Ben sanmıştım ki, kapıdan dönersin, hadi indin diyelim aşağı apartman kapısından dönersin, mahallenin köşesinden dönersin, gece çat kapı dönersin. Kapı sesi duyulmadı. Şaka yapıyorsun sandım, cenaze nefesi dinleyen insanların umu­duyla odaları dolandım. Belki saklanmışsındır, sen de beni bekliyorsundur kapının arkasında falan diye düşündüm, Mu-azzeeeez diye seslendim odalarda. Banyo dolabının içine bile baktım Muazzez. Mutfak masasının altına baktım, çiçeklerin arkasına, yatağın altına... Hiç şakadan anlamıyorsun Muaz­zez, ben seni terk etsem en fazla perdenin arkasına saklanır­dım ki, oraya da baktım. Dönüp tekrar koltuğun aynı yerine yığıldım. Saate baktım, gece olmuş. Yelkovan gitti, gitti, gitti, gitti diyordu bu kez. Biliyoruz, gitti dedim yelkovana. Oturduğum yerde bacaklarımı karnıma çekip yana yıkıldım.Sallana sallana uykuya dalmayı beklerken o geldi. Aklım çıktı Muazzez. Kızım depresyon öyle tak diye gelir mi? Geldi valla. Sen gittin o geldi Toplamış ne var ne yok yanına, bütün sıkıntıları, karın ağrılarını, bozuk kalp atışlarını, ten üşümesini, mide krampları­nı, sık sık tuvalete gidişleri, hiç yapamayışları, kesin bende bir hastalık var ama kimse bilmiyor vehimlerini, uykusuz ge­celeri, uykulu halleri, el titremelerini, kalkıp gidiverme hissi­ni, intihar etsem edebilir miyim acaba sorularını, iç çekişleri, dalıp dalıp gitmeleri, hepsini toplamış valizine gelmiş. Kay öteye deyip kıvrıldı yanıma. Sen de nereden çıktın diyeme­dim. Nasıl sana benziyordu depresyonum anlatamam Muaz­zez. Kokusu sen, bakışı sen, gülüşü sen... Duman olmuşsun da duman etmeye gelmişsin gibi uzandın yanıma.
Sayfa 186
Konuşmasını dinlerken, Babamın, sicillerden hareket edip aynı ölçüde sevdiği başka bir alana, tarihe, bitmemiş olan, Yı­ kılan imparatorluklar ışığında Balkan Tarihi projesine geçtiğini daha iyi anlıyordum. O, sesinde sezilen kendinden emin bir eda ve daha büyük kesinlikle konuşmaya devam etti: - Ben, oğlum, tarih içinde Balkanlar'da kurban gidenleri kay­ detmeye başladım. Daha Roma İmparatorluğu döneminden baş­ layarak, Balkanlar'da yaşayan bütün uluslar kurban vermişlerdi. Romalılar ulusları birbirine karıştırıyor, onları göçe zorluyor, yer­ lerinden yurtlarından ediyordu; böyle olmakla birlikte onların hiçbirini köklerinden tamamen kopannayı başaramadılar. Roma­ lıların da, onların işlerini yapan, kendi "yeniçeri birlikleri" vardı. Onların ordularında, imparatorlardan yeniçerilere kadar uzanan bir yelpazede, Balkanlar'da yaşayan ulusların mensupları vardı. Bizans İmparatorluğu döneminde de bahtımız aynıydı. O zaman da bizi yeryüzünden silip süpürmeye çalıştılar, ama bun­ da başarılı olamadılar ... O zamanlarda da hem imparatorlarımız, hem cengaverlerimiz, ayrıca kendi yeniçerilerimiz de vardı.
Sayfa 223 - YKY yayınları 2008
Edebiyat - Roman - Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Napolyon askeri dehayı, "Etrafındaki herkes aklını kay­ bederken ortalama şeyler yapabilen kişi" olarak tanımlamış. Yatırımda da öyledir.
Sayfa 99 - Scala Yayıncılık·Kitabı okuyor
Bireyleri kendi çıkarları için yalan söylemeye, ahlaksızlık yapmaya yönelten ana unsur doğrudan kendi ahlaksızlığımızdan kay naklanmıyor. Daha çok çevremizdeki diğer kişilerin bu durumda ne yapacağına ilişkin bir bilişsel önyargıyla hareket ediyoruz. Yani, kendi kendimize "Bu durumda herkes aynı şeyi yapardı" deyip ya lan söylemeye ve fazladan birkaç dolarlık kazancı cebimize atmak için vicdani bir kapı aralıyoruz.
Sayfa 122 - Kronik Yayıncılık
bide hobbit’imiz eksikti .d
Çike, Türk ve Tatar mitolojisinde şarkı veya müzik eseri cini olarak adlandırılır. Şeke ya da Çeke olarak da tanımlanır. Aslında bir cücedir ve boyu neredeyse bir dirsek kadardır. Bu kısa boylu yaratık yanına gelen insanlara şarkı söyletir ve destan okutur. Ormanlık alanlarda yahut ağaç altlarında yaşar. Zararsız bir mahluktur. Ancak bazen dediğini yaptırabilmek için insanları korkuttuğu da olur. Yakaladığı bir kişiye saatlerce yırlar, yani şarkılar ya da kay, yani destan okuttuğu söylenir. Çuvaşlarda ise buna Çike Suhal denilmektedir. Masalsı anlatımda onun için “boyu bir karıştır, sakalı ise iki karış” ifadesi kullanılmaktadır. Efsanelerdeki kudretli, çok iyi ya da çok kötü karakterlerden oldukça farklıdır. Çik kelimesi aşık kemiğinin çukur tarafı demektir. İçine bir şey doldurulan manasında da kullanılır. Moğolcada kulak anlamında da kullanılan Çike, Buryat dilinde ise Sehe olarak telaffuz edilir ve işitmek manasını taşır.
Sayfa 102 - kronik·Kitabı okuyor
1000Kitap
Zizekçi eylem simgesel düzeni sarsan bir krizdir...
Günlük yaşamımızı sürdürürken unuttuğumuz şey, insanlık evrenimizin, “dünyanın gecesiyle” yüzleştiğimiz zaman tecrübe ettiğimiz cehennemin, radikal bir biçimde insanlık dışı olan “soyut negatifliğin” cisimleşmesinden başka bir şey olmadığıdır. Ve eğer eylem onun taşıyıcısı olan öznenin, kendi günlük yaşamının bir desteği olan simgesel kurgular ağını durdurma ve onların dayandıkları radikal negatifliğe tekrar karşı çıkma ânı değilse nedir?
Sayfa 124 - Encore Yayınları·Kitabı okuyor