8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 13:22
Süper İyi Günler’i bir özel eğitim öğretmeni olarak okuduğumda, kitabın en güçlü yanının bana Christopher’ı anlatması değil, Christopher’ın dünyayı nasıl deneyimlediğini hissettirmesi olduğunu düşündüm. Kitap boyunca duyusal hassasiyetler, rutinlere bağlılık, sosyal iletişimde yaşanan güçlükler ve belirsizlik karşısında ortaya çıkan kaygı oldukça etkileyici bir şekilde aktarılmış. Özellikle Christopher’ın insanların yüz ifadelerini anlamlandırma biçimi, kalabalık ortamlardaki zorlanmaları ve mantıksal düşünce yapısı, otizmli bireylerle çalışan biri olarak bana birçok öğrencimi hatırlattı. Ancak kitabı okurken akılda tutulması gereken önemli bir nokta da var: Christopher, otizm spektrumundaki tek bir profili temsil ediyor. Edebiyatta ve medyada sıkça karşılaştığımız, matematikte çok başarılı, güçlü analitik becerilere sahip bir karakter. Bu durum kitabın bir eksikliği değil belki, ancak otizmi hiç tanımayan okurlar için “otizmli bireyler böyledir” gibi bir genellemeye kapı aralayabilir. Oysa özel eğitim alanında çalışanlar bilir ki spektrum oldukça geniştir ve her birey birbirinden farklı özellikler gösterebilir. Kitapta dikkatimi çeken bir diğer nokta ise eğitimsel süreçlerin neredeyse hiç yer almaması oldu. Aile ilişkileri ve bireysel yaşantılar ön plandayken, destek hizmetleri, öğretim süreçleri veya bireyin gelişimini destekleyen uygulamalar arka planda kalıyor. Bu nedenle kitabı otizmi öğrenmek için bir kaynak olarak değil, otizmli bir bireyin yaşantısına dair empati geliştirmeye yardımcı olabilecek bir edebi eser olarak değerlendirmek daha doğru olur. Sonuç olarak “Süper İyi Günler” otizmi açıklayan bir kitap değil; otizmli bir karakterin gözünden dünyaya bakma fırsatı sunan bir roman. Bir özel eğitim öğretmeni olarak, kitabın özellikle duyusal deneyimleri ve
Süper İyi Günler ya da Christopher Boone'un Sıradışı HayatıMark Haddon · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,175 okunma
Korkuyu Beklerken
6/10
·202 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:02
Merhabalar bugün sizlere okuma grubumuzda çekilişle çıkan iki kitabın ilk ile geldim. İkincisi Sinan Akyüz'den Fidan Hanım bundan sonra hemen ona başlıyorum. Neyse size hemen bu kitaptan bahsedip kaçıyorum. Bence Korkuyu Beklerken hakkında en ilginç şey, kitabın "korku"yu anlatmaktan çok, beklemeyi anlatmasıdır. İnternette çoğu yorum, kitabın bireyin yalnızlığına, yabancılaşmasına ve toplumla kuramadığı ilişkiye odaklanır. Bunlar doğru tespitlerdir; fakat bana göre Atay'ın asıl başarısı başka bir yerde gizlidir. Kitaptaki karakterler, büyük felaketler yaşamazlar. Onları tüketen şey, olacak sandıkları şeylerdir. İnsan zihni bazen gerçeklerden değil, ihtimallerden yorulur. "Acaba?" diye başlayan düşünceler, yaşanmamış olayları bile yaşanmış kadar ağır hissettirebilir. Bu yüzden kitabın adı sadece bir öykünün değil, modern insanın ruh hâlinin de özeti gibidir. Bir başka dikkat çekici yönü ise Atay'ın okuruna güvenmesidir. Duyguyu açıklamaz, öğretmez, parmağıyla göstermez. Boşluklar bırakır. O boşlukları kendi korkularımızla, kendi yalnızlığımızla doldururuz. Bu nedenle aynı kitabı yirmi yaşında okuyan biriyle kırk yaşında okuyan biri bambaşka satırların altını çizer. Ayrıca kitapta sıkça hissedilen ironi de sadece güldürmek için değildir. Atay'ın mizahı, acıyı hafifleten bir araç değil; tam tersine, acının ne kadar derin olduğunu daha görünür kılan bir aynadır. Gülümsettiği anda bile insanın içinde ince bir sızı bırakır. Belki de kitabın en çarpıcı cümlesi hiç yazılmamıştır: İnsan bazen korktuğu şey yüzünden değil, korkusuyla baş başa kaldığı için yorulur. İşte Korkuyu Beklerken bana bunu düşündüren bir kitaptır. Okudukça hikâyelerin karakterlerinden çok, kendi iç sesimizi duymaya başlarız. Bu yüzden kitap bitse bile, insanın içinde uzun süre devam eder. Modern insanın
Öykü
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·344 syf.··
2026 45. kitabı
Kederli günlerden geçen bir derviş, rüya aleminde gizemli bir adaya düşer. Bu adada insanlık tarihinin en büyük zihinleri peygamberler, veliler, filozoflar ve edebiyatçılar büyük bir halka şeklinde oturmuş, sanki dervişi beklemektedir. Derviş halkanın ortasına oturur ve hayatın dertlerine karşı bu nurani meclisi dinlemeye başlar. Kitapta 99 teselli bulunmaktadır: ölüm korkusu, yalnızlık, ayrılık, başarısızlık, umutsuzluk, hayal kırıklığı, yaşlanma,mutsuzluk, kaygı, değersizlik hissi... Yazarın sade ve akıcı bir dili var. Altı çizilecek bir çok cümleye sahip.Yüzyıllar önce yaşamış bir dervişin, Schopenhauer’ın ya da Tanpınar’ın da tıpkı bizim bugün hissettiğimiz o iç sıkıntılarıyla, kaygılarla ve hüzünle boğuştuğunu görmek, insana yalnız olmadığını hissettiren bir huzur veriyor.Kitap, dünyanın neresinde doğarsak doğalım, acımızın da neşemizin de aynı dilde olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca yukardan bakan, ders veren bir üslup yerine, yaranıza üfleyen, size şefkatle yaklaşan bir dost eli hissediyorsunuz. Sayfaları kapattığınızda içinizde karanlık bir keder değil, tam aksine her şey geçecek ve her şey olması gerektiği gibi dedirten, teselli bulmuş, aydınlık bir ferahlık kalıyor.
