cekirdek-agaç-meyve misali Evvel.Ahir.Zahir.Batın isimleri
İsm-i Evvel ile işaret edildiği gibi, her bir meyvedar ağacın menşe-i aslîsi olan çekirdek öyle bir sandukçadır ki o ağacın programını ve fihristesini ve plânını ve öyle bir tezgâhtır ki onun cihazatını ve levazımatını ve teşkilâtını ve öyle bir makinedir ki onun ibtidadaki incecik vâridatını ve latîfâne masarifini ve tanzimatını taşıyor. Ve ism-i Âhir ile işaret edildiği gibi, her bir ağacın neticesi ve meyvesi öyle bir tarifenamedir ki o ağacın eşkâlini ve ahvalini ve evsafını ve öyle bir beyannamedir ki onun vazifelerini ve menfaatlerini ve hassalarını ve öyle bir fezlekedir ki o ağacın emsalini ve ensalini ve nesl-i atisini o meyvenin kalbinde bulunan çekirdekler ile beyan ediyor, ders veriyor. Ve ism-i Zâhir ile işaret edildiği gibi, her ağacın giydiği suret ve şekil, öyle musanna ve münakkaş bir hulledir, bir libastır ki o ağacın dal ve budak ve aza ve eczasıyla tam kametine göre biçilmiş, kesilmiş, süslendirilmiş. Ve öyle hassas ve mizanlı ve manidardır ki o ağacı bir kitap, bir mektup, bir kaside suretine çevirmiştir. Ve ism-i Bâtın ile işaret edildiği gibi, her ağacın içinde işleyen tezgâh öyle bir fabrikadır ki o ağacın bütün ecza ve azasını teşkil ve tedvir ve tedbirini gayet hassas mizanlı ölçtüğü gibi, bütün ayrı ayrı azalarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizam altında sevk ve taksim ve tevzi ile beraber...
Risale-i Nur
Herşey, Sâni'-i Zülcelal'in birer mektub-u hakaiknüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arzeder, mütalaaya davet eder. Demek ona bakan her zîşuura, ibretnüma bir mütalaagâhtır.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Reklam
Rivayete göre şair Karamanlı Nizamî, zaman zaman Karamanoğlu Mehmet Bey'in meclisine katılır, şiirler okur, caizeler alırmış. Bir defasında yine sohbetler edilmiş, şiirler okunmuş, bu arada Nizamî de Mehmet Bey için uzunca bir kaside inşat eylemiş. Mehmet Bey, biraz da çakırkeyf dinlediği bu kasideyi çok beğenip şaire şöyle demiş; — Sana caize olarak falanca filânca köylerin mahsulâtını bağışladım, helâl olsun. Elbette ki şair o geceyi sevinçle geçirir ve ertesi gün bu ihsanın fermanını almak üzere huzura çıkar. Ancak Mehmet Bey, akşamki cömertliğini unutmuş görünür ve şairi başından savmak üzere bir kese akçe uzatıp, — Canım şair, der, ben akşam esriklik ile, aklım başımda olmayarak bir halt yemişim, sen şimdilik şununla iktifa eyle. Nizamî kendini kaybeder ve cevabı yapıştırır: — Hâşâ sultanım, akşam yediğiniz gülbeşeker idi; asıl haltı şimdi yediniz.
Şeyh Ebu Hasen Nuri (Rahimehullah) derdi ki: "Kendi sanatıyla (tasavvufla) uğraşmayanlara karışan bir mürit gördüğünüzde ondan artık hayır ummayın. Çünkü o tarikatla oyun oynamaktadır. Aynı şekilde çok kaside ve nağme dinleyenleri de gördüğünüzde hayır ummayın. Çünkü tarikat ciddiyet ve gayretten ibarettir. Buradaki kasidelerden murad mahlūkatın sıfatları kasdedilen gazellerdir. Amr b. Farid ve benzerleri gibi zatların kasideleri ise böyle değildir. Aksine matlub bir iştir. Çünkü onun sözleri Allah'ın huzuruna teşvik eder. Bunun izahı şöyledir: Bu kavim (sofiler) Allah'ı sözlerine mahal kılmaktan tenzih ettikleri için Leyla, Zeyneb vs isimleri kullanarak mahlûkat üzerine gazel söylemişler fakat Allah'ın muhabbetini kasdetmişlerdir. Müritler de bunu böyle anlamışlardır. Bu ise Allah'a olan edep sebebiyledir. Çünkü büyüklerin edebi, Hakk'ın bir sıfatının tecellisini gördüklerinde bu marifeti başka şeylerle gizlemektir."
Sayfa 175 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Gülhis için yazdığım en uzun şiiri okuyorum ona. Kaside biçiminde yazmışım, girizgâh var, tagazzül var, fahriye bölümü var; kendimi övüp Bâkî’ye bok atıyorum.
19. asır ortalarında Charles Vernay isminde 14 yaşında bir Fransız çocuğu tarih kitaplarından Türkleri çok sevmiş ve hiçbir Türk'ü tanımadan kendi gayretiyle Türkçe öğrenmiş ve aruz vezniyle şiirler yazarak bir divan vücuda getirmişti. Divanını, o devrin padişahı Abdülmecid'e ithaf ederek bastıran Charles Vernay, bu padişahın şanına bir de kaside kaleme alarak İstanbul'a göndermişti ki o zaman henüz 16 yaşında bulunuyordu..
Sayfa 92 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam