an...
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Umut Değil, Mücadele Vaat Eden Bir Kitap
8/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 21:50
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim Bu eser, insanın kırılgan zihnini romantikleştirmeden anlatırken, ruhsal acının ne kadar gerçek, ne kadar yakıcı ve aynı zamanda ne kadar insani olduğunu gösteriyor. Kitabı okurken zihnimde sürekli şu düşünce dolaştı: İnsan bazen dış dünyadan değil, kendi zihninin kurduğu ülkeden kaçamaz. Deborah'ın yaşadığı iç savaş, yalnızca psikiyatrik bir vaka değil; hepimizin farklı yoğunluklarda taşıdığı korkuların, bastırılmış acıların ve kabul edilme arzusunun büyütülmüş bir yansımasıdır. Bu yönüyle roman, psikolojinin sınırlarını aşarak varoluş felsefesinin alanına giriyor. Eser bana şunu düşündürdü: İyileşmek, eski hâline dönmek değildir. İyileşmek; insanın kendi karanlığını tanıması, onunla yaşamayı öğrenmesi ve buna rağmen hayata "evet" diyebilmesidir. Acıyı yok etmek çoğu zaman mümkün değildir; fakat ona rağmen yürümek mümkündür. İşte kitabın en güçlü yanı da tam burada ortaya çıkıyor. Yazar, okura hiçbir zaman kolay umutlar satmıyor. "Her şey düzelecek" demiyor. Bunun yerine çok daha dürüst bir şey söylüyor: Yaşam, sürekli verilen bir mücadeledir ve insanı insan yapan şey de bu mücadeleyi sürdürebilme cesaretidir. Belki de gerçek umut, acının bitmesinde değil; acıya rağmen anlam üretmeye devam edebilmektedir. Bu kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir cümle kaldı: İnsan, bazen kendi zihninden çıkmayı değil; önce onun içinde kaybolmayı öğrenmek zorundadır. Çünkü insanın en uzun yolculuğu, dünyayı dolaşması değil, kendi içine cesaretle bakabilmesidir. Sana Gül Vadetmedim, yalnızca psikolojik bir roman değil; insan ruhunun en karanlık koridorlarında dolaşan felsefi bir metin. Her sayfasında, yaşamın bize mutluluk değil mücadele vadettiğini; fakat insanın tam da bu mücadele sayesinde kendisini yeniden kurabildiğini hissettiriyor. Bazı kitaplar okunur ve biter.
Edebiyat
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
Puan vermedi·125 syf.··
2026 113. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 21:29
Çoğu insanın haritada yerini göstermekte güçlük çekeceği, Kırklareli ile karıştıracağı bir şehir Kırıkkale. Benim doğduğum büyüdüğüm şehir. Yazarımız da aynı şekilde doğmuş ve büyümüş. Ve bu şehirden kitap boyunca "kasaba" olarak bahsediyor. Tanıdık isimleri görmek unutulmanın bu ücra köşesine hapsedilmiş bir bozkır şehrine dair güzel hatıralar uyandırdı bende. Aynı şekilde katman katman genişleyen, bana insanlığımı, yaşanmışlıklarımı, bilhassa çocukluğumu ve insan olmanın hüzünlü ve kederli tarafını bana tekrar hatırlattı. Bu sabah metroda giderken okuduğum hikaye özellikle ben de çakılı kaldı. Bu hikayenin başlığını ve dahi neyi anlattığını kesinlikle unutmam gerekiyor. Bu kitaptan bana kalan metroda geçirmiş olduğum yarım saatlik süre olmalı. Çünkü bazı anlar, özellikle kitabın eşlik ettiği bazı anlar, insanın ruhunda yumuşak meltemlerin tende kalışı gibi kalıveriyor. İnsanda o kadar çok bağ var ki. Yan bağlar, çapraz bağlar, tendonlar.... İnsanın hareket etmek için de, kalakalmak için de bağlara muhtaç. Ve inanıyorum ki bu kitaptaki "bugün geçti mi" isimli hikaye ben de öyle kalakaldı işte.
