Serinin diğer kitaplarına göre biraz daha, nasıl desem bilmiyorum ama sanırım "sade" diyeceğim, sade kalmış. Diğerlerinde karakterlerin birbirine yardım etme kısmı daha fazlayken bunda bu durum çok daha azdı.
Konusuna gelecek olursak; Gretchen, çok zengin bir ailenin ilgisiz büyüttüğü asi bir kızken yetişkinlik döneminde kendisini göçmenler için avukatlık yaparken bulur ve tüm mirasıyla ününü görmezden gelir. Colton ise ünlü bir şarkıcıdır. Neşeli, her zaman iyi görünen bir adam olsa da içten içe korkuları vardır fakat bunlara sadece tek paragrafta değinilmiş. Açıkçası biraz daha üzerinde durulabilirdi.
Gelelim ikisinin tanışmasına. Arkadaşlarının düğününde tek gecelik bir ilişkinin ardından Colton’ın tüm çabalarına rağmen bir sene boyunca hiç görüşmezler. Ta ki Gretchen bir iş teklifi ile Colton’ın karşısına çıkana kadar. İşte tüm olaylar böyle başlıyor.
Aşık ErkeklerLyssa Kay Adams · Nemesis Kitap · 202619 okunma
Biraz Acıyabilir’i okuduğuma pişman değilim ama çok da bana hitap eden bir kitap olmadı. Sanırım bunda İngiliz kültürünün etkisi var. İngilizlerin mizah anlayışını ve insan ilişkilerini biraz soğuk buluyorum. Kitap komik olmaktan çok trajikomikti benim için. Bazı yerlerde güldürmekten çok üzdü hatta doktorların yaşadığı tükenmişliği hissettirdi. İlginç bir deneyimdi ama dönüp baktığımda okumamış olsam da çok şey kaybetmezmişim gibi hissediyorum.
Sıfıra Doğru , Agatha Christie ’nin psikolojik gerilimle klasik polisiyeyi birleştirdiği en karanlık romanlarından biridir. Kitap, yalnızca “katil kim?” sorusuna değil, insan ilişkilerindeki kırılmalara, kıskançlığa ve bastırılmış nefrete de odaklanır. Christie bu romanda cinayetten çok, cinayete götüren süreci anlatır. Başlıktaki “sıfıra doğru” ifadesi de tam olarak bunu simgeler: İnsanların yavaş yavaş kaçınılmaz bir felakete sürüklenmesi.
Romanın merkezinde ünlü tenisçi Nevile Strange vardır. Nevile yakışıklı, başarılı ve çevresindeki insanlar üzerinde güçlü bir etkiye sahip biridir. Bir zamanlar Audrey ile evlidir fakat evlilikleri sona ermiştir. Daha sonra genç ve çekici Kay ile evlenmiştir. Nevile’ın eski eşi Audrey oldukça içine kapanık, kırılgan ve duygusal bir kadındır. Hikâye, Nevile’ın tuhaf bir karar almasıyla başlar: Yeni karısı Kay ile birlikte, eski eşi Audrey’in de bulunduğu Gull’s Point adlı sahil malikânesine tatile gitmek ister. Malikânenin sahibi yaşlı Lady Tressilian’dır. Bu durum daha en baştan büyük bir gerilim yaratır çünkü aynı evde eski eş, yeni eş ve arada kalmış bir adam bulunmaktadır.
Gull’s Point’e gelen misafirler arasında Thomas Royde, Mary Aldin, Ted Latimer ve başka karakterler de vardır. Özellikle Thomas Royde’un Audrey’e karşı hisleri önemlidir. Audrey sessiz görünse de iç dünyasında yoğun bir acı taşımaktadır. Kay ise gençliğinin verdiği özgüvenle Audrey’i küçümser gibi davranır. Evde görünürde sakin ama alttan alta büyüyen bir psikolojik savaş vardır.
