Çisem Sude Karaca

Çisem Sude Karaca
@karacacisem
tıp okumaya çalışıyor
Çukurova Üniversitesi
14 Ekim
270 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Mesafeler Aşk’a Engel mi?
6/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2022 21:22
Aşıklar arasına mesafe girince ne oluyor? Tutku mu besliyor birleşme arzusunu? Aşk artık başka bir boyut sevgiye mi dönüşüyor? Zweig her zamanki gibi yalın bir dille aşk, aşıklar arasına 2. Dünya savaşının girmesiyle aşıklar arasına giren mesafe ve bunun sonucunda dönüşen sevgiyi anlatmış; tutkular ve aşığının bedenini arzulama zayıflamış sadece birleşme, bir kere daha bir araya gelinme arzusuyla yanıp tutuşulmuş onca zaman …
Edebiyat
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şöhret olmayı takıntı haline getirmiş bir kadının öyküsü
8/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2022 20:14
Paris’te şan şöhret içinde yaşamaya alışmış, insanların sahte sevgilerinden ve kendisine olan nefretlerinden beslenen madam de prie’nin kralın gözünden düşünce sürgüne gönderilmesiyle başlıyor öykü böylece bir dönem Fransa’ya hükmetmiş madamın şöhret ve bir kahraman gibi anılma takıntısının taşrada günyüzüne çıkması da kaçınılmaz oluyor. Giderken dahi önce kendini sonra çevresindekileri bunun bir sürgün olmadığına kendisinin tatile ihtiyacı olduğunu söylüyor; insanların kendisi hakkındaki düşüncelerini bu derece takıntı haline getirmiş bir kadının öyküsü bu öyle ki ölümünü bile bir kahramanlık öyküsü yazarmışçasına işliyor; öldükten sonra insanların onu sürekli anması, hiç unutmaması için. Ancak insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi…(s48)
Edebiyat
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,8bin okunma
Tolstoy’un katı ahlakçılığı
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2022 15:03
Beethoven’ın kreutzer sonat’ını dinlerken başta hissettiğimiz öfke ve kaosu, ardından gelen durgunluğu ve sonundaki dramı da kitapta sırayla yaşıyoruz. Ki kitap adını tam olarak da Beethoven’ın bu eserinden almış; Tolstoy bu eseri dinlerken çok etkilenmiş ve bunun ardından kitabı yazmaya başlamış. Tolstoy’un bu eseri derin bir ruhsal çöküntü sırasında yazdığı biliniyor. Bunu ilk bakışta bile anlamamak elde değil; Tolstoy incilin öğretilerinden olan İsa’nın tanrının oğlu olduğuna ve birçok kilisenin öğretilerine karşı çıktığı halde hem kitapta hem de kitap çıktıktan sonra yapılan eleştiriler ve kitabın anlaşılmayan kısımlarını açıklamak için 10 yıl sonra paylaştığı son sözünde de incilden alıntılar yapmış (Tolstoy’un bu dönemde dini bir arayış içerisine girdiğini de biliyoruz tabi ki). Aynı zamanda bu dönemde Tolstoy’un karısıyla ve karısının ailesiyle geçinemediğini de aklımıza getirirsek başkarakter olan pozdnişevin sözlerinin Tolstoy’un düşünceleri olduğunu anlamak mümkün (Tolstoy’un katı ahlakçılığının büyük bir örneği olduğunu da okuyunca anlayacaksınız); ki son sözünde de pozdnişevin düşüncelerini savunmuş. Kitapta kadın-erkek ilişkileri, evlilik, din ve ahlak üzerinde çok durulmuş. Kadınların erkekleri etkilemek ve evlenmek için çaba gösterirken kendilerini bir fahişeden bile daha çok alçalttıklarını; bir fahişe gibi vücutlarını sergilemekten geri kalmadıklarını, müziği bilmelerini, okumalarını kısaca her şeyi sadece bir erkeğin kendisini arzulaması için yaptıklarını savunuyor pozdnişev. Kadınların erkeklere, erkekleri baştan çıkarmak için hırsla baktığını o sırada içlerinden ‘hayır o kadını değil beni seç beni’ diye düşündüklerini erkeklerinse bunu bilip evlilik ve çocuk yapma zamanı gelene kadar fahişelerle zaman geçirdiği ardından kendisine kur yapan
Edebiyat
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Can Yayınları · 201813,6bin okunma
