Puan vermedi·208 syf.··
2026 12. kitabı
Bugün elimde, konfor alanını kelimenin tam anlamıyla darmadağın edecek bir kitap var: Simon Gilham - Kendine Yalan Söylemeyi Bırak. Kitabın Konusu Ne? İnsanın sırf geçici bir huzur uğruna kendi kendine söylediği yalanlar, ertelemeler ve yüzleşmekten kaçtığı o içsel engeller. Kitabın Amacı ve Mesajı? Simon Gilham, bu kitabıyla modern insanın en büyük hastalığına dokunuyor: Kendinden kaçış. Kitabın asıl anlatmak istediği şey; dış dünyayla barışmanın yolunun, önce içerideki o yanılsamaları ve maskeleri indirmekten geçtiği. ​Büyümek ve dönüşmek bazen can acıtır. Eğer kendinle en dürüst randevuna çıkmak istersen, bu kitap tam karşındaki koltukta seni bekliyor. Aslında Ne Anlatmak İstiyor? Kaçtığın her gerçek, yarın ödeyeceğin bedeli büyütür. Kendine dürüst olduğun gün, özgürleştiğin ve hayatının iplerini gerçekten eline aldığın gündür. Eğer hayatında bir şeylerin ters gittiğini hissediyor ama adını koyamıyorsan, bu kitap aradığın o sert ama şefkatli dost uyarısı olabilir. Tavsiyemdir, mutlaka listenize ekleyin!
Psikoloji
Kendine Yalan Söylemeyi BırakSimon Gilham · Literatür Hayat Yayınları · 202510 okunma
6/10
·108 syf.··
2026 18. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 16:43
#KitapYorum #SihirliDefter #AylinMeryemKayucu #EvrenselKültürYayınları #Fantastik Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Evrensel Kültür Yayınları'ndan çıkan, Aylin Meryem Kayucu'ya ait "SİHİRLİ DEFTER" isimli fantastik romanı tanıtmaya çalışacağım. Gerçek dünyadan çıkıp, fantastik ve ütopik evrenlere ışınlanmak farklı ve eğlenceli bir deneyim yaşatır her zaman bana. Heyecan, sınırsız akıl oyunları içinde kaybolmak, efsungerlik, paralel evrenler, büyü, sihir, mucizeler, dünya dışı varlıklar, zihnin göz kırpması gibi, şakalama gibi bir şey... Hayâl dünyamızı zenginleştiren, belki bir ihtimal kitabın içinde geçen herhangi bir cümle akışımızı değiştirebilir. Karanlıkta kalan bir sır, olay, gizem kendi iç dünyamızda saklı kalmış kapıları aralayabilir de!.. Neden olmasın?.. Tabi izlediğimiz filmler, kitaplar uzun süre akılarda kalıyor. Zirâ imkânsızı istemek, zoru başarmak insanoğlu için her zaman cazip. "SİHİRLİ DEFTER" de bu duyguları sunuyor. Anlayacağınız bu sıradan bir kurgu değil. Ortada kelimelerle oynayan bir defter, duvarların içinde bir dünya, cesaret ve korkunun iç içe geçtiği bir macera var. Kahramanlarımız Süleyman, Mustafa, Ali, Kemal, Leyla, Gül ve gölge Murat. Hepsi gizemli Büyü Akademisi'nin öğrencileri. Yıl 1698, sırlı labirentlerle örülü okulun sihri içinde bilmedikleri her şeye kafa tutan bu altı arkadaşın heyecan dolu macerasında kaybolacaksınız. Sonunda azmin ve cesaretin ödülünü ne şakilde aldıklarına tanık olacağınız bu eser sizi başka dünyalara misafir ediyor. Tabi çoğu zaman başrıya giden yolda bazı kapılar, anahtarla açılır, bazıları ise açmaya cesaret edenlere göredir. "SİHİRLİ DEFTER" hem görsel hem de tematik olarak Harry Potter ve genel genç-yetişkin fantastik edebiyat türüyle oldukça paralel bir çizgide duruyor sanki. Burada, Büyü
Sihirli DefterAylin Meryem Kayucu · Evrensel Kültür Yayınları · 2062 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·354 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 12:56
