İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu.
Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen
kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu.
Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı.
Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
Kendinizi bir kar tanesi yerine koyun. Bir şehre yaklaşıyorsunuz. Diyelim ki İstanbul'a. Tuz dolu yüzlerce kamyon sizi bekliyor. Homurdanan insanlar, fazla mesaiye bırakılmış belediye işçileri, greyderler vs. Siz olsanız gelir misiniz? O geliyor.
Her an başlamak üzere olan, belki de bu ilk uçuşumda başıma çoraplar örmeye elverişli bu kar fırtınası, yalnızca beni ilgilendiriyordu. Bir bir sönen yıldızları nereden bileceklerdi ki onlar?
"Fırtınalar, sis, kar canını sıkabilir. O zaman, senden önce aynı şeyleri yaşayanları düşün. Kendine de şunları hatırlat: Başkalarının başardığını ben de her zaman için başarabilirim."