Bir annenin evladına duyduğu o sonsuz sevgiyi hayal edin. Bu sevgiyi hangi cetvelle ölçebilir, hangi teraziyle tartabilirsiniz? Eğer bunu tamamen mantıkla, soğuk bilimsel formüllerle açıklamaya kalkarsanız elinizde sadece kimyasal tepkimeler kalır. Ama o sevginin gerçeği, bir çocuğun düştüğünde annesinin kucağında bulduğu o sıcacık güven hissidir. İşte inanç ve teslimiyet de böyledir; mantık kervanı ne kadar yol yürürse yürüsün, o hissin sıcaklığına kendi başına asla varamaz.
Gibran’ın bahsettiği inanç, sadece dini bir kavram değildir. Hayata, sevgiye, umuda ve geleceğe duyulan o içsel güvendir. Akıl, her şeyi bölüp parçalamak, analiz etmek ve şüphe duymak ister. Şüpheci düşünce kervanı sürekli yoldadır ama kalbin derinliklerindeki o huzurlu vahaya, yani teslimiyetin serinliğine ulaşamaz. Hayatta bazı şeyleri sadece yaşarsınız, hissedersiniz ve inanırsınız. Her şeyi sadece mantıkla çözmeye kalkışmak, o güzelim vahayı kupkuru bir çöle çevirmekten başka işe yaramaz.