Öncelikle sayfa 115' e kadar okudum ve belirli bir kısmını inceledim. Ahmet Ümit'in betimlemeleri hoşuma gitti, olayın örgüsünü beğendim. Fakat yazarın vermeye çalıştığı mesajlar hoşuma gitmedi. Rum sempatizanlığı sezdim bu kitapta. Tarlabaşında işlenmiş bir cinayet çözümleniyor fakat devamlı rum mimarilerine, onların güzel yaşamlarına, ne kadar karakter sahibi olduklarından söz ediyor. Yazar yine bir bölümünde bu toprakların onlara ait olduğunu fatih'in onlardan aldığını dile getiriyor. Sırf farklı bir millet olduğu için kimseye düşmanlık besleyemeyiz ama bu onları beğendiğimiz anlamına da gelmez. Yine bir bölümünde daha kentsel dönüşüme karşı çıkan protesto edenlerin ne kadar masum olduklarından söz ediyor. Masum olarak bahsettiği kişinin içinde bir takım tuhaf insanlar, travestiler vs. var. Onların masumca hakkını aradığından ama sorunun onlarda değil devlette olduğunu ima ediyor. Bu kitap 21 ekim 2013 tarihinde yazılmış, yani gezi olaylarından hemen sonra... Bu kitapta yazılanlar dolaylı yoldan gezi parkı eylemlerini destekliyor. Yine bir zencinin kolunda "Festus Okey polis tarafından öldürüldü " yazıyor diyor. Her konuda polis de suç işlese yolsuzlukta yapsa, kumar oynanmasına göz de yumsa yine devleti suçluyor. Hiç mi insanın kendisi suçlu olmaz ? Tarlabaşındaki mafyaların, uyuşturucu kullanan, illegal işler yapan insanların gariban olduğunu asıl suçlunun devlet olduğunu imaa ediyor. Devlet dediğimiz şey mükemmel değil elbette bunu bende biliyorum ama sırf devleti suçlamak için gayri ahlaki ne varsa onu savunuyor. Herkes istediğini savunmakta özgürdür fakat iktidarın sevilmemesi, devlete hainlik yapmak için sebep değildir. İstediğiniz siyasi düşünceyi savunabilirsiniz fakat bu devlet iktidara değil, vatana aittir ve yaptığınız her kötülük iktidara değil yine bu