Öylece durur. Her insana yabancıdır. Her nesneye yabancıdır. Kendisine bile. Tek başına bir yere gitmeye gücü yoktur. Herhangi bir şeye dayanmayı dener. Ona daha az yabancı olan herhangi bir şeye.
Mutluluk, insanın önüne koyduğu hedefler uğruna verdiği çabada yatar. Özel olarak şu veya bu başarıyı elde etmemiz gerekmiyor, bütün mesele, hayatta bize anlamlı gelen bir şeyin peşinden gitmeye, onun için uğraş vermeye kendimizi adamamız.
DURAĞANLIĞI SEVİYORUM. Yavaşlığı. Hiçbir şeyin olmadığı zamanları. Göğün maviliğini. Temiz havayı içime çekmeyi. Trafik gürültüsünün içindeki kuş şakımalarını. Yalnız ayak seslerini. İlkbaharda bir isyanla patlayan çiçekleri. Sessiz geçen zamanların ölü zamanlar olduğunu düşünürdüm. Şimdi capcanlı geliyorlar. Yere uzanıp dünyanın kalp atışlarını dinlemek gibi.
İşte o ara insanı esas yıkan şeyin içinin "bomboş" olması olduğunu anlıyorum. Hayata dair tek bir yaprak kımıldamıyor içimde. Bir savaş sonrası manzarası... Toparlamaya çalışmaktansa, toparlanıp gitmek daha bir insana dair...