4/10
·213 syf.··
2026 105. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:52
Serinin 3.cü kitabı patladı resmen adam zaten berbat bir salak kadın tarif edilen şekilde olsa bu malı asla kabul etmez ama burada etti . Cassidy lise zamanı yan komşusu James/Knuckles aşık fakat kız hani okulun sakin sessiz kızı oğlanda yakışıklı . Bunlar komşu olduğundan evin orada gayet yakın arkadaş gibiyken çocuk okulda kıza bakmıyor bile yani öyle bir şahsiyetsiz o yaşa göre bile . Cassidy 'nin güya yakın arkadaşı okulun en güzel kızlarından bu kız gidip aslında istediği erkek olmadığı halde James yatıp birde hamile kalıyor . Cassidy tabi şok ikisi ile muhabbeti kesiyor okul bitsin kurtulayım derdinde . Bu iki yüzsüz kızdan düğünde nedime olmasını istiyor kız kabul etmeyince kıza utanmadan çemkiriyor oğlan rezillik resmen . Bu aradA tüm bu bokları yerken aslında kıza ne kadar değer verdiğini ilerde onla bir yakınlık hayal ettiğini falan düşünüyor . Bu olay dizisi zaten sinirimi kaldırdı ama hepsinin yaşlar malum günümüzde toplanır . Bu aptal James o leş kızla evleniyor Cassidy orduya yazılıp çıkıp gidiyor . James ile karısı çocuğu kaybediyor karısı buna devamlı yaptığı gezileri Cassidy ziyareti diye yutturuyor . Yani adamın embesilliği inanılmaz boyutlarda bakın sonunda boşanıyorlar . Aradan 11 sene geçmiş Cassidy'nin babası ölüyor kız kasabaya dönüyor . Tabi küçük yer herkes tanışık kızı yemek dağıtım ve işlerinin başına geçiyor Kulübe iş yapıyorken bunlar karşılaşıyor . Ve tabi bizim mal James kıza yine yok karıma yataklık yaptın beni aldattı diye kıza saçmalıyor . Bir insan daha ne kadar gerzek olabilir derken durum anlaşılınca özür yani adam devamlı sıçıp batırma durumunda . Bakın kimse bu adamı kabul etmez yani mantıken . Cassidy gibi bir kadın asla etmezdi ama işte yazar ettirdi .
Property of KnucklesChristine Michelle · Moonlit Dreams Publications · 01 okunma
Seni İçime Gömdüm
Puan vermedi
Sevgili Tomris Uyar’ın Adnan Semih’in etkisinde kalarak Andrew Jolly’den çevirdiği bu küçük ama içerik olarak dev yapıt Kafka, Camus ve Dostoyevski karışımı bir estetik tatla kimlikleşiyor, belleklerimizde bir hüznün romanı olarak irileşiyor. Yapıtın yazarı hakkında yeterli bir bilgiye ise ulaşılamamış. Ancak bu bilge başka bir roman daha yazmış bu bilgiye ben ulaşmadım çünkü araştırmadım. Araştıranlara selam olsun. Diğer kitabının adı; A Time of Soldiers. Başka kitapları var mı? Bilmiyorum. Seni İçime Gömdüm, yaşamın odağında parçalanan aşk, sevgi değil ama bunların üstünde ya da bunların da anlamlandıramadığı psikososyal bir sürece denk geliyor. Yüreğe gömülen bir sevda neye denk gelir? Bence en acı ayrılıklara… Yapıt, ötekilerin romanı. Kavminden sürülmüşlerin… Bir çığlığın romanı: Seni İçime Gömdüm (Lie Down In Me). Yalın! Romanın erkek kahramanlarından Kabrero, kimdir ne iş yapar varlığını nasıl tanımlar ona da bakalım inceleme boyunca. Ama bir sevdanın ardı sıra sürüklenen bir insana bakar gibi. Roman: “Tan ağarırken ölmüştü kız.” cümlesiyle başlar. Kızılderili olan bu kız, hastadır. Bakıma muhtaçtır. Yaralıdır. Hasta bir kıza tutkuyla eğilişin alanı bir evliliğe kayar. “Karı” olarak kendi topraklarının kızlarından birisini seçmez kahraman. Eski kamyonlar yağlı çadırlar misalidir hayat… O yüreğindeki yangına tutkundur. Ağabeyine, sevdiği kızın ya da takıntılı bir şekilde içerikleştirdiği kadının hastalığından söz bile etmez: “Ağabeyine yaradan söz açmayı düşünmedi bile. Duygularını tıpatıp açığa vuracak sözcükleri bulabilse de -diyelim ki vardı böyle sözcükler- yine bir işe yaramazdı; onun sözcükleriyle ağabeyinin aklından geçenler, birbirini tutmuyordu ki” (s.14). Ağabeyi Kızılderili sosyal kişilik/toplum yaşantısını kendince gördüğü için kardeşinin vazgeçmesi
