İTAATİN BEDELİ: KENDİNDEN VAZGEÇMEK
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:18
İçimizdeki Yabancı, insanın kendi benliğine nasıl yabancılaştığını, çocuklukta başlayan uyum zorunluluğunun bireyin duygusal dünyasını nasıl şekillendirdiğini ve modern toplumun neden giderek daha empati yoksunu bireyler ürettiğini sorgulayan son derece sarsıcı bir eser. Arno Gruen bu kitapta yalnızca bireysel psikolojiyi değil, toplumsal şiddetin, otoriteye boyun eğmenin ve insanın kendi öz benliğinden kopuşunun psikolojik kökenlerini inceliyor. Güçlü Yönleri Kitabın en çarpıcı yönü, insan psikolojisini bireysel düzeyde ele alırken bunu toplumsal yapılarla doğrudan ilişkilendirmesi. Arno Gruen’in temel argümanı oldukça güçlü: Çocuk, sevgi görmek için kendi gerçek duygularını bastırmaya zorlandığında, zamanla kendi öz benliğine yabancılaşır. İnsan başkalarına zarar vermeye başladığında bunun temel nedeni çoğu zaman “kötü olması” değil, kendi duygularıyla bağını kaybetmiş olmasıdır. Bu yaklaşım kitabı sıradan psikoloji kitaplarından ayırıyor. Çünkü yazar yalnızca travma ya da çocuk gelişimini anlatmıyor; savaşların, otoriter rejimlerin, fanatizmin ve şiddetin psikolojik kökenlerini açıklamaya çalışıyor. Ona göre başkalarına hükmetme arzusu, aslında kişinin kendi bastırılmış acısıyla kuramadığı ilişkinin bir sonucudur. Bu düşünce, kitap boyunca oldukça rahatsız edici ama aynı ölçüde aydınlatıcı bir perspektif yaratıyor. Bir diğer dikkat çekici taraf, empati kavramına yaklaşımı. Günümüzde empati çoğu zaman sosyal bir beceri olarak konuşulurken, empatinin insanın kendi duygularıyla temas kurabilmesine bağlı olduğunu savunuyor. Kendi acısını inkâr eden bireyin, başkasının acısını da anlayamayacağını ileri sürmesi kitabın en güçlü psikolojik tezlerinden biri. Yazarın ebeveynlik, çocuk yetiştirme ve otorite ilişkisi üzerine yaptığı tespitler de son derece
Psikoloji
İçimizdeki YabancıArno Gruen · Totem Yayıncılık · 2024165 okunma
6/10
·224 syf.··
2026 38. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 01:09
Modern ebeveynliğin en tartışmalı ve güncel alanlarından biri olan toplumsal cinsiyet eğitimi üzerine odaklanan bir rehber niteliğinde. Bobbi Wegner kitabında özellikle erkek çocuklarının duygusal farkındalık, empati ve rıza kavramlarıyla erken yaşta tanışmasının önemini savunuyor. Kitabın en güçlü yanı, konuyu yalnızca teorik bir tartışma olarak değil, günlük hayata indirgenen örneklerle ele alması. Çocuklarla “rıza” hakkında nasıl konuşulacağı, sınır koyma becerileri ve duyguların bastırılmadan ifade edilmesi gibi başlıklar, ebeveynler için oldukça somut ve uygulanabilir öneriler içeriyor. Özellikle geleneksel erkeklik kalıplarını sorgulaması, kitabın güncel ve önemli bir tartışmaya katkı sunduğunu gösteriyor. 6/10 vermemin temel sebebi, kitap bazı bölümlerde fazla tekrar eden ve akademik derinliği sınırlı kalan bir yapıya sahip olması. Yer yer mesajın basitleştirilmesi, daha eleştirel veya farklı kültürel bağlamlara uyarlanmış tartışmaların eksikliği hissediliyor. Bu da kitabı güçlü bir rehber olmaktan çok, iyi niyetli ama sınırlı bir çerçeveye yerleştiriyor. Genel olarak eser, özellikle ebeveynlik sürecinde “nasıl konuşmalıyım?” sorusuna pratik cevaplar arayanlar için değerli ancak daha derin teorik analiz veya geniş perspektif bekleyen okurlar için yetersiz kalabilir.