Arayış
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2022 01:25
Psikiyatride bir terim vardır travma sonrası stres bozukluğu diye işte ana karakterimiz C.‘nin küçükken babasına duyduğu öfke ve korkunun ilerleyen hayatında bir travma etkisi yarattığını görüyoruz kitapta. Kadın-erkek ilişkileri bakımından babasının kadınlara olan davranışından ne kadar nefret etse dahi yaş aldıkça babasına benziyor; en basitinden babası kadınların bacaklarına hayran C. de öyle, ancak kitabın bir yerinde C. bacaklardan korktuğunu ifade ediyor ama buna rağmen kadınlara babasının bir benzeri gibi davranıyor. Babası küçükken kulağının kesilmesine sebep olmuş C.’nin, kitabın başlarında C.’nin sürekli kulağını kaşımasını yine bu şekilde anlamlandırıyoruz. Babasına duyduğu öfkeyi şu alıntıyla çok daha iyi görüyoruz: -Sizi birine benzetiyorum galiba,dedi +Babamı tanır mıydınız? -Bilmem ki… Adı neydi? +Unuttum (sayfa 162) C. aynı zamanda sevgiyi arıyor. Sevgiye hasret. Küçükken teyzesinden aldığı sevgiyi bulmaya çalışıyor, hatta “şaşı kadın” diye ifade ettiği fahişe kadını alıp evine götürüp teyzesi gibi saçımı okşamasını, teyzesinin ona seslendiği gibi kendisine seslenmesini istiyor C. Kitap 4 mevsimden oluşuyor.. hayatındaki kadınlar değişiyor, zaman değişiyor, mevsimler değişiyor ama C. hiç değişmiyor. Güler ve Ayşe’nin bakış açısından C.’yi de görüyoruz kitapta, C.’nin farkında olmadan çevreye yansıttığı aslında bu. Farklı bir heyecan C.’yi her yönden tanımak! Peki Yusuf Atılgan neden baş karakterimize C. demiş niye diğer karakterler gibi tam ismini yazmamış? Benim yorumum okuyucuların da kendinden bir şeyler bulabilmesi için. Hepimiz C.‘yiz bir nevi… hepimiz sevgiyi arıyoruz! Kurgu kopuşları, iç sesle ana diyaloğun bir anda yer değiştirmesi, bir anda kendisinden 3. şahıs kipine geçişi vs okurken beni çok zorladı. Bunlara
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
Christy de normal bir çocuk ama yaşadıklarını normalleştirmeyelim!
6/10
·164 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2021 03:30
Kitap otobiyografi niteliğinde; Christy zihinsel engelli bir çocuk ve kitabın başında kendini ifade etmek için yanıp tutuşuyor çünkü ailesine bir beyninin olduğunu,düşünebildiğini, hissedebildiğini göstermek istiyor. Bir gün sol ayağıyla karalama yapıyor annesi bunu görünce hemen harfleri öğretiyor ve Christy’nin kendini ifade etmesi,iç dünyasında dönenleri çevreye yansıtması başlıyor. Kardeşleri arasında tek “farklı” olan kendisi,onlar gibi çocukluğunu yaşamak oyun oynamak,gezmek istiyor;hayatının bir döneminde abilerinin yardımıyla bunu başarıyor ancak sonra dışarıda tek “farklı” olanın kendisi olduğu,büyüdükçe çevredekilerin kendisine bakışları ve davranışları değiştiğinden kendi içine kapanma dönemi başlıyor ve abileriyle vakit geçirmemeye sol ayağıyla vakit geçirmeye başlıyor. Yaşadıkları,hissettikleri o kadar trajik ve o kadar doğal ki insan Christy’nin yerine kendini koyamadan hatta bazen kendinden parçalar bulamadan edemiyor ;bu yönüyle bir nevi kişisel gelişim kitabı niteliği de taşıdığını söyleyebilirim. Christy birçok defa intiharı düşünüyor ancak engellere rağmen sevginin gücüyle hayata tutunmayı seçiyor. Unutmayın hayatta elbette ki karşımıza engeller çıkacak bunların üstesinden kendimize inanarak ve bize inanların gücüyle aşacağız. Yaşadıklarını sade ve bir o kadar da etkileyici yazmış zannımca. Bazı bölümlerde duygulanıp okumaya devam edemediğim dahi oldu. Bazen kendimden parçalar buldum ,her insan hayatının belli bir döneminde içine kapanıp yok olmak istiyor, ve kitabı okurken sevginin gücüne ben de inanmaya çalışıyorum.
1000Kitap
Sol AyağımChristy Brown · Nokta Yayınları · 200694,8bin okunma