"Öğrenim karşılıklı bir faaliyettir. Yazar derdini anlatmaya çalışır, okuyucu da gayret ederek yazarın meramını anlamaya çalışır. Bu sayede iletişim karşılıklı bir gayretle sürdürülür. Dolayısıyla her kavram ve her delilin sayfalarca sündürülmesindense, öğrenmeye talip olanın takıldığı bir noktada kavramı araştırması ya da etrafındaki insanlarla istişare ederek kendisine müşkil olan kısımları çözmeye çalışması, öğrenmek faaliyetinin ruhuna çok daha uygundur."
Sayfa 10·Kitabı okudu
İstiklal ve istibdad
Eski dilde istiklal iyi bir şey değil: Keyfî iktidarla, hukuksuzlukla, istibdadla birlikte anılan bir kavram. Kıymete binmesi 20. yüzyıl başları gibi görünüyor. Kelimenin esas anlamı yalnızlık. 16. yüzyılda Ahteri sözlüğü infirad ("yalınma, yalnız kalma") demiş. Ondan 150 yıl sonra Meninski Türkçe eşdeğerini yalınğızlık diye yazmış, ama "absoluta authoritas, plenum dominium, plenipotentia" diye eklemiş. Yani mutlak ve koşulsuz iktidar, sınırsız güç. Bir sürü örnek saymış. İstiklal-i külli = her türlü sınırdan azade mutlak otorite. İstiklal bulmak = ipini koparmak. Her biri tarik-ı istiklale salik oldı, yani başlarına buyruk oldular, ama övülecek anlamda değil, derebeylikten, isyandan söz ediliyor. Bir de iyice şaşırtıcı örnek: "Min ba'ad [bundan böyle] âli Osman istiklal bulup istibdad davasına iktidar bulmayalar." Bağlamı çözemedim ama belli ki Osmanoğlu'nun iktidar azgınlığına karşı bir tedbir söz konusu. 20. yüzyılda İbnülemin istiklal sözcüğünü hâlâ bu anlamda kullanır. Sultan Abdülaziz'i deviren cuntanın sadrazamı olan Rüşdi Paşa, yazara göre "Sultan Muradın saltanatı hengâmında atabeki devlet, yahud diktatör mertebesine yükselerek istiklâl ve istibdade koyulmuş olan reviyet şiar, hudakâr [kuşkucu ve hilebaz) bir adem"dir. Atabeki devlet, Moğollar çağında fiili iktidarı ele geçirerek derebeyliğe soyunan vezirlerden kinaye. İstiklal ve istibdad ikizliğine dikkat. Bir üst güce hesap vermeyen iktidarın tehlikelerini gayet iyi algılamışlar belli ki. Avrupa Birliği hakkında ne düşünürlerdi bilmem ama İbnülemin'in yazdığı tarihte İstiklal Marşı çoktan bestelenmişti, o sözcüğü masumane kullanmış olduğunu sanmam.
Sayfa 343 - Liber Plus Yayınları / 28 Ağustos 2011
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Reisicumhur, "inkılâp" olarak kavramsallaştırdığı tahavvülâtın; "istihale," "inkişaf," "révolution (ihtilâl)" ve "évolution (evrim)"den farklı olduğunun altını çizmiştir. Onun tanımına göre, "[i]nkilap [sic] mevcut müesseseleri zorla değiştirmek" demektir. Türkiye özelinde ise bu kavram, "Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medenî icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmak" anlamına gelmektedir.
Sayfa 666·Kitabı okuyor
Dîbâce
İradesizlik genel itibariyle hekimlerin de ilgisini çekmiştir. Ancak ruhsal sorunlar üzerine yoğunlaşan doktorlar çözümü psikolojide aramışlardır. İradenin temelde akılla ilgili bir kavram olduğuna kanaat getirilmiştir. Fakat eksik buldukları yan, ispatı gereken bir metafizik teorinin olmayışıdır.
İnsan eskiden beri metafizik bir kavram olarak adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yoktur.
Sayfa 49·Kitabı okudu
İçkin olan, kendiliğinden var olmaktadır, sürmektedir, "işlemektedir"; "dış" bir yetkeye ihtiyaç duymaksızın. Aslında, en din-dışı kavram olarak da görülebilir içkinlik. İbn Arabî'nin terimleriyle, her var edilmişin (muhdes), bir var ediciye (Muhdis) ihtiyaç duyduğunu öne süren sav içkinlik kavramıyla çelişmektedir. Düşünsel çerçevenin güvenli ışığını red eden hayat devinimi dışsal Tanrı'yı da red etmektedir; o, ölüme açık bir devinim olarak hayattır; oysa düşüncenin ışığı ile birlikte Tanrı düşüncesi de (dışsal Tanrı'nın düşüncesi olarak) ölümü örtbas eder ya da "kurtarır", dışa ya da sonraya atar, erteler; muhasebe konusu yapar.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Düşünce