Ansızın HayatNecip Tosun · Hece Yayınları · 2016141 okunma
Puan vermedi
KIZIL GECE 2 / Duru Mavi "Neden güçlü olmak hep biz kadınlara düşüyor?" Merhabaaalar, Kızıl Gece serisiyle tanışmam geç oldu ama güç olmasın diyerek bir çırpıda iki kitabı da okudum. Oldukça keyifli bir seriydi, ben yazarın kalemini çok sevdiğim için seriye karşı çok ılımlıydım. Aksiyonu çok, düşmanlar zaten cuma günleri cami önünde hayır toplayan teyzeler gibi her yerden oluk oluk geliyor. Yani kitabı okurken sıkılmaya hiç vaktiniz olmayacak. Bu arada serinin ikinci kitabı bu arkadaşlar yanlış hatırlamıyorsam üçüncü kitabı da gelecek. Türk yazarlarımızdan böyle fantastik evrenler okumak müthiş üstü müthiş. Bu cümle biraz devrik olmuş olabilir ama yazarımızın kurduğu evren hiç devrik değil, okuyucuyu içine çeken bir fantastik dünya. Ben özellikle fantastik kurgularda, evrenin tadını çıkarmayı seviyorum. Yazar karakterlere odaklandığı kadar evreni de bize aktarmış. Canım Rozelin, bu kız başını kuma gömmeli bence yoksa başına gelecekler asla bitmeyecek. Annesi bir an önce torun istiyorum demiş gibi kız bir anda habersiz hamile oldu. İlk kitapta bunları görmüştük. Bu kitapta beni şaşırtan şey yine kızın hiç bilmediği bir evrende bir sürü düşmanının olması. Hamileler strese girmemeli derler ya işte Rozelin için dememişler sanırım. Ne alaka nasıl hamile kaldı derseniz o kısmı ilk kitapta işledik, oraya gönderiyorum sizi. Çünkü bu kitapta bebek her an gelebilir belki de gelmiştir. Biran, erkek karakterimiz. Kafası karışık bir karakter bence tabi ona da hak veriyorum lakin bu evrende yaşıyorsun sen yani şaşırmaman lazım be adam. Biran’ı sevdiğim kadar Timur’u sevmedim. Bu adama karşı biraz mesafeliyim arkadaşlar. Çok içten pazarlıklı geliyor bana.
Kızıl Gece 2DuruMavii · Epsilon Yayınevi · 0143 okunma
Yağmur Dindi, Rüzgâr Kaldı...
8/10
·184 syf.·
2026 87. kitabı
"Aşk neydi sence?" Birini severken gözünün kör olması mıydı? Karşılık beklemeden sevmek, seni görmeyen birini yıllarca aynı heyecanla beklemek miydi? Yoksa sevdiğin insanın sana bir kez gülümsemesiyle bütün kırgınlıklarını unutup yeniden ona doğru yürümek miydi? Bana İkimizi Anlat kitabını okurken kendime bu soruları defalarca sordum. Bu kitap benim için sadece bir aşk hikâyesi değildi. Sayfaları çevirdikçe sevmenin bazen ne kadar güzel, bazen de ne kadar ağır bir yük olabileceğini hissettim. Rüzgâr'ın hikâyesi çocukluğunda başlıyor. Daha küçücük bir çocukken komşusu Yağmur'a âşık oluyor ve o sevgi yıllar geçse de hiç eksilmiyor. Yağmur ise onu hep en yakın arkadaşı olarak görüyor. Ne zaman canı yansa, ne zaman hayat onu yorsa, dönüp dolaşıp Rüzgâr'ın yanına geliyor. Rüzgâr ise her defasında biraz daha kırılıyor ama Yağmur'un küçücük bir gülümsemesiyle bütün yaralarını unutuyor. İnsan okurken bazen "Bu kadar sevilir mi?" diye düşünmeden edemiyor. Kitap boyunca yağmur sadece gökyüzünden yağmıyor; sanki Rüzgâr'ın kalbine de yağıyor. Rüzgâr ise adı gibi esiyor ama içindeki fırtınaları kimseye göstermiyor. Yağmur'un kokusunu her rüzgârda arıyor, onun mutlu olması için kendi mutluluğunu ikinci plana atıyor. En çok da Rüzgâr'ın sessiz sevgisi etkiledi beni. Çünkü bazı insanlar sevgilerini söyleyerek değil, susarak yaşar. Ama kitabın beni en derinden sarsan kısmı Rüzgâr'ın annesiyle ilgili olan bölümdü. Yağmur'a çok kırıldığı bir gün her şeyden kaçmak istiyor. Telefonunu kapatıyor, kimse ona ulaşamasın diye evi terk ediyor. O sırada annesi defalarca onu arıyor ama Rüzgâr hiçbirini göremiyor. Eve döndüğünde ise annesini cansız bir şekilde buluyor. O satırları okurken gerçekten boğazım düğümlendi. Çünkü Rüzgâr, yıllarca Yağmur'u severken
Bana İkimizi AnlatAhmet Batman · Destek Yayınları · 201410,9bin okunma