Ebeveynlik
Feminist Erkek Çocukları YetiştirmekBobbi Wegner · Aganta Kitap · 20261 okunma
Reklam
Puan vermedi·156 syf.··
2026 125. kitabı
Yoşuku aslında hepimizin bildiği şekliyle, gerçekleşmemiş olsa bile olmuş kabul ederek sevinç ve şükran duygularıyla karşılamasına dayanan bir Japon düşünce ve niyet pratiğidir. Bir nevi gelecekte olmasını istediğimiz bir olayın enerjisini bugünden yaşamak, onu gerçekleşmiş gibi hissedip kutlamak ve bunun için minnettarlık duymak üzerine kurulu bir Japon manifestasyon felsefesidir. Japon düşünme sanatını her zaman çok sevmişimdir. Bu yaklaşımlar, olumlu düşünmeyi güçlendirmeye, motivasyonu artırmaya, kaygıları azaltmaya ve kişinin hedeflerine daha net odaklanmasına yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda özgüveni ve umut duygusunu destekleyerek insanın hayallerini yalnızca zihninde canlandırmakla kalmayıp onları gerçekleştirmek için daha istekli ve kararlı adımlar atmasına katkı sağlayabilir diye düşünüyorum. Kitap tam da bu anlamda bir güzergah sunuyor okuyucusuna. Özellikle günümüz dünyasında teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte her şeyin daha hızlı olmasını istiyoruz ama gerçekleşmediğinde mutsuz oluyoruz. İşte Yoşuku buraya devreye giriyor. Hayatın peşinden sürekli koşmaktansa, anın içindeki güzelliklerin tadını çıkarmanın altını çiziyor. Şuanda olan huzuru ve neşeyi bulabilmek bu anlamda önemli oluyor. “Manifestleme çiçektir ve bu çiçeğin açması için sağlam köklere ihtiyacınız vardır. Öyleyse, önce ağacınınıza sağlıklı kökler nasıl salınır onu öğrenmelisiniz.”
Yoşuku – Japon Manifest SanatıAzumi Uçitani · Nepal Kitap · 20262 okunma
Geri Verilen Kız
6/10
·184 syf.··
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 01:11
Geri Verilen Kız benim için maalesef beklentilerin altında kalan bir roman oldu. Kitabın merkezindeki fikir aslında oldukça çarpıcı: Bir çocuğun yıllarca büyüdüğü aileden koparılıp biyolojik ailesine geri verilmesi. Ancak bu güçlü başlangıcın hikâye boyunca aynı etkiyle sürdürülebildiğini düşünmüyorum. Roman boyunca anlatılan bazı sahneler beni karakterlerin duygularına yaklaştırmak yerine hikâyeden uzaklaştırdı. Bu yüzden anlatıcının yaşadığı yabancılık, öfke ve aidiyet arayışına tam anlamıyla odaklanamadım. Ayrıca karakterlerin yaşadığı çatışmaların daha derin işlenmesini, öfkenin ve kırgınlığın daha güçlü hissedilmesini beklerdim. Kitapta beni en çok rahatsız eden noktalardan biri ise kardeşler arasındaki ilişkinin zaman zaman sınırları zorlayan bir noktaya taşınmasıydı. Yazarın bu tercihle karakterlerin sevgisizlik, yalnızlık ve aidiyet arayışını vurgulamak istediğini düşünüyorum; ancak bana göre bu durum hikâyeye anlamlı bir katkı sunmaktan çok rahatsız edici bir ayrıntı olarak kaldı. Zaten baştan sona aile olmanın ne demek olduğunu öğrenmeye çalışan karakterler için bu tercih gereksiz ve zorlama hissettirdi. Yine de Adriana ile kurulan kardeşlik bağı romanın en etkileyici tarafıydı. Kitabın sıcaklığını ve duygusal gücünü büyük ölçüde bu ilişki taşıyor. Buna rağmen karakter gelişimi ve hikâyenin ulaştığı nokta beni tatmin etmedi. Özellikle finalin ardından aklımda kalan duygu, tamamlanmışlık değil, eksiklik hissi oldu. Hikâyenin biraz daha derinleşmeye, karakterlerin ise biraz daha yaşamaya ihtiyacı varmış gibi geldi. İlgi çekici bir konuya sahip olsa da benim için potansiyelini tam olarak kullanamamış, fazlasıyla övüldüğünü düşündüğüm bir romandı.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,167 okunma
Bir şeylerden bahseden bir hiçbir şey
6/10
·184 syf.··
2026 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 10:55