Yorumuma geçmeden önce kitaba bayıldığımı söylemeliyim. Drina Köprüsü bir roman okuduğum hissinden çok, adeta bir tarih okuduğum hissi verdi. Bir dönemi değil, yüzyılları kapsayan bir anlatı var karşımızda. Yazar bunu öyle ustalıkla yapmış ki, anlatı zaman zaman belgesel tadına yaklaşıyor. Her bölümde sanki farklı bir mevsime, farklı bir zamana geçiyoruz. Drina Köprüsü’nün yapılışı, ardından tanık olduğu olaylar ve çevresinde yaşayan insanların bitmek bilmeyen çileleri… Hepsi köprünün taşlarına sinmiş gibi. Bu kitapta köprü sadece bir yapı değil; Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan’a uzanan bir hâkimiyet değişiminin sessiz tanığı. Osmanlı döneminde farklı milletlerin bir arada yaşadığı düzen, zamanla yerini baskıya, korkuya ve parçalanmaya bırakıyor. Ardından Avusturya-Macaristan yönetimiyle birlikte değişen sistem, yeni kurallar ve yeni adaletsizlikler geliyor. Yönetimler değişse de, ezilen halkın kaderi pek değişmiyor. Güç el değiştiriyor ama bedeli yine sıradan insanlar ödüyor. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey, büyük devletlerin küçük insanlar üzerindeki etkisi oldu. Dünyada en ufak bir toprak parçası için, büyük başların küçük başları ezdiği bir düzen var. “Huzur” sağlamak adına yapılan zulümler, kesilen başlar, bastırılan isyanlar… Bu sahneleri okurken ister istemez bugünü düşündüm. Kim bizi nasıl yönetebiliyor? Neden yönetiyor? Ve biz neden buna çoğu zaman ses çıkaramıyoruz? Geçmişte de böyleydi, şimdi de çok farklı değil. Eğer bana bir seçim hakkı sunsalardı, yine Türk olmayı seçerdim. Çünkü insanın ait olduğu yer, sadece geçmişiyle değil, hafızasıyla da ilgilidir. Kitap, aidiyet duygusunu ve zamanla kaybedilen toprakların geride bıraktığı izleri ister istemez düşündürüyor. Zamanında o topraklar da bizimdi. Ama zamanında… Bu kelimenin içine ne çok kayıp, ne çok
1000Kitap
Drina Köprüsüİvo Andriç · İletişim Yayınevi · 20257,5bin okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 16. kitabı
İnferno: Kanto II | Asena Nişikli Merhabaaa bugün size, beni kelimenin tam anlamıyla duygusal olarak yoran kalbimi sıkan ama bir o kadar da elimden bırakmamı imkânsız hâle getiren o kitapla geldim. İlk kitaptan sonra beklentim yüksekti ama bu kanto.. resmen beklentilerimi paramparça etti. Bu kitapta artık her şey daha karanlık, daha derin ve daha acı verici. Helen’in Alin’i bulma çabası sadece bir kayıp arayışı değil geçmişle, suçlulukla ve korkularla yüzleşmeye dönüşüyor. Her sayfada onun çaresizliğini, öfkesini ve artık gücüm kalmadı dediği anları iliklerime kadar hissettim. Bazen durup ben olsam dayanamazdım dedim ama Helen yine de ayağa kalktı. İşte beni en çok etkileyen şey de buydu. Ve Demir Karadağ.. benim favori kocam Bu kitapta onu sadece güçlü, tehlikeli ve kontrolü elinde tutan bir adam olarak değil geçmişiyle yaralı, sevdiklerini kaybetmekten korkan bir adam olarak okuyoruz. Onun Helen’i koruma içgüdüsü, bazen boğucu olsa da çoğu zaman işte bu dedirtti. Çünkü bu karanlık dünyada sevgi, pamuklara sarılı bir şey değil kanlı, dikenli ve bedeli olan bir şey. Helen ve Demir’in ilişkisi bu kitapta bence aşkın en ham, en kusurlu hâliyle karşımızda. Sürekli sınanıyorlar, kırılıyorlar, susuyorlarama yine de birbirlerinden kopamıyorlar. Bu toksik mi? Evet. Tutkulu mu? Fazlasıyla. Gerçek mi? Çok. Bazı sahnelerde kalbim pıt pıt atarken bazı sahnelerde durun artık, biraz nefes alın diye sayfaya seslendim. Kitabın atmosferi inanılmaz derecede bağımlılık yaptı . Inferno evreni genişledikçe tehlike hissi de artıyor. Yeni sırlar, aile geçmişleri ve ortaya çıkan gerçekler hikâyeyi daha da karartıyor. Her şey gri iyiyle kötü arasındaki çizgi neredeyse yok. Ve sanırım bu yüzden bu kitap bu kadar etkiliyor. Bitirdiğimde şunu fark ettim bu kitap beni mutlu etmedi ama
1000Kitap
İnferno: Kanto IIAsena Nişikli · Pukka Yayınevi · 2025285 okunma
Homo homini lupus mu? Semper fidelis mi?