Christie roman boyunca cinayeti geri plana iter. Asıl mesele karakterlerin ruhsal durumlarıdır. Evdeki herkes geçmişin yükünü taşımaktadır. Nevile’ın hâlâ Audrey üzerinde etkisi olduğu hissedilir. Audrey ise Nevile’dan tamamen kopamamıştır. Kay bunu sezdiği için huzursuzdur. Sürekli laf
Seriyi çok seviyorum. Bütün romantik roman kiliselerini içinde uygar şekilde barindirmasi beni hep mutlu ediyor.
Bu kitapla ilgili bir kaç eleştirim var.
1) kızımız avukat yani üzgünüm ama ne yasal ne yasal değil biliyor. Daha akıllı olması gerekirken sade vatandaş gibi davranıyor bu saçmalık.
2) olayların çözülme kısmı geldiğinde hala sırlar olması insanın canını sıkıyor. Spoiler olacak ama mesela pislik abi neyle tehdit edildi hala bilmiyoruz.
3) büyük jest büyük jest değildi.
4) yüzleşme olmayacaksa o zaman neden tartışma var, neden hala acaba ailem şunun içinde olacak mı gibi saçmalıklar var.
5) adamın geçmişinde bir şey yoksa neden geçmişe atıf var gereksiz.
Bunları dışarda bırakırsak tatlı bir romandi. Haaa benim tercihim kizin her şeyi aldığı ve birlikte akıllıca bir plan yaptıkları son olurdu. O maceranın peşinde kossunlar isterdim. Bu hikaye biraz fazla zorlama olmuş.
uzun bır serının ılk kıtabı cok begendım hem samımı bır kıtapp hem de gercek bır yanı da var ben ılk kıtaptan sonra ara vermısıtım ama net devam eddıcem akıp gıden bır serı oldugunu dusunuyorum
Selam kızlar! Şafak Vurgunu kitap yorumuyla geldim
Konusu: Genelkurmay Başkanının kızı olan Işıl Atabey ailesinin mesleklerinden kay aklı hep baskı içinde büyümüştür bu sebeple özgürlük kazanma amacıyla Fransa’ya taşınmak için babasını ikna eder. İki yıl Fransa’da kalıp ressamlık olan mesleğini icra ettikten sonraysa kendi sergisinde s!lahlı saldırıya uğrayıp sağ kolunun hissini bir süreliğine kaybeder. Kızının saldırıya uğradığını öğrenen babasıysa onu hemen Türkiye’ye getirir ve kızını koruması için en güvenilir askerlerden biri olan Ecevit Demirhan ile anlaşmalı olarak evlendirir.
Yorumum: Uzun zamandır Şevval’den kitap okumuyordum ve Şafak Vurgunu’nu okurken onun kalemini ne kadar sevdiğimi, yazdığı satırları okurken dinlendiğimi hatırladım İnsanı yormayan, akıp giden bir kalemi var bu sayede olayların hiçbirini anlamakta zorluk yaşamıyor veya kitabı okurken tıkanmıyorsunuz. Aksine bir oturuşta bittiği için boşluğa düşüyorsunuz
Ben kitabı gerçekten aşırı severek okudum hatta okurken kendimle alakalı bir şey keşfettim. O da okumayı en sevdiğim türün grumpy x sunshine oluşu… her Tropeu okur severim genel olarak ama bu trope bir başkaa ŞV’de bu kadar sevme sebebim büyük ihtimalle yine Şevy’nin kaleminden sebep çünkü Işıl’ın narinliğini, Ecevit’in duvarlarını öyle güzel aktarmıştı ki okurken onlara ve zıtlıklardan doğan uyumlarına hayran kaldım
Kısaca karakterlere değineceğimm. Işıl… Çok zarif, narin, ince ruhlu biri. Sanatçı olduğu o kadar belli kiii! Gerek tavırlarından gerek ruhunun şeffaflığından. Ecevit bu kadına aşık olmayıp ne yapacaktı yanisiii?!?!?! Ayrıca bu narin kişiliğinin yanı sıra içinde gizlediği vahşi bir tarafının da olduğunu düşünüyorum. İlk kitapta pençelerini çıkardığı sahneleri pek okumadık ama ikinci kitapta ailesine karşı dimdik duran,