Eyyüp Altun’un okuduğum ilk romanıydı.Yazarın kalemi oldukça güçlü.Kısa süre içerisinde okuyucuya birbirinden farklı duygular yaşatabilen nadir eserlerden biri olduğunu söyleyebilirim.Yer yer üslubunu Peyami Safa’nın kalemine benzettim.
Dikkat: Bu kısımdan sonrası spoiler içermektedir.
Kitap, 1930 yılında yaşanan Zilan Katliamı’nı, olaylara bizzat tanıklık etmiş bir kişinin ağzından anlatıyor.Kısaca bahsetmek gerekirse eser, aynı zamanda Van’ın Erciş ilçesine gelen veteriner hekim ve gazeteci Bahadır’ın hikâyesini de konu ediniyor.
Bahadır, görevi gereği Zilan Deresi’nden geçerken kendisine eşlik eden arkadaşı sayesinde burada bir katliam yaşandığını öğrenir.Duydukları karşısında büyük bir şaşkınlık yaşayan ve ilk başta anlatılanlara inanmakta zorlanan Bahadır, olayın aslını araştırmaya karar verir. Arkadaşı, amcasının bu hadiseleri bizzat yaşadığını söyleyince Bahadır, onunla tanışmak ister.Böylece kendisini bambaşka bir hayatın içinde bulur.
Hikâyenin merkezinde Farız Dede vardır. Yaşadıklarını pek dile getirmeyen, ancak hatıralarını günlük şeklinde defterine kaydetmeyi ihmal etmeyen bu yaşlı adam için yıllar sonra Bahadır’a yeniden konuşmak da pek kolay olmayacaktır.
Kitabın ayrıntılarına fazla girmek istemiyorum. Küçük bir not düşerek, eseri saygıdeğer okurlarla baş başa bırakmak istiyorum.
Roman boyunca aşk, ihanet, dostluk ve ölüm gibi temalar sıkça karşımıza çıkıyor.Bu nedenle okuyucu, sayfalar arasında ilerlerken kısa süre içinde birçok farklı duyguyu bir arada yaşayabiliyor.
Beni kitaba en çok bağlayan nokta ise yazarın, Türk-Kürt ayrımı yapmadan olayları olduğu gibi aktarması oldu.Böylesine güçlü bir kalemle geç tanışmış olmanın hüznünü yaşarken, herkese keyifli okumalar diliyorum.