birbirine dokunan elleriniz, bir kitabı aralayan parmakla­rınız, şarkı söyleyen dudaklarınız, ince tebessümleriniz, çiçek­li sevinçleriniz, heveskar hayalleriniz, kırılgan kalplerinizle siz ve sahilleri döven köpük köpük dalgalarıyla, ardıç ağaçları, ötü­cü kuşları, şaşkın sincapları, sabah serinlikleri, öğlen güneşleri, akşam rakıları, kırmızı kirazları, revnaklı yıldızları, her defasında muhakkak sabaha uzanan geceleriyle dünya, ne güzelsiniz. kahraman, korkak, şefkatli, ahmak, geçici, az sonra eriyecek bir kar tanesi kadar geçici ama ne güzelsiniz...
Yeni banka patronları hakkında ilginç hikayeler duyuyor, bunları bazen hayretle, çoğu zaman gülerek dinliyorduk. Örneğin bir tanesi, bankayı aldıktan bir zaman sonra ona sunulan günlūk raporlardan bıkmıș olacak ki, genel mūdůrūne, "Buraya her akşam gelip șu kadar kâr ettik, bu kadar kâr ettik diye anlatıyorsunuz. Gidelim kasaya da șu kârı görelim," demiști. Genel müdür bankanın kârlarını gün sonunda nakde dönüp kasasına koymadığını ama defterlerde bu kârların görūndūģūnű söylediğinde, "Ben anlamam, kasada durmayan kâr gelip geçicidir," diyerek bankacılk lisansına sahip olmayı ne kadar hazır olduğunu gösteriyordu. Bir diğeri, yeni satın aldığı lisansla bankayı kurma çalışmaları yaparken genel mūdūr adayına, "Anlatın bakalım neler yapacaksınız?" diye soruyor. Genel müdür adayının, "Bu, sizin vizyonunuza bağlı efendim. Siz neler yapmak istiyorsunuz?" sorusuna, "Ben açık pozisyon tașımak istiyorum," diye cevap verebiliyordu. Genel müdůr adayı bu iş için bankaya gerek olmadığını, ișinin yüzde 90'ı ithalat olan grubun zaten bunu tașıdığını sõyleyip adamın moralini fena șekilde bozuyordu. Ama bunların içinde duydugum en garip (ve en tehlikeli) hikâye, bir bankanın mevduatları kâr, para çekilişlerini zarar kabul eden patronuydu
Reklam
Hem anlatacaktı da ne olacaktı, sanki biri çıkıp da şöyle yaparsan geçer mi diyecekti? O halde tartışmanın bir anlamı yoktu...
"Her yerde aynı mutsuzluk virüsü sarmış insanları. Ama kendimizi şanslı sayabiliriz. En azından bunun farkındayız." "Keşke olmasaydık" demişti Leonid. "Değiştiremedikten sonra ne yararı var ki farkında olmanın." "Öyle söyleme, gerçeği bilmek bir ayrıcalıktır." "Mutsuz olma ayrıcalığı."
"İnsan yaşlandıkça duyguları da değişir. Nasıl ki bir zamanlar deli gibi âşık olduğun bir kadın gün gelir seni heyecanlandırmazsa, hatta onu gördüğünde arkanı dönüp kaçmak için fırsat kollarsan, zamanla doğduğun kent de senin için yabancılaşır, bir anlam ifade etmez olur. Orada yaşadığın en tatlı anılar, bir sürü ıvır zıvır günlük olayın kalabalığı altında ezilir, yok olur..."
"Kaç oğlum, kaç. İş tatlıya bağlanınca çıkarsın ortaya."
Reklam
Reklam