• Başkalarının gürültüsünü değil, kalbinin fısıltısını dinle...

    Bu hayat yolculuğunda hiç bir karşılaşma tesadüf değildir.Karşınıza çıkan her insan bir nedenden dolayı çıkar. Ya bizi bir yere götürürler, ya bize bir şeyler öğretirler (Hakan Mengüç).
    Evet Hakan Mengüç ve kitabıyla tanışmam tesadüf değil....
    Bize elmas dolu ceplerimizi (kitabın içinde hikayesi yer alıyor) hatırlatıyor. Var olan ama bir sebeple farkında olmadığımız potansiyelimizi gösteriyor; unuttuğumuz ya da hiç tanımadığımız parçamızla tanıştırıyor. Dengeyi anlatıyor.
    Yaşam bir denge sanatıdır... İpi göğüsleyen değil, ipin üzerinde dengede yürüyen yol almış olur diyor. Arayış yolculuğunda olan herkes için rehber bir kitap.
    Hedefin kitabı bir an evvel bitirmek olmasın, anlamak ve içselleştirmek olsun. Ben anlatmaya hazırım, sen de okumaya hazırsan ikimiz için de güzel bir yolculuk yapacağız demektir.
    Ben güzel bir yolculuk yaptım. Umarım sizlerde yaparsınız.

    Hakan Mengüç'ün YouTube'de videoları var. Hatta kitabı da bölüm bölüm okuyor. İster onun sesinden dinleyin, ister kendi sesinizden...
    Çokta güzel Ney üflüyor...
    Kitapta Sazlıktaki zayıf bir kamışın içli bir Neye dönüşünün yolculuğunu anlatıyor. Ney, insana çok benzer, neyin yolculuğu insanın yolculuğuyla örtüşür diyor.
    İyi bir Ney'in olma süreci 3 yılmış.
    Sazlıktaki kamışın Ney yolculuğu:
    1-Ayrılık
    2-Kabuklardan Kurtulma
    3-Kamış Sabrı Öğreniyor
    4-Ney'in içi delinir ve Hiçlik Başlar.
    5-Ahengin Kaynağı
    6-Başpare ve Destar
    7-Kemale Eren Kamış
    Ben Ney'im son sözünden;
    Kalbi güzel insanlar birbirlerini bulurlar, çünkü herkes kendinde olanı çağırır hayatına.
    Kalbi temiz olanın hikayesi mutlu sonla biter.

    Hikayenizin mutlu sonla bitmesi dileğiyle, Keyifli okumalar.
  • Bir arının damla damla bal biriktirmesi gibi, ben de yıllardan beri bu karşılaşma için hazırlandım. Zamanı gelince açan bir çiçek gibi gonca olup bekledim.
  • Aşkın insana normalde yapamayacağı şeyleri nasıl yaptırabildiğini anlamaya başlıyordum;saplantılı hale gelmek ve hatta biraz delirmek gibi.
  • Amin Maalouf, her şeyden önce içinizde saklı, arkalara itmiş olduğunuz gezgin ruhunuza ustalıkla dokunan, onu canlandıran bir yazar. Ruhunuz harekete geçiriyor.
    Semerkant'da ustaca doğuyu size hissettiren, Amerika'dan Paris'e oradan Tebriz, Tahran ve Semerkant'a nakış titizliğinde bir yolculuğun içerisine çekiyor.
    Ömer Hayyam'dan Nizamülmülk'e ve elbette Hasan Sabbah'a dek bu yolculukta eşsiz tarihi karakterler ile kervansaraylarda karşılaşma şansı sunuyor.
    Üstelik anlatıcı da günümüz döneminin Hayyam'ı gibi bir gezgin, bir aşk adamı ve yine rubailer ile birleşen iki ten...
    Muhteşem bir yapıt. Okumanızı ve kendi içinizdeki o farklı ruhu keşfetmenizi tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
  • Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...

    Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...

    Sokağa fırlayacaksınız...

    Sokaklar da dar gelecek...

    Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...

    Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...

    Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz...

    Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...

    ‘‘Önemli olan sağlık.’’

    ‘‘Yaşamak güzel.’’

    ‘‘Boşver, her şey unutulur.’’

    Siz hiçbirini duymayacaksınız...

    Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.

    O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...

    Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...

    ‘‘Ölüme çare bulundu’’ ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış’’ deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?’’ diye sormayacaksınız...

    Yalnız kalmak isteyeceksiniz...

    Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

    İkisi de yetmeyecek.

    Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak...

    Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek...

    Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız.

    Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.


    Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...

    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...

    Herkesi ona benzetip...

    Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...

    Hiçbir şey oyalamayacak sizi...

    İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...

    Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...

    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...

    Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa’’ diyeceksiniz.

    Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...

    Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...

    Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz... Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...

    Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz... Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...

    Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...

    Yüreğiniz burkulacak...

    Canınız yanacak...

    Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.

    Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...

    Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız... Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...

    Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

    Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...

    Gel gitler içinde yaşayacaksınız...

    Buna yaşamak denirse...

    *

    Razı mısınız bütün bunlara?

    Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye?

    O halde áşık olabilirsiniz.

    Ama ben hiç tavsiye etmiyorum. Şu günlerde bu durumda olan birini seyrediyorum zira... Dayanılır gibi değil.

    mış muş köşesi

    Ecevit, ‘‘Pişkinsüt olayı üzücü’’ demiş.

    Haklısınız, size rakip olmamalıydı değil mi?

    Epilasyon yaptıran erkek sayısı her geçen gün artıyormuş.

    Bakalım Mehmet Gül buna ne diyecek?

    Kadınlar yaşlandıkça daha çok seks istiyormuş.

    Ne yapsınlar, fazla işe güce halleri kalmıyor, sırt üstü yatarak yapılacak bir tek o iş var.

    A.Menderes, ‘‘Ecevit Bahçeli'ye benzedi’’ demiş.

    Keşke benzese, Bahçeli hiç olmazsa habire gaf yapmıyor.

    Derviş, ‘‘Gücümü halktan alıyorum’’ demiş.

    Bu da alıcı. Biri de çıkıp bize güç verse...
  • İnsanın gözlerine bir şehir üflerse, diline bir şehir kamçı olursa, kalbine o gümüş saplı bıçak değerse...
    Binlerce yılın tozlarına serpilen hayat karşımda...
    Şaşkınlıktan gözleriniz parlar, sevinci bol hüzünden payınıza kocaman dilimler ayrıldığını hissedersiniz. Hiçbir karşılaşma nedensiz değil. Hep yeniden anlamak..., hep yeniden başa dönmek, hep yeniden cesaretle olup biten arasında kalmak. Ama olucak olan her neyse o oluyor. Maalesef, olacak olan her neyse o olacak...