Dervişin Teselli KoleksiyonuMecit Ömür Öztürk · Hayykitap · 201710,1bin okunma
Puan vermedi·375 syf.··
2025 45. kitabı
“Senin için bin kere de olsa…” Bazı kitaplar okunur ve biter, bazıları ise insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder. Uçurtma Avcısı, benim için ikinci grupta yer alan kitaplardan biri oldu. Halit Hüseyni, dostluğu, ihaneti, vicdan azabını ve affedilmenin gücünü öyle gerçekçi bir şekilde anlatmış ki, sayfaları çevirdikçe karakterlerle birlikte sevindim, üzüldüm ve onların yükünü omuzlarımda hissettim. Emir ve Hasan’ın çocukluklarına tanıklık ederken masumiyetin ne kadar kırılgan olduğunu, yapılan bazı seçimlerin insanın hayatında nasıl derin izler bıraktığını görmek oldukça etkileyiciydi. Afganistan’ın değişen yüzü ise hikâyeye ayrı bir derinlik katmış. Kitabı bitirdiğimde içimde buruk bir hüzün ve aynı zamanda umut vardı. Çünkü bu hikâye bana, ne kadar geç olursa olsun insanın geçmişiyle yüzleşme cesaretini bulabileceğini ve iyilik için her zaman bir fırsat olduğunu hatırlattı. Bazı kitaplar gözlerden yaş, bazıları ise kalpten iz bırakır. Uçurtma Avcısı, bende iz bırakan kitaplardan biri oldu.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,3bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 47. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 02:04
Ruhun da zaman zaman dinlenmeye, anlaşılmaya ve gerçekten dinlenilmeye ihtiyacı yokmu sizce de? Kesinlikle var!... Ve Melda hanım bunu öyle güzel anlatmış ki, kendinizi bu akışa teslim ediyorsunuz Hayatın içinde çoğu zaman güçlü görünmeye çalışırken görmezden geldiğimiz kırılmaların da bir anlamı olabileceğini hatırladım. Bir yanda uyanışın verdiği farkındalık, diğer yanda çatlayıp dağıldığmı hissettiğim anlar... Ardından gelen kayboluş hissi, sonrasında arayış ve seçimler. Kitap boyunca karşıma çıkan her durak, insanın kendine varma serüveninin farklı bir yüzünü gösterdi bana... En çok da kusursuz olmaya değil, olduğu haliyle kendine yaklaşabilmeye vurgu yapmasını cok sevdim. Çünkü bazen insanı değiştiren şey büyük cevaplar değil, doğru zamanda karşısına çıkan küçük bir fısıltılar oluyor... Satır aralarinda, ruhun yüklerini, sessizliklerini ve ihtiyaçlarını hatırlatan bir atmosfer yakaliyorsunuz. Kendine dönmeye cesaret edenlerin, iç sesini uzun zamandır duymayanların ve hayatın koşuşturması içinde biraz durup nefes almak isteyenlerin siirsel denemelerle anlattigi bu kitapla yazarimiz biz okurlarinda kendinden bir parça bulabileceklerini düşünerek kaleme aldığını düşünüyorum Usulca fısıldıyor anlatmak istediklerini Ruhumun Fısıltısı, adının hakkını vererek okurunun kalbine sessizce dokunan kitaplardan biriydi...
Ruhun FısıltısıMelda Kamhi Kosif · Destek Yayınları · 20261 okunma
6/10
·304 syf.··
2026 91. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:26
Yani matt haig in bütün kitaplarını okudum ama bu en son çıkan çok tek duzeydi sanki matt değilde başka bir yazar yazmış gibiydi onun diğer kitaplarındaki tadı alamadım koca kitapda bir söz begendim sadece " Ölmenin en inanılmaz ve can sıkıcı yanı, önceliklerinizi tam doğru belirlemişken artık herhangi bir şey yapmak için çok geç olması. "
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026239 okunma
Reklam
Reklam