Gamze, yaygın olarak "yanaktaki çukurluk" manasında yanlış bir kullanımda dilimize yerleşmiştir. Oysa gerçek gamze, âşığın, anlamını çözmekte zorlandığı ve binlerce manaya gelebilecek şüphelere boğulduğu bir bakıştır. Bu bakışta göz, kaş ve kirpikler hep birlikte rol oynar.
"Mizah anlayışın pek gelişmemiş, ama dürüstsün. Dünya mantık yürütemeyeceğin, aklının almayacağı şeylerle dolu. Böylesine sıkıntıyla kaplı bir dünyada yaşam sürebilmek için en iyi silah, mantık ya da kas gücü değil, mizahtır."
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evrimsel psikolojinin muhafazakar kanadı, erkeğin kas yapısını veya fiziksel gücünü hemen "savaşçı erkek (warrior male)" teorisine bağlamaya bayılır. Oysa o anatomi, insanı öldürmek için değil, insanı yaşatmak için; zorlu pleistosen koşullarında yırtıcılardan kaçmak, mamut etini taşımak ve kabile çocuklarını korumak için evrimleşmiştir. Anatomiyi askeri bir terminolojiyle okumak, nesnel bir bilimsel gözlem değil, modern militarizmi ve erkek şiddetini "doğanın bir emri" gibi göstererek rasyonalize etme çabasından ibaret kurumsal bir manipülasyondur.
Cevap: "İnsanlığın Ezoterik Tarihi"nde gizliydi...
Bu gizemli yapıları gerçekten de alnından ter damlayan ve kırbaç altında zorla çalıştırılan binlerce köle mi inşa etmiştir? Tek parça tonlarca ağırlığındaki dev taş blokları sadece kas kuvvetiyle mi üst üste yerleştirildiler? Bu nasıl bir kas kuvvetiydi?! Ancak konu üzerinde araştırmalar sürdürüldükçe kafaları karıştıracak daha pekçok sorunun daha ortaya çıkmakta gecikmediği görüldü... Öncelikle, bilinen insanlık tarihinin bize sunduğu verilerle, Mısırlılar'ın bu devasa yapıları hangi teknolojiyle yaptıkları sorusuna mantıklı bir cevap verilemeyeceği kesin olarak anlaşılmıştı...
hayatının değerine dair dertleri hiç olmasa da, kendisinin ve daha bir dolu insanın yaşamaya neden devam ettiğini hep merak etmişti; bazen kendini ikna etmekte bile zorlanıyordu, oysa daha milyarlarca insan aklının dahi almayacağı yokluklar, sefalet ve hastalıklar içinde yaşayıp gidiyordu. ama hiç vazgeçmiyorlardı. o zaman insanın yaşama kararlılığı bir tercih değil de, evrimin eyleme geçiş şekli miydi? beynin içinde kas bağları kadar sertleşip zedelenmiş bir nöron takımyıldızı, insanların mantıklarının emrettiği bir şeye karşı durmalarını mı sağlıyordu? bir yandan da sarsılmaz değildi bu içgüdü, kendisi bir kere yenebilmişti. peki sonra ne olmuştu ona? zayıflamış mıydı, daha dayanıklı hale mi gelmişti? hayatı, yaşamayı tercih edebileceği kadar kendine ait miydi hâlâ?
Sayfa 788·Kitabı okudu
Alıntı