Öncelikle Kazım Karabekir'in hayatını kendi kaleminden okumak paha biçilmez. Küçük yaşlardan beri günlük tutan Kazım Karabekir, hayatının son yıllarında iktidarın baskıları sonucu bir nevi inzivaya çekilmek zorunda kalmış ve çok sayıda eser kaleme almış. Yaşadığı siyasi baskılar üzücü ama tarihe bu eserleri emanet edebilmesine vesile olması tesellimiz olabilir.
Karabekir'in hayatı özelinde imparatorluğun son yıllarının ne büyük ekonomik, siyasi, ilmi, fenni, askeri ve sosyal enkaza dönüştüğünü görebiliriz. Yine bu vesileyle cumhuriyetin kurucu kadrolarının ve milli mücadele kahramanlarının hâlet-i rûhiyelerini bir parça da olsa anlama imkanı elde ediyoruz. Cumhuriyete giden yolda atılan adımların öncesini de görmek, Namık Kemal'lerin yaktığı hürriyet meşalesinin bu kadrolar üzerinde ne kadar derin tesirler icra ettiğini bilmek etkileyici.
Kazım Karabekir, askeri okulun en parlak öğrencisi, dönemini birincilikle tamamlamış ateş gibi bir genç. Hem akademik, hem sosyal hem de fizikî özellikleri ile hep öne çıkan bir karakter. Mezuniyet sonrası 3. Ordu'da gördüğü vazifeler, hayranlık uyandıran muhakeme yeteneği ve zekası her türlü takdirin ötesinde.
Maalesef ki siyaset sahnesinde kendisine yer bulamamış. Kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası dönemin iktidarınca boğulmuş. Bugünden dönüp baktığımızda keşke diyoruz; çok partili hayat Demokrat Parti ile değil de bu nitelikli kadroların oluşturduğu Kazım Karabekir'in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'yla, Fethi Okyar'ın Serbest Fırka'sıyla başlasaydı...
Kitap temel olarak bazı istihbarat servislerince kotarılan komploların serüvenini ele alıyor. Komplo teorisi ile komplo arasındaki belirsiz çizgiyi yakalamak çoğu zaman mümkün olmaz. Titiz bir gazetecilik örneği ortaya koyan Yetkin, arşiv belgelerinin ve tanıklıkların üzerine gidip bazı gerçeklere ulaşmaya çalışmış.
Son derece sürekleyici ve ilgilisi için dolu dolu bir kitap. Çok iyi gazetecilik tecrübeleri de barındırıyor.
Kitap, M'un #ÇivisiÇıkmışDünya'sının devamı olarak okunabilir. Dünya gemisinin batmaya doğru hızla ilerlediğini anlatan yazar, batışın başlangıcını 5 Haziran 1967'ye tarihliyor.
6 gün savaşı olarak da anılan Arap-İsrail savaşı sonrası yaşanan olaylar, batışın ve uygarlıkların geri dönülmez yok oluşunun başlangıcı yazara göre.
Çok sayıda alıntı paylaştım. İlgilenenler alıntılara bakabilir. Sindire sindire okunması gereken bir kitap.
'Bu kitapta gerçekliğe dayanmayan tek cümle yok.' Akılalmaz bir dünyayı anlatan kitabı okurken her şey o kadar normal geliyor ki insan düşününce hayret ediyor. En korkunç ve vahim şeyleri bile olağan şeylermiş gibi anlatmayı tercih eden yazar bu dili ustaca kurmuş. Marquez'in çocukluk günlerini sanatsal bir dille anlatma düşüncesinden doğan bu kitap hakettiği üzere bir klasiğe dönüşmüş durumda.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 200746,4bin okunma
Bilimkurgu türü çok ilgimi çekmez. Bayıla bayıla okumam yani. Ancak bu kitabı sevdim. Zira bana çok yapay gelen uçuk kaçık araçlar, makineler yok bu kitapta. Tabi zamanda yolculuk yapmaya yarayan makine hariç.. Gelecek zamanda yazarın tasfir ettiği dünya fiziki durumdan daha çok duygu durumlarıyla ilgili. Gelecekte insan hallerinin, korkuların, hayatı algılama biçiminin vs neye dönüşebileceği konusunda bir kurgu oluşturmuş yazar. Okumaya değer.
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,1bin okunma