O öyle bir güzeldir ki eğer ortaya çıkarsa, kuşluk güneşi tutulur. Salındığında da endamıyla kargıyı hor görür. Onu dolunay ile kıyaslarsak parlaklık yönünden o fazla gelir. Veya fidanlarla ölçüştürürsek ancak ona denk gelir. -Kaside-i Lâmiyye
Müslüman Kader
Şiirde, nesirde, kurguda... edebiyatın ekserisinde kendisinden şikayet edilerek yer bulan 'kader' Nedim'in şiirlerinde daha farklı yer alıyor. O, Sa'dâbâd'ın büyüsüne kapılmış halde, ondan önceki saray ve köşklerin efsanevi güzelliğini metheden tarihçilere aldanmadan kaderin imânı üzerine yemin ediyor ki Kisra'nın sarayları dahi cedveli sîm ile boy ölçüşemez. Kendisine eğer ki 'Behey Nedim! Kader imansızdır, vefasızdır' derlerse Sultan Ahmed'in fermanına muhkem olan kaderin ehli perver, Müslüman, güzellikle dolu olduğunu söyler. Görelim Nedim ne söyler? Ben kapılmam ehl-i Tarihin sühan-sencânına İkiniz de olmamış mâlik anâ aldım haber Çerh-i pîrin ând verdim dininê îmânına Derseniz kiın çerh-i pîrê yok yerê verdin kasem Kim o bi-imandır anın kim bakar eymânına Vaktınızda çêrh âmenna ki bî-îmân idi Ehl-i dil makrûn idi endûh-i bî-pâyânına Şimdi ammâ êhl-perverdir müselmandır tamâm Olalı mahkûm Sultân Ahmed'in fermânına Kaside Der Evsâf-ı şâh-ı Cihan Bân-ı Saâdet Refîk ve Sitâyiş-i Sa'dâbâd
Reklam
ZULÜM DEVİRLERİ ve SAİD-İ KÜRDÎ'NÜN KÜRTLÜĞÜ...
Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî Hazretleri diyor ki: "Kelâmın tabakaları, ulvîyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma..." Şimdilerde buna "bağlam" diyorlar. Yani "sözün bağlamı." Ve hakikaten bir sözün "bağlamı" değiştiğinde "anlamı" da değişebiliyor. Sözgelimi: "Son çarem aşağı atlamak!" diyen birisi, bunu, sağlam bir binanın 10. katının pervazında diyorsa, atlamak için hiçbir zaruret de yoksa, kastettiği "Son çarem ölmek!" gibi bir şeydir. İntihar temayülünün hazin ifadesidir. Fakat, yangındaki bir binanın 3. katından, hem de itfaiyenin tertip ettiği yumuşak bir zemine atlayacak kişi söylüyorsa, o zaman aynı cümle, "hayatta kalmak arzusuna" işaret eder. Yâni, birincisi aynı kelâmla "ölmek arzusu" vurgular, ikincisi aynı cümleyle "yaşamak isteğini" belirtir. Bununla ilgili, mihmandarımız Ebu Eyyüb el-Ensarî radyallahu anha atfedilen, şöyle bir hâdise de var: **Hz. Ebu Eyyüb İstanbul'un Emevîler zamanındaki kuşatmasına katılır. Vuruşmalar esnasında genç bir mücahidin cesareti dikkatleri çeker. Öyle yiğittir ki, ölüm-kalım düşünmeden, düşmanın en kalabalık olduğu yerlere gözü kapalı saldırmaktadır. Bunun üzerine diğer bazıları derler: "Âyete uygun hareket etmiyor. Yaptığı doğru değildir..." Hz. Ebu Eyyüb şaşırır ve sorar: "Hangi âyete uygun hareket etmiyor?" Bakara sûresinin 195. âyetindeki o ifadeyle cevap verirler: "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!" Hz. Ebu Eyyüb o âyetin mânâsının "Allah yolunda malını infâk etmekten kaçınmakla" ilgili olduğunu belirtir. Yâni mülkünü-parasını hayırdan saklayan insanlardır "kendi
Bediüzzaman Said Nursi
Bunuda tevil edecek değilsin heralde.
Din; cifrlerden, ebcedlerden ve şifreli harf oyunlarından değil; Kur’an’dan, sahih sünnetten ve selefin yolundan öğrenilir. "İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ve Kerremallahu Vechehu, Kaside-i Celcelutiye'sinde kerametkârane Risale-i Nur'dan haber verdiği yerde Risale-i Nur'u Siracünnur ve Siracüssürc namlarıyla tesmiye ederek..." Bu söz, hadis usûlü, fıkıh usûlü ve akaid açısından batıl bir iddiadır. Çünkü burada Ali Radıyallahu Anh’ın asırlar sonra ortaya çıkacak bir şahsı, cemaati ve külliyatı gaybi şekilde haber verdiği iddia edilmekte. Halbuki gaybı bilmek Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın sıfatlarındandır. Kur’an’da Allah Azze ve Celle: “De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.” buyurmuştur. Yine: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları ancak O bilir.” ayetinde gayb ilminin yalnız Allah’a ait olduğu açıkça belirtilmiştir. Ehl-i Sünnet akaidine göre peygamberler bile gaybı zati olarak bilmezler. Ancak Allah’ın vahiy ile bildirdiği kadarını bilirler. Sahabenin, velilerin veya âlimlerin; gelecekte çıkacak cemaatleri, kitapları veya şahısları şifreli ifadelerle önceden bildiğini iddia etmek ise bozuk bir akidedir. Çünkü bu anlayış, kullara Allah’a ait bir sıfatı vermektir ki bu şirktir. Hadis usulü açısından bakıldığında "Kaside-i Celcelutiye" denilen metnin sahih bir isnadı yoktur. Kütübi Sitte’de, muslimde, Buharide veya sahih hiçbir kitapta bulunmaz. Muhaddisler tarafından sahih kabul edilmiş bir rivayet değildir.** Hadis usulünde bir sözün kabul edilmesi için: senedinin sahih olması, râvilerinin güvenilir olması, metninin şaz ve münker olmaması gerekir. ** İsnadı olmayan veya sahih bir şekilde sabit olmayan bir metinle ne akaid kurulur ne de gaybi iddialar ispat edilir. İlimden nasibini almış kişiler için, muhaddislerin "isnad dindendir"
Sessiz Kaside ~~
sesin ötesindeki iletişim... Gözlerini kapattığında gördüğün o dünya Benim de her zaman özlemini çektiğim yer Hiçbir ses çıkarmadan yanındayım Seni izliyor, her nefes alış-verişini hissediyorum.. Dünya çok gürültülü olduğunda Ve sesim sana ulaşamadığında Sadece ellerimi tut, orada olduğumu anla Sessizliğimiz, bildiğimiz en güzel şarkı olsun 🌻
En Sevdiğim İki Beyit:
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su (Kasîde Der Na't-ı Hazret-i Nebevî, Fuzuli)
Şiir
Reklam
Reklam