Mesele 'hayır'ın nasıl söylendiğidir. Mesele söylediğiniz 'hayır'ın çocuğa ne hissettirdiği, ne düşündürdüğü ve onun bundan ne anladığıdır. Anlamını yitirmemesi için 'hayır' düşünerek ağızdan çıkarılması gereken bir sözcüktür. Yerinde ve zamanında kullanılmalı, olur olmaz her şeye 'hayır' denerek kelimenin ağırlığını kaybetmesine neden olunmamalıdır. Her 'hayır' bir nedene ihtiyaç duyar. Çocuk yaşı kaç olursa olsun hatta bebek bile olsa neden mutlaka 'hayır, çünkü'nün ardında yerini almalıdır. Yerinde söylenen ve nedeni belirtilen 'hayır'ın nasıl bir şekilde söylendiği de büyük önem taşır. Mutlaka ciddi bir yüz ifadesi, kararlı bir beden duruşu ve en önemlisi derin bir göz teması çocuğunuza 'hayır'ın dikkate alınması gerektiğini anlatır. İletişim sadece konuşarak olmaz, eşlik eden mimik ve beden duruşu bazen kelimelerden çok daha büyük veri iletir. Ve elbette her 'hayır'ın bir de bedeli vardır. Bedel çok önemlidir hem çocuk hem ebeveyn için ancak bu başka bir bölümün hikâyesi...
Insanların çok çok hızlı okumasını sağlayabilir miyiz sorusunu cevaplamak için yıllarca uğraş veren bilim insanları olmuş. Bunun mümkün olduğu ama her zaman bir bedeli olduğu ortaya çıkmış. Sıradan insanları çok daha hızlı okuma yapabilir hale getirmiş bu ekipler biraz eğitim ve pratikle oluyormuş bu iş. Gözlerini kelimenin üstünde hızla gezdirip Gördüklerinin bir kısmını akılda tutabiliyorlarmış ama sonrasında okudukları şey hakkında test edildiklerinde ne kadar hızlı okudularsa o kadar az şey anladıkları ortaya çıkmış.
Sayfa 41
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Unutmayın: Her kelimenin bir bedeli vardır."
Sayfa 49 - Evrensel Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Kelimenin Bedeli
"Beş bin kelimeye beş dolar, on kelimeye bir sent; sanatın piyasa fiyatı buydu işte."
Sayfa 248 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ
Bürokrasi ve Gerçeklik Arayışı
Bürokrasi, kelimenin tam anlamıyla “yazı masasından yönetmek” anlamına geliyor. İlkesi, belgenin bir çekmeceye, rafa, sepete, kavanoza, bilgisayar dosyasına veya başka herhangi bir muhafazaya koyulmasından bağımsız olarak aynıdır: böl ve yönet. Dünyayı muhafazalara ayırın ve muhafazaları birbirinden ayrı tutun ki belgeler karışmasın. Fakat bu ilkenin bir de bedeli vardır. Bürokrasi dünyayı olduğu haliyle anlamaya çalışmak yerine ona yeni yapay bir düzen dayatmaya uğraşır. Bürokratlar işe, dünyadaki her nesnel kategorinin gerçek karşılığı olamayacak öznelerarası gerçekliklerin depolandığı çeşitli çekmeceler icat etmekle başlarlar. Sonra dünyayı bu çekmecelere sığmaya zorlarlar, eğer sığmayıp taşıyorsa daha da fazla bastırıp sığdırırlar. Gerçekler çok daha girift olsa da, bürokratların kafaları çekmecelerine saplanıp kaldığından, çoğu zaman dünyaya dair çarpıtılmış bir gerçeklik şekillendirirler. Gerçekliği, muhteviyatı katı bir şekilde belirlenmiş çekmecelere bölme dürtüsü, bürokratların, eylemlerinin geniş çaplı etkilerini dikkate almaksızın, küçük hedefler peşinde koşmasına neden olur.