Merve, Seher'i inceledi.
30 Ara 2017 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Demirtaş’ın bu kitabı çıkartacağını duyunca büyük olmasa da bir merak içine girmiştim. Okumadan evvel hakkında yazılan incelemeleri görmemek için kaçtım. Biliyorum bu birçoğunuz için zor ama işin politik yönüne girmeden sadece sanatsal niteliğinin olup olmadığını merak ediyordum. Maalesef burada ana sayfama düşen linçleri de gördüm, “nasıl okursun!’!’^!!’^” veya “sen de teröristsin’^+%é” gibi arkası gelmeyen eleştiri görünümlü hakaretleri de gördüm. Ama çok etkilenmedim açıkçası çünkü yapım gereği hiçbir konuda radikalliğe gidemiyorum. Gitmek de istemem zaten, zira hepsi eninde sonunda insan olduğumuz gerçeğini unutturuyor. Neyse konumuza dönelim, ziyadesiyle kısa tutulmuş bu hikayelerden birkaçı için ayrı yorum yapmak istiyorum. Bu kısımdan sonrası spoiler içerebilir.

İlk hikâye, İçimizdeki Erkek ile başlıyor. Yazar sembolizmi kendi tarzında iyi kullansa da mizah anlayışı beni açmadı maalesef. Rahatsız olduğum konulardan biri -politik kaygı gütmeden ifade ediyorum- eşitlik namına sözde kadınları savunmak isterken erkekleri küçük düşürecek ifadeler kullanması. Savunma başka bir tarafı inciterek değil, haklarını eşit bir şekilde gözeterek olur; “tribünleri oynayarak” değil.

Kitaba ismini veren Seher hikayesini de sevemedim. Üzülerek ifade ediyorum ki neredeyse herkes en az bir iki tane kadın/töre cinayetleri senaryosunu ezbere biliyor. Başına kötülük gelen masum kızın ailesi tarafından infaz edilmesi. Seher infazdan önce babasına -babası da ona- resmen saygıyı bırakmıyor(?) Amiyane bir tabir olacak ama resmen “kızım seni severim bilirsin ama namus çok önemli, seni öldürüyorum kusura bakma” gibi lanse edilmiş, o an yaşanılan-hissedilen duygu ve düşünceler düzgün aktarılamamış.

Temizlikçi Nazo, Bildiğiniz Gibi Değil, Kara Gözlere Selam Olsun, Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup, Denizkızı, Halep Ezmesi, Ah Asuman!, Annemle Hesaplaşmalar…

Genel olarak beğenmememin sebebi olaylar arasında ani bir sıçrayış olmasından kaynaklanan kopukluklar. Okurken sanki arada bir sürü metin kesilmiş de öyle sunulmuş hissi uyandırıyor. O yüzden denklem oturmayabiliyor.
Aralarında olay örgüsü en makul ve düzgün işlenmiş olan sondan bir önceki hikâye olan Tarih Kadar Yalnız idi. Karakterlerin duygu ve düşünceleri daha anlaşılır yansıtılmış ve diğerlerine nazaran daha uzun tutulduğu için tema daha düzgün işlenmişti.

Ve en son hikâye olan Sonu Muhteşem Olacak ’ta ise, diğer hikayelerdeki süblime edilmiş semboller dışında daha bariz, somut ve ağır bir propaganda içeriyor.
İşte bu yüzden her uçtan radikalliği gereksiz buluyorum. Sırf kitabı övmek için “siyisitli idibiyit bir titilimiz” diyenler aslında hepsinin birbiriyle önemli derecede bağlantısı olduğunu göremiyorlar.

Demirtaş’ı sevmeyenlerin direkt yaftaladıkları, sevenlerinse koşulsuz şartsız kitabı övmelerine karşın kitabın edebi niteliğinin zayıf, sanatsal niteliğinin de olmadığını; kurumları, kişileri kısaca popülerliği öne sürerek büyük ölçüde “şişirilmiş” bir hikayeler zinciri olduğunu düşünüyorum.

***
Yaptığı bu girişime “kendi” çizgisinden baktığımda esas amaçladığı sempatiyi belirli kitlelerden kazandığını ve bu yüzden bir sonraki projelerde de daha keskin, daha provakatif şeyler yazıp yazmayacağını hep beraber göreceğiz.

Thales, Seher'i inceledi.
20 Eki 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Cok iyi toplumsal bilgi veriyor her gorusun okumasi gereken bi kitap kacirmayin derim. İçimizdeki Erkek’, ‘Seher’, ‘Temizlikçi Nazo’, ‘Bildiğiniz Gibi Değil’, ‘Kara Gözlere Selam Olsun’, ‘Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup’, ‘Denizkızı’, ‘Halep Ezmesi’, ‘Ah, Asuman!’, ‘Annemle Hesaplaşmalar’, ‘Tarih Kadar Yalnız’ ve ‘Sonu Muhteşem Olacak’ başlıklı öyküler yer alıyor.

