• Fazla eğimli yollarda karşılaşma hâllerinde; çıkan araç için geçiş güç veya mümkün değilse, güvenli geçişi sağlamak üzere inen araçlar, sığınma cebi de yoksa aşağıdakilerden hangisini yapmak zorundadır?
     A) Motorun çalışmasını durdurup, vitesi boşa alarak inmek 
     B) Çıkan araç için manevra imkânı bulunmadığının açıkça anlaşılması hâlinde geri gitmek 
     C) Çıkan aracın sürücüsünü ikaz ederek yavaşlatmak 
     D) Çıkan aracın geri gitmesini beklemek
  • Her karşılaşma, her küçük olay kendi içinde bir anlam barındırır.
  • Descartes; Çev. Mehmet Karasan. Ruhun İhtirasları. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991.

    Hayranlık. Herhangi bir nesne ile ilk karşılaşma bizi şaşırtırsa, ve onun yeni olduğuna veya daha önce bildiğimizden pek farklı olduğuna, yahutta olması gerektiğini farz ettiğimizden pek başka olduğuna hükm edersek, o zaman ona hayran oluruz ve o bizi hayret içinde bırakır. Bu nesne bize faydalı veya faydasız olduğunu hiç bilmeden bu hayranlığı duyduğumuz için, bana öyle geliyor ki, hayranlık bütün ihtrasların birincisidir. Zıddı bir ihtiras da yoktur; çünki kaşılaştığımız nesne bizi hayrete düşürecek bir özelliğe sahip değilse, bundan dolayı asla heyecan duymayız ve ona ihtirassız bakarız.s.50

    ...bir şey bizim bakımımızdan bize iyi olarak takdim edildiği, yani bize uygun gelen bir nesne olarak sunulduğu zaman, bu bizde ona karşı aşk doğurur, bu bize kötü veya zararlı olarak takdim edildiği zaman da bizde kin doğurur. s.51

    Hayret nedir? Bu hayret, şaşkınlık, dimağın boşluklarında bulunan ruhların, hayran olunan nesnenin intibaının bulunduğu yere doğru akmasını sağlayacak büyük bir güce sahiptir; bazan olnların hepsini oraya iter, ve bu intibaı muhafaza etmekle o kadar meşgul olurlar ki, orada ne kaslara geçen, ne de dimağda takib ettikleri ilk çizgilerden hiçbir suretle geri dönen biçbirisi yoktur: Bu sebeple de, bütün vücut bir heykel gibi hareketsiz kalır ve, nesnenin de ancak ilk görünen yüzünden başka bir yüzü görülmediği gibi, daha özel bir bilgisi de elde edilemez....İhtirasların sebep olduğu zarar da, bu düşünceleri gerekenden fazla kuvvetlendirip saklamalarıdır, yahutta üzerinde durmak faydalı olmayan düşünceleri kuvvetlendirip saklamalarıdır.s.59

    Fakat çokça, gerektiğinden fazla hayranlık duyduğumuz ve pek az itibara layık olan ya da hiç itibar gerektirmeyen şeyleri gördüğümüzde hayrete düştüğümüz vakidir. Bu da, aklımızı kullanmayı tamamıyle ortadan kaldırır; yahutta, bizi sapıttırır. İşte bunun içindir ki, bu ihtirasa herhangi bir eğilimle doğmuş olmak iyi bir şey olsa da, çünki bu bizi ilimleri edinmeye elverişli kılar; bununla beraber, mümkün olduğu derecede, kendimizi bundan kurtarmaya çalışmamız lazımdır....Aşırı bir hayranlığa düşmekten kendimizi alakoymak için birçok şeylerin bilgisini edinmekten ve en nadir ve en acayip şeyleri gözden geçirmeye ve incelemeye kendimizi alıştırmaktan başka çare de yoktur.s.60

    Kendilerini hayranlığa kaptıranlar ne en aptal, ne de en zeki olanlardır...hayranlığa meyilli başlıca kimseler, oldukça iyi bir sağ duyuya sahip oldukları halde kendi yeterliliklerine inançları olmayan, böylece kendilerini küçük ve aşağı gören kimselerdir (s. 61).

