Psikiyatride bir terim vardır travma sonrası stres bozukluğu diye işte ana karakterimiz C.‘nin küçükken babasına duyduğu öfke ve korkunun ilerleyen hayatında bir travma etkisi yarattığını görüyoruz kitapta. Kadın-erkek ilişkileri bakımından babasının kadınlara olan davranışından ne kadar nefret etse dahi yaş aldıkça babasına benziyor; en basitinden babası kadınların bacaklarına hayran C. de öyle, ancak kitabın bir yerinde C. bacaklardan korktuğunu ifade ediyor ama buna rağmen kadınlara babasının bir benzeri gibi davranıyor. Babası küçükken kulağının kesilmesine sebep olmuş C.’nin, kitabın başlarında C.’nin sürekli kulağını kaşımasını yine bu şekilde anlamlandırıyoruz.
Babasına duyduğu öfkeyi şu alıntıyla çok daha iyi görüyoruz:
-Sizi birine benzetiyorum galiba,dedi
+Babamı tanır mıydınız?
-Bilmem ki… Adı neydi?
+Unuttum (sayfa 162)
C. aynı zamanda sevgiyi arıyor. Sevgiye hasret. Küçükken teyzesinden aldığı sevgiyi bulmaya çalışıyor, hatta “şaşı kadın” diye ifade ettiği fahişe kadını alıp evine götürüp teyzesi gibi saçımı okşamasını, teyzesinin ona seslendiği gibi kendisine seslenmesini istiyor C.
Kitap 4 mevsimden oluşuyor.. hayatındaki kadınlar değişiyor, zaman değişiyor, mevsimler değişiyor ama C. hiç değişmiyor. Güler ve Ayşe’nin bakış açısından C.’yi de görüyoruz kitapta, C.’nin farkında olmadan çevreye yansıttığı aslında bu. Farklı bir heyecan C.’yi her yönden tanımak!
Peki Yusuf Atılgan neden baş karakterimize C. demiş niye diğer karakterler gibi tam ismini yazmamış? Benim yorumum okuyucuların da kendinden bir şeyler bulabilmesi için. Hepimiz C.‘yiz bir nevi… hepimiz sevgiyi arıyoruz!
Kurgu kopuşları, iç sesle ana diyaloğun bir anda yer değiştirmesi, bir anda kendisinden 3. şahıs kipine geçişi vs okurken beni çok zorladı. Bunlara