(Spoiler içerir) Bir çeşit anı defteri. Amin Maalouf'un kültürleri, gelenekleri birbirine karan dili sayesinde çoğu kez mekanları uzun uzadıya tasvir etmemesine rağmen kendimi o resmin, olayların içinde çok canlı ve renkli bir karede buluyorum. Karakterde bir taraf var. Gerçek, çok gerçek, canlı. Babasının İsyan'da bıraktığı iz, bir yaradan ziyade bir zihniyet. Bu zihniyet İsyan'ın babasının gölgesi altında ondan hem nefret ederek hem korkarak biraz da severek oluşturduğu birincil karakteri. İsyan evden ayrılır, doktorluk okur, cemiyetlere katılır, hep bir yerlerde;savaş, telaş, aşk uğruna bu zihniyetin onda karşılık bulmasını izler. Hiçbir zaman ayakları yere sapasağlam basamaz, küçüklük hayali olan doktorluğu okumayı bile tamamlayamaz, korkularının arkasında aslında uzun yıllar onun için örülmüş ve üzerinde yapışmış bu karakterin farkına varır. Clara'ya aşık olması bu görme sürecine katkı sağlıyor ve mektuplaştıkları dönemlerde bu korkak, yaptığı işte de başarılı olamayan tarafını hep eleştirerek kendine, hayatına, yıllarına yabancılaşıyor İsyan. Babasının hastalanması haberiyle Clara'dan karnındaki oğlunu da bırakarak ayrılması ve araya savaşın girmesi uzun yıllar onu Claradan ayırıyor. Tam ayrıldıkları sırada babasının da vefat etmesi ile hayatında tutunduğu ne varsa yıkılıyor. İsyan'ın akıl hastanesine girmesi, orada yıllarca kalması, zihnini uyuşturmaları, aslında İsyan'ın seçtiği bir çeşit yaşam tembelliği, yaşamamayı seçme, ölüm. Ta ki kızının büyüdüğünü ve onu aradığını öğrenmesiyle yeniden yaşam enerjisini bulana kadar. Bu İsyan'ın geliştirdiği son kişilik, son dönüm noktası. Kızını görme umuduyla hastaneden çıkıyor ve kızını bir daha hiç görmüyor. Tüm kitap beni en çok vuran yer İsyanın hapisten çokıp şehir
Hayata Dair
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Enki Bilal'den Ekolojik bir uyarı
8/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Havanın Rengi ile Gazap Fırtınası üçlemesinin sonuna geldim. Bu seri Mahluk, Julia ve Roem, Hava Rengi olarak üç albümden oluşuyor. Enki Bilal çizgiroman dünyasının devlerinden biridir. İşlerini çizerliğin ötesinde bir ressam gibi yapar. Zaten kendisinin Fransa ve Amerika'da açtığı serigiler de var. Akrilik boya, soft pastel, guaj boya, çini mürekkebi gibi malzemelerle karışık teknik uygular. Çizgiroman panellerini klasik yöntemle bir sayfa üzerinde çizmez. Her bir kareyi ayrı ayrı büyük boylarda çalışır. Bu yüzden onun sahneleri sergi resimlerini andırır. Bana göre en iyi portre sanatçılarından biridir. Karakterlerin hüzünlü, düşünceli yüz ifadelerini ustaca resmeder. Oluşturduğu fantastik kaotik atmosferlerle sizi başka bir dünyaya çeker. Bilal'i ilk defa bizde 90'lı yıllarda yayınlanan Av Partisi çizgiromanı ile tanımıştım. Pierre Christin'in yazdığı bu kitapta sanatçının çizgilerine hayran kalmış, sayfalarını uzun uzun incelemiştim. Daha sonra 2000'lerde, kendisinin yazıp resimlediği, meşhur Nikopol serisi ve Canavar serisi yayınlandı. Bu albümlerde tekniğini iyice geliştirmiş ve çizgiroman sanatının en güçlü görsel ürünlerini vermişti. Ancak her ne kadar ressamlığına hayran olsam da Enki Bilal'in yazarlığını pek sevmem. Hatta iyi bir yazar olmadığını düşünürüm. Kurgusu dağınıktır. cümleleri akmaz. Sık sık edebiyat ve felsefe alıntısı ile anlatıyı derinleştirmek ister ama bu tutum hikayenin doğallığını bozar. Bunun en büyük sebebi de sanırım Bilal'in çizgiroman çalışma tarzı... Hikayelerin karelerini çizdikten sonra diyalogları ve metin kutularını yazıyor. Bu da doğaçlama bir yazım demek. Doğal olarak hikayeleri bu spontane yöntem ile karmaşıklaşmaya başlıyor. Sahnelerde tiyatral bir hava oluşuyor. Bilal'de varoluşçu ve nihilist eğilimleri hemen fark
Çizgi Roman
Havanın RengiEnki Bilal · Marmara Çizgi · 20177 okunma
Reklam
Reklam