    Aşk, ruhun bir heyecanıdır. Bu heyecanı ruhların hateketi doğurur. Bu heyecanı, onu yani ruhu kendine uygun görünen şeylerle, isteyerek birleşmeğe teşvik eder....Böylece insan bir bütün tahayyül eder, kendisini de onun yalnız bir bölümü, sevilen şeyi de onun başka bir bölümü olarak düşünür.s.62

    İki türlü aşk bir birinden ayırt edilir: Bunlardan biri, iyilik isteyen aşktır; yani ruhu, sevilenin iyiliğini istemeye teşvik eder. Öteki, şehvet aşkıdır; yani, sevilen şeyi arzu ettiren aşktır. Fakat bana öyle geliyor ki bu ayrıma, aşkın özü veya mahiyeti ile değil de etkileri veya neticeleri ile ilgilidir; zira, ne tabiatte olursa olsun, herhangi bir nesneye irade ile katılır katılmaz, onun iyiliğini isteriz; yani, irade ile, ona uygun veya faydalı olan şeyleri ona ekleriz. Bu da, aşkın başlıca neticelerinden biridir. Ve eğer insan bu nesneye sahip olmanın veye irade ile olandan başka bir tarzda onunla birleşmesinin bir iyilik olduğunu hükm ederse, o zaman onu arzu eder. Bu da aşkın en bayağı neticelerinden biridir.s.64

    Bana öyle geliyor ki, kendimize kıyasla sevdiğimize karşı beslediğimiz takdire göre de aşkı türlere ayırabiliriz; zira aşkımızın konusuna kendimizden daha az değer verirsek, ona karşı basit bir sevgi duyarız; onu kendimizle eşit değerde görürsek, ona karşı dostluk duyarız; ama ona kendimizden fazla değer verirsek, duyduğumuz ihtirasa tapınma adı verilir. Böylece bir çiçek, bir kuş, bir at için sevgi duyabiliriz; fakat, kafadan adamakıllı sakat olmaksızın insanlardan başkaları için dostluk duyamayız. Bu ihtirasın konusu insanlardır, öyleki insanlarca sevildiğimizi düşündüğümüz ve asil alicenap bir ruha sahip olduğumuz zaman, ne kadar eksikli ve kusurlu olursa olsun, kendisi için pek tam ve mükemmel bir dostluk duymayacağımız insan yoktur. Tapınmaya gelince onun başlıca konusu, şüphesiz, tam olgun ve istün olan Tanrı’dır. Onu gereği gibi bildiğimiz ve tanıdığımız zaman, ona tapmaktan kendimizi alamayız....Şimdi bu üç türlü aşk arasındaki fark, özellikle, neticelerinde ortaya çıkmaktadır; zira hepsinde de kendimizi sevilen şeyle birleşmiş olarak gördüğümüze göre, onlarla birlikte teşkil ettiğimiz bütünün büyük bölümünü muhafaza etmek için, ufak bir bölümünü fada etmeğe her zaman hazır bulunuruz; bu sebepledir ki, basit sevgide kendimizi daima sevdiğimize tercih ederiz; aksine tapınmada ise, sevilen şeyi o derecede kendimize tercih ederiz ki, onu muhafaza etmek için ölmekten korkmayız.s.66

    Fakat dış duyularımızla, özellikle öteki duyulardan daha önemli olan, görme duyusu ile bize bu şeklilde sunulan şeyleri güzel veya çirkin olarak adlandırıyoruz. Buradan da iki türlü aşk doğuyor. Onlar da, iyi şeyler için duyulan aşk ile güzel şeyler için duyulan aşktır. İkinciye, onu birinci ile karıştırmamak, hele, çokça aşk adı verilen “arzu” ile hiç karıştırmamak için “zevk” adı veriliyor. s.68...Çiçeklerin güzelliği bizi sadece onlara bakmaya, meyvelerin güzelliği de onları yemeğe tahrik eder, fakat başlıcası kendimizi bir başkası olabileceğini düşündüğümüz birşahısta hayal edilen olgunluklardan, mükemmeliklerden duyulan arzudur; zira tabiat, akılsız hayvanlar arasıda olduğu gibi, insanlar arasında da koyduğu cinsi ayrılığın yanında, dimağda da bir takım intibalar koymuştur. Bunların etkisi ile insan belirli bir yaşta ve belirli zamanda kendini yaradılışca eksik ve ancak bir bütünün yarısı olarak görür. Öteki yarının da öteki cinsten biri olduğuna inanır, böylece de bu yarıyı kazanma, tahayyül edilebilen nimetlerin en büyüğü olarak tabiat tarafından belirsiz bir şekilde gösterilir.s.71
  • "Seni istediğin gibi sevmiyor olması, bütün benliğiyle sevmediği anlamına gelmez."
  • Her arama ânı, bir karşılaşma ânıdır.