1000Kitap
Seni İçime GömdümAndrew Jolly · Ayrıntı Yayınları · 20221,080 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nietzsche Ağladığında İnceleme
9/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
DİKKAT BU BİR SPOİLER UYARISIDIR !! Nietzsche Ağladığında Benim için çok uzun bir kitap ve bilgilendirici bir kitap oldu. Çok severek okudum. Sadece kitabın kurgu olduğunu keşke en sonunda değil de başında bilseydim. Ben de okuduğum süre boyunca, “Ne güzel yazar, bu adamların konuşmalarındaki nefes sayısını bile yazacak az kalsın.” diye düşünüyordum. Hikâye çok gerçekçi gibi duruyor. Tabii bunun temelde sebebi karakterlerin hepsinin gerçek olması ve yaşanan olayların, Nietzsche ve Dr. Breuer konuşması dışında, diğer konu ve düşüncelerin gerçek olması. Bu gerçek ve hayal karışımı konuşma terapisi sonrasında ortaya çıkan hikâye ve düşünceler çok yerinde ve gerçekçi. Hikâyemiz zaten Lou Andreas Salomé’nin, yani Nietzsche’nin eski manitası olur kendisi, Dr. Breuer’in (çok meşhur bir doktor) yanına gelip yardım istemesi ile başlıyor. Lou Andreas Salomé iddia ediyor ki Nietzsche hasta. Hem migrenden dolayı fiziksel hastalığı var hem de Ben ve Paul Rée’ye (Nietzsche’nin yakın arkadaşlarından) hem sinirli hem dargın. Onlara kötü mektuplar yazıyormuş ve Nietzsche’nin ablası onları dolduruyormuş. Bunun nedeni ise bu üç manyağın üçlü ilişki yaşamayı denemeleri. Her neyse, bir şekilde Nietzsche ikna olup doktorun yanına gelmeye karar verir. Onun yanına geldiğinde Dr. Breuer de biraz bu kadından etkileniyor ki kadının biraz kurallarının dışına çıkmasına ve ofisinde at koşturmasına izin veriyor. Kadının Google’dan fotoğrafına baktım. Yani o dönemin erkekleri harbiden yokluktaymış. Allah affetsin. Her neyse, Lou Andreas Salomé doktorun bu hastaya özen göstermesini istiyor ve aralarında geçen her şeyi anlatıyor. Yani daha Nietzsche gelmeden doktor hikâyesini biliyor. Sonra da bu kadın, Nietzsche’nin arkadaşlarını onun bu doktorun yanına gitmesini tavsiye etsinler diye ikna
1000Kitap
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 5. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 23:38
Kitabın başlangıcı olan 11 sayfada "korkuyorum" dedi kızım bir sıra kulağıma sessizce. Burada babasını anlatan karakterı 109 sayfaya kadar kadın olarak canlandırıyorum. 109 sayfada "bugünkü olayı karıma anlatıyorum, o ise bir öğrencisinin hıkayesıyle karşılık veriyor" diyor. Anlatıcının kadın mı erkek mı olduğunu anlayamadım
1000k
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,7bin okunma
1/10
·772 syf.··
2026 50. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 16:03
Off bitti nihayet :/ 2 sene önce saçma sapan gereksiz duygularla başlayıp yarım bırakmıştım. Bu sene 'bari bitireyim' diye başladığım ama bitirene kadar da can çekiştiğim kitabı sonunda bitirdim.. Şimdi gelelim kitapla alakalı yorumuma.. Sabahattin Ali de sevdiğim yazarlardan değildir ama onun eşiyle olan mektuplarının yayınlandığı kitabı okurken kendimi kötü hissetmiştim. Tamam kitaba basılmış vs ama özellerine, mahremiyetlerine kulak misafiri oluyomuşum gibi bi hisle okudum o kitabı ben. Nazım'la Piraye'nin mektuplarını okurken bırak böyle bi rahatsızlığı, o sözde aralarında olan büyüüüüük! aşk duygusu bile geçmedi bana.. Kitabın yarısı zaten, sıksık mektup göndermiyor diye Piraye'yi darlamalarıyla dolu. İyi sabretmiş valla Piraye :) ben olsam ehh yeter be adam derdim :) hapishaneden karısına havyar göndermeler.. avukatından Nazım Hikmet'e sucuklar, pastırmalar.. en sonunda da domuz yağı istiyordu karısından :) benim bildiğim hapishanede yatan kişi, yakınlarından sigara, fanila vs ister dimi ben mi yanlış biliyorum yoksa :) Bi de tabi 'hayırlı işler Kemal' var ki o konuya hiç girmeyeyim :) karıma birileri mektup gönderecek, methiyeler düzecek bende aldığım cezanın üstüne bi ceza daha almak yerine, bunları karıma ballandıra ballandıra anlatıcam! Neyse diyeceğim aslında daha çok şey var ama bu kadarı yeterli... Boşuna zamanınızı yemeyin benim gibi derim ama yine de siz bilirsiniz :)
1000Kitap
Piraye'ye MektuplarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20176,1bin okunma
"COME İL FAUT" NASIL OLMASI GEREKİYORSA ÖYLE
Puan vermedi·83 syf.··
2026 7. kitabı
Hayatım boyunca her şeyi doğru yaptım. En azından öyle sandım. Doğru okula gittim, doğru insanlarla tanıştım, doğru kadınla evlendim. Kariyerimde adım adım yükseldim, her basamağı hak ederek çıktım. Evimizi döşedik, misafirlerimizi ağırladık, çocuklarımızı yetiştirdik. Herkes benim için "İvan İlyiç, işte örnek bir insan" dedi. Ben de buna inandım. Ama şimdi bu yatakta yatıyorum ve ilk kez soruyorum: Bu hayat gerçekten benim miydi? Ölüm hiç aklıma gelmemişti. Neden gelsin ki? Ben farklıydım. Ölüm yaşlılar içindi, hastalar içindi, talihsizler içindi. Ben mahkemede oturmuş dosyaları inceleyen, akşamları oyun oynayan, toplumda saygın bir yer edinmiş biriydim. Ölüm... ölüm bana yakışmazdı. Sonra o düşme oldu. O aptal, küçük düşme. Bir ağrı başladı. Geçer diye bekledim. Geçmedi. Doktorlar muayene ettiler, teşhis koydular, ilaçlar yazdılar. Hep o soğuk, resmi tavırlarıyla. Sanki ben bir dava dosyasıydım önlerinde. Ben de aynı şekilde karşılık verdim onlara, çünkü öyle yapılırdı, öyle olması gerekiyordu. Asıl acıyı bedenim değil, gözlerim verdi bana. Karım odaya girdiğinde yüzüne baktım. Endişe yoktu, sadece yorgunluk vardı. Ve altında yatan şeyi gördüm: Ne zaman biter bu? Kızım nişanlısıyla konuşuyordu, hayatı devam ediyordu. Oğlum derslerine girip çıkıyordu. Arkadaşlarım oyun oynarken benim masam boştu. Dünya durmamıştı. Ben dururken, her şey akmaya devam ediyordu. İşte o zaman anladım: Onlar için de hayat "olması gerektiği gibi" ilerliyordu. Hasta bir adam vardı evde, bu duruma üzülünürdü, ona bakılırdı, ama hayat durmazdı. Bu da kurallardandı. Ben de başkası hasta olduğunda böyle yapmıştım. Şimdi rolümüz değişmişti, yalnızca bu kadar. Ama bu fark edişin bana ne kadar ağır geldiğini anlatamam. İnsanların beni değil, benim yokluğumun getireceği rahatsızlığı düşündüğünü
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,2bin okunma