Bir başka şehri sorun insanlara... Aklınıza ilk gelen nedir diye...
Kimisi önce yemeklerini söyler, kimisi kalesini, camisini, gölünü, iklimini... Herkes kendi doğduğu şehrin en güzel yanını anlatır.
Oysa Ankara bir "histir".
İlkin değer yargıları ve insanları gelir aklınıza.
Milli Mücadele gelir. İnanç gelir. Umut gelir.
Yok oluşun, tükenişin üzerine yeniden doğan güneş gelir.
"O" gelir. Mustafa Kemal Paşa.
Cumhuriyet gelir.
Vefa gelir. Dostluk gelir.
Öleceğinize inanır mısınız? Evet, insanoğlu ölümlüdür, ben bir insanım: Bu sebeple... Hayır, o değil: Bildiğinizi biliyorum. Ben şunu soruyorum: Bu sayfayı tutan parmakların günün birinde sararıp buz gibi olacağına inandınız mı, kesinlikle inandınız mı, aklınızla değil de vücudunuzla inandınız mı, hissettiniz mi?
Hayır: Kesinlikle inanmıyorsunuz ve bu yüzden bugüne kadar onuncu kattan kaldırıma atmadınız kendinizi, bu yüzden hâlâ yiyorsunuz, sayfayı çeviriyorsunuz, tıraş oluyorsunuz, gülümsüyorsunuz, yazıyorsunuz...
...
Ve en önemlisi: Bir mekanizmanın hayal gücü yoktur.
Siz hiç, silindir pompanın çehresinde çalışırken uzak, aptalca, hayalci bir gülümseme belirdiğini gördünüz mü? Siz hiç vinçlerin dinlenmeye ayrılmış gece saatlerinde yataklarında huzursuzca dönüp durduklarını ve iç geçirdiklerini işittiniz mi?
Hayır!
Utanın! Koruyucular bu gülüşleri ve iç geçirmeleri daha sık duyar oldular...
Ama bu sizin suçunuz değil, siz hastasınız. Bu hastalığın adı:
Hayal gücü.