*Metin spoiler içerir.
Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz.
Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor...
Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Maalesef ki seride puan kırdığım kitap bu oldu. 7 puan az değil evet ama tam 10’luk bir kitap asla olamaz. Katilin kim olduğundan tutun olayların işlenişine. Yani 250. Sayfada zaten kim olduğunu anlıyorsunuz . Ve İngiltere tasvirleri gerçekten yorucuydu . Yazarın ilk kitabını da çok beğenmemiş ama diğer 3 kitabı çok sevmiştim. Bu kitap içinde çok heyecanlıydım ama maalesef ki beklentimin baya altında kaldı. Stevie ve David ilişkisi o kadar yorucuydu ki ben bile Stevie yerine gerildim. Izzy karakteri sanırım ana kadroya eklenecek gibi. Yani seriyi nereye kadar uzatacak yazar bilmiyorum. Ama iyi bir gizem yazmakla uzun bir kitap yazmak aynı şey değil maalesef ki. Konusunda kısaca bahsedelim David ve Stevie uzak mesafe ilişkisine dayanamadıkları için David onlara İngiltere de okul gezisi ayarlar. Bizim 4 lü Müdür Quinn den izin alıp koşa koşa gider. David arkadaşı Izzy’le tanıştırır ve Izzy de ona teyzenin üniversite de başına gelen arkadaşlarının şüpheli ölümünü anlatır ve olaylar başlar. SPOILER?!?? David umarım yanarsın ya. Yazar artık bu seriyi bitirmeli diye düşünüyorum çünkü git gide ilişkileri bozuyor. Nate mükemmel bir arkadaş keşke Stevie’yle ikisi olsaydı. Katilim Peter olduğu en başından beri belli. Tabii yazar Sooz falan olayı çekmeye çalışıyor kedi elerjisi, Seb’in uyuşturcu sorununa vs. Bilemedim ya çok içime sinmedi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Görmek orijinal adıyla Ensaio sobre a Lucidez , kelime anlamı: Berraklık Üzerine Deneme, Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun 2004 yılında yazdığı politik bir kitaptır ve Körlük kitabının da devam niteliğindedir. 2006 yılında İngilizce diline çevrilmesiyle 25 dile de çevrilmiştir. Ülkede seçim yapılmaktadır ve sağanak yağmur nedeniyle kimsenin gelmediği görülür ve eşe dosta haber edilir. Akşamüstü saat 4 gibi hava açsa da çok az katılım olur bundan dolayı iki saat daha uzatırlar. Başbakan sonuçları açıkladığında yüzde 75’ten fazla beyaz oy çıkar yani boş oy atılmıştır. Bir hafta sonra yine seçime gidilir, bu olay bana 2015 yılında koalisyon kurulamadığından tekrar seçime gidilmesini hatırlatır, seçimde bu sefer % 83’ten fazla çıkar ve sağ/sol oyları yine güdük kalır. Hükümet halkın arasına ajanlar sokar ve beyaz oyun bulaşıcı olduğunu düşünür. Hatta hükümet başkenti değiştirmek ve emniyet güçlerini de çekmek ister. Kaos olması için metro istasyonuna bomba koyarlar iç işleri bakanının bundan haberi vardır ama belediye başkanı bunu hükümetin yapmasından şüphelenir ve onları suçlar. Hatta metronun karşısındaki parka ölenler için anıt yaparlar ve ölenlerin ailelerine yardımda bulunurlar. Dört yıl önce körlük hastalığı ile ilgili ilk kör olan Cumhurbaşkanına mektup yazar ve o da bunu başbakanla paylaşır. Karantinaya alındıklarında doktorun eşinin kör olmadığını ve kadının makasla cinayet işlediğini söyler. Ayrıntılı bilgi isterler adamdan o da 6 kişi ve bir köpeğin bulunduğu fotoğrafı verir. Kendi eski eşi de vardır ama artık onunla da görüşmediğini ifade eder. Günümüzde de demokrasi yolu tıkandığında yönetenlerin yargı eliyle kendi yerlerini korumak adına mutlak butlana sığındığını çok yakından gördük. İç işleri bakanı ve Komiser: deniz papağanı ve albatros kod
Keyifli okumalar dilerim:)
Enfokrasi puanım 8/10
instagram.com/p/DZkvAqsiLxV/?...Byung-Chul Han bu kitabında modern demokrasinin sessiz ama köklü bir dönüşüm geçirdiğini ileri sürer: artık iktidar kaba baskıyla değil, enformasyonun akışıyla çalışmaktadır. Bu yeni rejimin adı onun ifadesiyle *“enfokrasi”*dir.
Enfokrasi nedir?
Han’a göre enfokrasi, bilgilerin, verilerin ve algoritmaların siyaseti şekillendirdiği bir düzendir. Bu düzende gerçeklik, ortak bir hakikat etrafında değil; sürekli akan, parçalanmış ve hızlı tüketilen enformasyon parçaları üzerinden üretilir.
Bu durum demokrasinin temel zemini olan “ortak tartışma alanını” zayıflatır. Çünkü düşünmek yavaş bir süreçtir; fakat dijital alan hız ister.
Demokrasinin krizi: hız ve dikkat ekonomisi
Han’ın en güçlü eleştirilerinden biri şudur:
Demokrasi, yavaşlık ve müzakere gerektirir.
Oysa dijital çağda:
* dikkat dağınıktır
* bilgi aşırı boldur
* duygular hızlı tetiklenir
* düşünce yerine tepki geçer
Bu nedenle siyaset, fikirlerin çatıştığı bir alan olmaktan çıkar; en çok dikkat çeken içeriklerin kazandığı bir gösteriye dönüşür.
Şeffaflık = özgürlük mü?
Han burada kritik bir tersine çevirme yapar:
EnfokrasiByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2022417 okunma
László Krasznahorkai’nin Şeytan Tangosu adlı eserinde, yazarın alışık olduğumuz kıyamet atmosferi, melankoli ve yalnızlık temalarını açıkça görmek mümkündür. Nobel ödüllü yazarın en dikkat çekici özelliklerinden biri, anlatmak istediklerini doğrudan sunmak yerine daha kapalı ve sembolik bir dil aracılığıyla aktarmasıdır. Bu yönüyle Krasznahorkai, okurundan metne aktif bir şekilde katılmasını bekler; anlamı tek bir doğruda sunmak yerine yorum alanı bırakır.
Yazarın uzun ve katmanlı cümle yapısı da bu romanda belirgin bir şekilde karşımıza çıkar. Bu anlatım biçimi, romanın kasvetli atmosferini güçlendirirken okuru da metnin ritmine uyum sağlamaya davet eder. Kitap boyunca dikkat çeken birçok unsur bulunsa da, en etkileyici noktalardan biri yazarın olayları ve karakterleri kesin yargılarla sunmak yerine, onların anlamını büyük ölçüde okuyucuya bırakmasıdır.
Şeytan Tangosu, güneşli bir günde dahi okunsa, okura puslu ve karanlık bir havanın içinde ilerliyormuş hissi verebilen güçlü bir atmosfere sahiptir. Krasznahorkai’nin bu melankolik üslubunu kişisel olarak oldukça etkileyici buluyorum. Romanın taşıdığı hüzün ve karamsarlık, bende olumsuz bir duygu yaratmaktan ziyade derinlik hissi uyandırıyor. Bu nedenle, yoğun atmosferli, sembolik anlatımı seven ve okurdan aktif katılım bekleyen edebiyat eserlerine ilgi duyanlara Şeytan Tangosu’nu gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. László KrasznahorkaiŞeytan Tangosu