Bir Ahmet Ümit polisiyesi, sadece bir polisiye değildir.. denilse
Biraz iddialı mı olur? Övgü mahiyetinde değil de tespit niteliğinde kabul görürse o kadar büyük laf olarak göze çarpmaz kanımca… Daha önceleri İstanbul Hatırası bu sözü söyletecek bir tesir bırakmıştı.. İstanbul Hatırası için kitap bittiğinde büyük bir keşke döküldü dilimden, keşke “bunun ikisi olsa üçü olsa dördü olsa” yani böyle sürüp gitse. Neden mi? Aslından polisiyede alışık olmadığımız bir mizaçtır. Genel de okuyucu dedektifi büyük bir dikkat ve hayranlıkla izler. Zira onun yürüttüğü akıl okuyucunun da aklını yürütmüştür. Sadece sessiz bir merakla sayfayı çevirirsiniz ve sonucu beklersiniz. Size düşen dışarıdan olayları izlemektir. İşte girişte söylediğim cümleyi bana söylettiren Ahmet Ümit polisiyesinde böyle bir pasif durumun olmayışı. Okuyucu sadece bir gözlemci değil. Sadece sayfa çevirip sonuç beklemiyor. Okuyucu aşikâr bir şekilde anlatılan kurgunun içinde yer işgal ediyor. Kendisi lafa giriyor, cevap veriyor. Onlarla yatıyor onlarla kalkıyor. Birazdan değineceğim üzere beraber yemek yiyor. Biraz muallâk tanım yapmış olabilirim. Açayım. Demek istediğim özetle şu: Polisiyeyi diğer romanlardan ayıran ana özellik daha soğuk bir tarafının oluşu. Kastettiğim heyecan anlamında değil. Okuyucu da ki tepkimesi bakımından soğuk bir tür. Evet, sonuna kadar heyecanla takip ediyoruz. Hop oturtup hop kaldırıyor. Ama diğer türlerde gördüğümüz gibi bir sıcaklıkla karşı karşıya değiliz. Yani romanı sonlandırdığımız da “of be ne hikâyeydi arkadaş” diyebiliyoruz ama romanın içinden bir fert olamıyoruz. Bu belki de anlatının hayatımıza uzak olan bir yönünün olmasından kaynaklanıyor. Evet, güzel, dedektifin heyecanı bizde karşılık buluyor ama çoğu zaman başımızdan böyle bir olayın geçeceğini var saymadığımız