• Gün doğmadan, seher'i görmeden, bir çırpıda biten 12 hikayecik. İlk başta bende biraz tereddütle yaklaştım. Ama beni düşündüren adamın siyasi yönü değil bana göre öykü yazmak şiir ve roman yazmaktan daha zordur. Hafızada ve gönülde kalıcılığı bir şiir gibi değildir. Her neyse
    Kitap 12 öyküden oluşuyor. Kapağı açtığınız gibi küçük bir çocuğun gülümsemesiyle karşılaşıp , mutlulukla başlamanızı sagliyor. "İçimizdeki erkek"i geçtikten sonra kitaba adını veren 'seher' öyküsüne geliyorsunuz. Hikaye biraz daha cok 10 yıl önceyi anlatıyor gibi. Hala yok mu öyle hayatlar tabi ki var inkar etmiyorum ama şu an sadece başka biçimlere girmiş desek daha doğru olur. Değişmeyen tek şeyin öldürülen kadınlar, şiddet gören kadınlar vs olduğunu belirtmek isterim. O an bir burukluk yaşıyorsun geçmişi bugünü ve yarınını düşünmeye başlıyorsun ama hep bir karanlık hep kan kokusu yüzüne çarpıyor. Seher gibi niceleri yok mu hayatımızda...
    Sonra 'temizlikçi nazo'
    'bildiğin gibi değil'
    'kara gözlere selam olsun'
    Cezaevi mektup okuma komisyonuna mektup'
    'denizkızı'
    'halep ezmesi'
    'ah asuman'
    'Annemle hesaplaşmalar'
    Tarih kadar yalnız
    Sonu muhteşem olacak
    gelip teşekkürler ile bitiyor.
    Oldukça yalın sade anlaşılır ve sanki biri size oturup bir şeyler anlatıyor hissi veren yazılar.
    Çok mu mükemmel?
    Değil ama ilk kitap olmasına karşın çok iyi
    Favorim tabi ki 'tarih kadar yalnız'
    İyi okumalar
  • ..
    Hüseyin içinden kara gözlere selam söylüyordu. Cemal
    içinden Hüseyin' e ve tabelaya sövüyordu.
    ..
    Selahattin Demirtaş
    Sayfa 65 - Dipnot yayınları
  • Demirtaş’ın bu kitabı çıkartacağını duyunca büyük olmasa da bir merak içine girmiştim. Okumadan evvel hakkında yazılan incelemeleri görmemek için kaçtım. Biliyorum bu birçoğunuz için zor ama işin politik yönüne girmeden sadece sanatsal niteliğinin olup olmadığını merak ediyordum. Maalesef burada ana sayfama düşen linçleri de gördüm, “nasıl okursun!’!’^!!’^” veya “sen de teröristsin’^+%é” gibi arkası gelmeyen eleştiri görünümlü hakaretleri de gördüm. Ama çok etkilenmedim açıkçası çünkü yapım gereği hiçbir konuda radikalliğe gidemiyorum. Gitmek de istemem zaten, zira hepsi eninde sonunda insan olduğumuz gerçeğini unutturuyor. Neyse konumuza dönelim, ziyadesiyle kısa tutulmuş bu hikayelerden birkaçı için ayrı yorum yapmak istiyorum. Bu kısımdan sonrası spoiler içerebilir.

    İlk hikâye, İçimizdeki Erkek ile başlıyor. Yazar sembolizmi kendi tarzında iyi kullansa da mizah anlayışı beni açmadı maalesef. Rahatsız olduğum konulardan biri -politik kaygı gütmeden ifade ediyorum- eşitlik namına sözde kadınları savunmak isterken erkekleri küçük düşürecek ifadeler kullanması. Savunma başka bir tarafı inciterek değil, haklarını eşit bir şekilde gözeterek olur; “tribünleri oynayarak” değil.

    Kitaba ismini veren Seher hikayesini de sevemedim. Üzülerek ifade ediyorum ki neredeyse herkes en az bir iki tane kadın/töre cinayetleri senaryosunu ezbere biliyor. Başına kötülük gelen masum kızın ailesi tarafından infaz edilmesi. Seher infazdan önce babasına -babası da ona- resmen saygıyı bırakmıyor(?) Amiyane bir tabir olacak ama resmen “kızım seni severim bilirsin ama namus çok önemli, seni öldürüyorum kusura bakma” gibi lanse edilmiş, o an yaşanılan-hissedilen duygu ve düşünceler düzgün aktarılamamış.

    Temizlikçi Nazo, Bildiğiniz Gibi Değil, Kara Gözlere Selam Olsun, Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup, Denizkızı, Halep Ezmesi, Ah Asuman!, Annemle Hesaplaşmalar…

    Genel olarak beğenmememin sebebi olaylar arasında ani bir sıçrayış olmasından kaynaklanan kopukluklar. Okurken sanki arada bir sürü metin kesilmiş de öyle sunulmuş hissi uyandırıyor. O yüzden denklem oturmayabiliyor.
    Aralarında olay örgüsü en makul ve düzgün işlenmiş olan sondan bir önceki hikâye olan Tarih Kadar Yalnız idi. Karakterlerin duygu ve düşünceleri daha anlaşılır yansıtılmış ve diğerlerine nazaran daha uzun tutulduğu için tema daha düzgün işlenmişti.

    Ve en son hikâye olan Sonu Muhteşem Olacak ’ta ise, diğer hikayelerdeki süblime edilmiş semboller dışında daha bariz, somut ve ağır bir propaganda içeriyor.
    İşte bu yüzden her uçtan radikalliği gereksiz buluyorum. Sırf kitabı övmek için “siyisitli idibiyit bir titilimiz” diyenler aslında hepsinin birbiriyle önemli derecede bağlantısı olduğunu göremiyorlar.

    Demirtaş’ı sevmeyenlerin direkt yaftaladıkları, sevenlerinse koşulsuz şartsız kitabı övmelerine karşın kitabın edebi niteliğinin zayıf, sanatsal niteliğinin de olmadığını; kurumları, kişileri kısaca popülerliği öne sürerek büyük ölçüde “şişirilmiş” bir hikayeler zinciri olduğunu düşünüyorum.

    ***
    Yaptığı bu girişime “kendi” çizgisinden baktığımda esas amaçladığı sempatiyi belirli kitlelerden kazandığını ve bu yüzden bir sonraki projelerde de daha keskin, daha provakatif şeyler yazıp yazmayacağını hep beraber göreceğiz.
  • Çocuk olmak zaten zordu. Kaçak çocuk işçi olmak daha da zordu. Ama bunların hiçbiri, köyde bıraktığı Berfin’in hasretinden daha zor gelmiyordu Hüseyin’e.
  • Cok iyi toplumsal bilgi veriyor her gorusun okumasi gereken bi kitap kacirmayin derim. İçimizdeki Erkek’, ‘Seher’, ‘Temizlikçi Nazo’, ‘Bildiğiniz Gibi Değil’, ‘Kara Gözlere Selam Olsun’, ‘Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup’, ‘Denizkızı’, ‘Halep Ezmesi’, ‘Ah, Asuman!’, ‘Annemle Hesaplaşmalar’, ‘Tarih Kadar Yalnız’ ve ‘Sonu Muhteşem Olacak’ başlıklı öyküler yer alıyor.
  • Böyle saf bir sevda öyküsü kaleme alabilmek için yaşanmış bir hikaye olması gerekir diye düşünüyorum... Hüseyin’in Berfin’e olan sevdası da kaçaktı, çocuktu, güvencesizdi....Durumdan kimse şüphelenmesin diye hep üstü kapalı yazmıştı mektupları. Bir tek her mektubun sonuna eklediği “Kara gözlere selam olsun” cümlesine güveniyordu. Gerçi bütün köy kara gözlüydü ama yine de hiçbiri Berfin’in gözlerinin karası gibi değildi