İşin ilginç yanı sokakların boşluğunun bende bir memnuniyet yaratıyor olması. Sanki kimse dışarıda olmayınca benim içeride olmamın herkes dışarıda olduğu halde benim içeride olmamdan farkı varmış gibi. İnsanlar soğuk olduğu için çıkmıyor sokağa, bense insan olmadığı için çıkıyorum aynı sokağa.
"Özgürlük mü dedin? Burada özgür değil miyiz ki?"
"Sen kadın olduğun için anlamıyorsun. Sana şu kadarım söleyeyim; çölde açlıktan ölmekte olan bir çakal kafesteki karnı tıka basa tok bir aslandan daha mutludur."
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafım da küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler bir birini kovalıyor. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teket uzun uzun anlatacak birini.
Peki mutluluk ne? Ne de olsa arzular acı vericidir, öyle değil mi? Ve şurası açık ki mutluluk, artık hiçbir arzu olmadığında, tek bir arzu olmadığında gelir.