Puan vermedi·206 syf.··
2025 13. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 20:23
Önceki kadar yabancı, önceki kadar tek başına, nasıl devam edeceğini bilmek, bilme ihtiyacı duyulan her şeydir. Dünya nasıl devam edeceğini bilir, bu yüzden dünyanın bir alternatifi yoktur. Ama biz biliriz ki hepimizin bir alternatifi vardır. İçinden geçtiğin çağın izleyicisi olmak, şahit olduklarının kıyısına tutunarak ayakta kalmaya çalışmanın güçlüğü ile başa çıkmayı gerektiriyor. Bireyselleşmiş akışkan modern toplumun yolu üzerinde durmak, tek başına olmak, kişisel yakınlığın, yavaş yavaş ama ısrarla geri çekilmesini izlemek ve suçu elektronik ıvır zıvırın sırtına yıkmadan sorumluluk almak zor iş. "Mahremiyetimizi üzerimizde dalgıç giysisi gibi taşıyoruz: Beklenmedik bir karşılaşmaya yol açmamak, karışmamak için elimizden geleni yapıyoruz." (S. 90) Derin bağlar olmadan nasıl bir hayat yaşıyoruz, bunun izlemi. Kimseyle uzun uzun uzun ve derin derin derin şeyler paylaşmadan. Hatta hiç bir şey paylaşmadan, kısmi zamanlı esnek bir araya gelmeler ile eskiden ne kadar uzaklaştığımızı ölçmüş Bauman. Mesafe, iki noktanın birbirlerinden ne kadar ayrı olduklarının sayısal ifadesidir. Sözlükte böyle yazıyor. Sen beni özlemeyeceğin bir mesafede kalıp orada yaşamayı seçtiğin için ben de seni özlemeyeceğim bir yer bulup oraya kaçmak istiyorum... mu bu? Ondan ne kadar uzakta yaşayabilirsiniz? Yani bağımlı, yakın ya da aşina olduğunuz o şeyden işte. Tek başına kaldıktan sonra, başlangıçtakinden daha keskin hissedilen o mesafe ne kadar mesela? Ne kadar tamamlanmış ve kendi kendine yeterli olsa da, her insan varlığını bir başkasıyla birleşmediği sürece eksik ve yetersiz kılar. Dengede durmak için ne yapılması gerektiğini bilmek gerekir. Elinin altındaki bir cep telefonuyla odaya kapanmak, evin ortak alanını paylaşmaktan daha az riskli ve daha emin bir yol gibi. Yüz yüze,
1000Kitap
Akışkan AşkZygmunt Bauman · Alfa Yayıncılık · 2017437 okunma
9/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2025 41. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 15:53
“Benim adım Alice Law. Bazen çok zekiyim ama çoğu zaman değilim. Bazen iyi bir insan oldum, bazen kötü. Er ya da geç öleceğim. Ama ölmeden önce çabalayacağım — çok çabalayacağım — ve bunun bir anlamı olmasını sağlayacağım.” Katabasis’in finali dikkatli bir okur için bütünüyle sürpriz sayılmaz. Sonu sezilebilir; roman, mantık ve felsefi altyapı üzerine kurulmuş bilinçli bir tercih olarak sunuluyor. Alice’in hikâyesi, kelimenin tam anlamıyla bir katabasis: yalnızca cehenneme değil; bilginin, hırsın ve ahlaki sınırların derinliklerine yapılan bir iniş. Bu yolculukta ona eşlik eden Peter Murdoch. Alice’le aynı amacı paylaşıyor gibi görünseler de, bu yolculuk boyunca aslında birbirleri hakkında hiçbir şey bilmediklerini keşfediyorlar. Birbirlerinden hoşlanmayan bu iki karakter, Asfodel Tarlaları’ndan Lethe Nehri’ne, cehennemin katmanlarından isyan eden ruhların kulesine uzanan bu yolculukta pek çok şeyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Profesör Grimes, romanın en rahatsız edici ve gerçekçi karakterlerinden biri. Bilgiyi paylaşan bir mentor olmaktan çok, onu bir iktidar aracına dönüştüren bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Alice’e sunduğu şey öğrenme değil; seçkinlik, “ben” olma ve sınırların ötesine geçme vaadi. Ancak bu vaadin bedeli, öznenin silinmesi ve teslimiyet. Grimes karakteri, hırsın etik sınırları nasıl aşabildiğini ve bilginin yanlış ellerde bir kurtuluştan çok bir tahakküm aracına dönüşebileceğini gösteriyor. Bu sorunun en çarpıcı cevabı ise Elspeth’te saklı. Lethe sularında teknesiyle dolaşan Elspeth, yalnızca bir geçiş figürü değil; Grimes’in geride bıraktığı entelektüel enkazın yaşayan (ya da yaşamayan) bir kanıtı. Bir zamanlar öğrenci olan bu ruh, hırsın bir zihni nasıl tüketebileceğini temsil ediyor. Elspeth’in varlığı, şu gerçeği fısıldıyor: Bazı inişler
KatabasisR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 2025680 okunma