Emre Taşkaynatan, Seher'i inceledi.
19 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Böyle saf bir sevda öyküsü kaleme alabilmek için yaşanmış bir hikaye olması gerekir diye düşünüyorum... Hüseyin’in Berfin’e olan sevdası da kaçaktı, çocuktu, güvencesizdi....Durumdan kimse şüphelenmesin diye hep üstü kapalı yazmıştı mektupları. Bir tek her mektubun sonuna eklediği “Kara gözlere selam olsun” cümlesine güveniyordu. Gerçi bütün köy kara gözlüydü ama yine de hiçbiri Berfin’in gözlerinin karası gibi değildi

mahmut yiğiter, Seher'i inceledi.
26 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Selahattin Demirtaş bu öyküyle hem Türkiye'nin hem de dünyanın görmezden geldiği bir çok konuya değinmiş. Özellikle çocuk işçileri ve kadın cinayetleri. ..Kitabı çok beğendim. Bir solukta okunabilen, dili ve üslubuna yabancı olmadığımızdan bazen güldüren bazen de huzunlendiren bir Selahattin Demirtaş ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Kitabın incelemesini de Diyarbakırlı yazar Şeyhmus Diken in yazısıyla yapmak istiyorum.

ŞEYHMUS DİKEN

Seher anladığımız anlamda klasik bir öykü kitabı değil. Öyküdeki kurmaca ile hayatın bizatihi kendisindeki anı-anlatı meselesi sanki iç içe geçmiş gibi. Sıralama yaparsam “Tarih Kadar Yalnız” ve sırasıyla “Kara Gözlere selam olsun” ile “Ah Asuman” öykü damarını en sağlam yakalamış olanlar.

Kitaba adını veren Seher, Temizlikçi Nazo, Halep Ezmesi öyküleri kitabın ithaf bölümündeki “Katledilen ve Şiddet Mağduru Kadınlara” ifadesinin sahici edebiyatı olarak duruyor karşımızda.

Selahattin Demirtaş Seher’de tutturduğu ironik dille siyasetçi kimliğiyle kitlelere karşı konuştuğu dil arasında bir paralellik yakalamış. Hemen “İçimizdeki Erkek” adını verdiği ilk anlatıda cezaevi avlusunu tarif ederken “diktörgen şeklinde dört metreye sekiz metre avlu, akşama kadar yürü yürü bitmez” derken tam da o ironiye parmak basıyor. Tabi devamında bir çift serçenin yuva kurarken sistemle ve aile içi iktidar olma ile çatışma hâli sağlam bir dille kotarılmış…

Benim açımdan Demirtaş’ın Seher’inin 14 Eylül 2017 günü elime ulaşması ve aynı gün içinde okunup bitirilmesinin sonra da bu yazının yazılmasına vesile olmasının bir anlamı da şu. Aslında bir yönüyle de kitabın en sağlam öyküsü diyebileceğim Hasan Vefa Karadağlı adlı bir öykü kahramanının Murathan Mungan dizeleri üzerinden hikâyesi olan “Tarih Kadar Yalnız”daki sınıfsal analiz etkileyici. Hazır “Kentsel Dönüşüm” dediğimiz hilkat garibesi hâlin başta Diyarbakır Suriçi olmak üzere hayat içinde Kürt Siyasetini de şimdi kayyumlar üzerinden yeniden “vurmaya” yeltenilirken…

Malum Karl Marx’ın Kapitali’nin ilk cildi 14 Eylül 1867 yılında yayınlanmış! Günü ve yılı itibariyle 150. yılı. Aslında belki de hiç farkında olmadan Demirtaş’ın öyküsü Das Kapital’in hala pak bir gerçeklik olarak dünya sahnesinde durduğunu ey okura anlataduruyor…

Bir siyasetçinin edebiyatçı olarak sahneye çıkmasına çok mu anlam yükledik! Değil vallahi, hakkını verdik diye düşünüyorum. Malum bu tuhaf ülkede yaptığı “diğer işler” üzerinden siyasal kimliği nedeniyle değer verirler siyasetçilere. Mesela Selahattin Demirtaş’ın saz çalmasına, resim yapmasına ve yazmasına! Siz öyle yapmayın Demirtaş’ın siyasetçi kimliğini bir yana bırakın, şimdilik en azından! Edebiyatçı kimliği üzerinden bir okuma yapın bakalım kaç vereceksiniz. Ben, Demirtaş Edebiyata hoş geldi diyerek yetineceğim. (ŞD/EA)

* Demirtaş, Selahattin. Seher. Eylül 2017. Dipnot yayınları, Ankara

mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
26 Eyl 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

KARA GÖZLERE SELAM OLSUN
Çocuk olmak zaten zordu. Kacak çocuk işçi olmak daha da zordu. .

Seher, Selahattin Demirtaş (Sayfa 62 - Dipnot yayınları)Seher, Selahattin Demirtaş (Sayfa 62 - Dipnot yayınları)