10/10
·416 syf.··
2026 60. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:34
Şu an bu kitabın konusunu birine mektupla yazmam gerekseydi eğer, kağıt gözyaşlarımdan parçalanmış olurdu. Kitabı bitirdim ve artık aynı kişimiyim hiç bilmiyorum. Bazı kitaplar bittiğinde hikâye de biter. Serçe ise bittikten sonra zihninizde yaşamaya devam ediyor. Derin ince bir sızı gibi hem de. Kitabın ilk sayfalarında baş karakter Emilio Sandoz’un başına gelenleri tam olarak anlayamıyoruz. Bir şeylerin çok yanlış gittiğini hissediyoruz ama yazar gerçeği hemen göstermiyor. Parçaları yavaş yavaş bir araya getiriyoruz. Daha kırkıncı sayfalarda içimi acıtan bir şeyler vardı ama ne olduğunu tam çözememiştim. Geriye dönüp baktığımda bunun ne kadar bilinçli ve başarılı bir tercih olduğunu görüyorum. Yazarın kalemine hayran kaldığım ilk nokta anlatım biçimi oldu. Karakterler arasındaki bakış açısı geçişleri inanılmaz yumuşak. Bir karakterin zihninden diğerine geçtiğinizi bazen birkaç satır sonra fark ediyorsunuz. Anlatım asla karışmıyor. Bu geçişlerin doğallığı beni gerçekten etkiledi. Betimlemeler de aynı ölçüde güçlü. Okuduğum her sahne gözümde canlandı. Mekânlar, karakterler, yüz ifadeleri ve duygular son derece canlıydı. Kendimi bir roman okumaktan çok yaşananları izliyormuş gibi hissettim. Fakat Serçe‘yi benim için özel yapan şey yalnızca dili değildi. Rakhat’a gidildiğinde kitap bambaşka bir katman daha kazanıyor. Bir gezegen yaratmak başka şeydir, yaşayan bir toplum yaratmak başka şey. Mary Doria Russell yalnızca farklı bir yaşam formu tasarlamamış; ekonomi, politika, sınıfsal yapı, aile ilişkileri ve güç dengeleri olan bir toplum kurmuş. Bu yüzden zaman zaman kitabın içinde ikinci bir kitap okuyormuşum gibi hissettim. Bir tarafta karakterlerin hikâyesi ilerlerken diğer tarafta Rakhat’ın nasıl işlediğini okuyoruz. Kitabın sonlarına doğru yaşadığım gerginliği
SerçeMary Doria Russell · Metis Yayıncılık · 2003372 okunma
Öğretmen olmak; Hayatlara iz bırakmak..
Puan vermedi·208 syf.··
2026 38. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:14
Öğretmenlik hayatım boyunca yüzlerce öğrencinin hayatına dokunma fırsatı buldum. Kimi zaman bir öğrencinin gözlerindeki heyecana ortak oldum, kimi zaman sessizce yardım bekleyen bakışlarında kendimi buldum. Yıllar içinde öğrendiğim en önemli şeylerden biri, öğretmenliğin yalnızca ders anlatmak olmadığıydı. Doğan Cüceloğlu’nun Öğretmen Olmak kitabını okurken de bu düşüncemin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha hissettim. Kitabın ilk sayfalarından itibaren kendimden izler buldum. Mesleğe yeni başladığım yıllar aklıma geldi. Elimde ders planları, zihnimde büyük idealler vardı. Her şeyi eksiksiz yaparsam iyi bir öğretmen olacağıma inanıyordum. Ancak zamanla fark ettim ki öğrencilerimin yıllar sonra hatırladığı şey anlattığım konular değil; onlara nasıl hissettirdiğim, onları ne kadar anladığım ve değer verdiğimdi. Cüceloğlu’nun satırları da tam olarak bu gerçeği hatırlatıyordu. Kitabı okurken yıllar önceki bir öğrencim gözümün önüne geldi. Derslerde pek konuşmayan, çoğu zaman arka sıralarda oturan bir öğrenciydi. Akademik başarısı çok yüksek değildi ama bir gün teneffüste yanıma gelip sadece kendisini dinlediğim için teşekkür etmişti. O gün bunun ne kadar önemli olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Bugün dönüp baktığımda, öğretmenliğin bazen bir konuyu öğretmekten çok bir çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak olduğunu görüyorum. Doğan Cüceloğlu da kitabında bu insani bağı öylesine samimi bir şekilde anlatıyor ki, okurken kendi öğrencilerinizle yaşadığınız anılar bir bir zihninizde canlanıyor. Kitabın beni en çok etkileyen yönlerinden biri, öğretmenin önce kendisini tanıması gerektiği düşüncesiydi. Çünkü sınıfa yalnızca bilgilerimizle değil; kişiliğimizle, değerlerimizle ve hayata bakışımızla giriyoruz. Bir öğrencinin özgüven kazanmasında, hayal kurmasında ya
Öğretmen OlmakDoğan Cüceloğlu · Final Kültür Sanat Yayınları · 20138,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hassas kalpliler okumasın…
10/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 17:33
Keşke bu kitap hiç yazılmasaydı ve ben de hiç okumasaydım..! Kitabı bitireli haftalar oldu ama yorumunu bile yapamadım daha. İçim paramparça, tarifsiz bir hüzün bıraktı bende. Bir grup psikiyatrist ve psikolog, fareler üzerinde bir deney yapar. Zekayı yapay olarak yükseltmeye çalışırlar. Algernon isimli bir deney faresinde deney başarılı olur ve zekası normal seviyenin çok üstüne çıkar. E madem öyle bunu neden insanlarda denemiyoruz diyerek Charlie’yi denek olarak seçerler. Charlie, zihinsel engelliler sınıfındaki en azimli adamdır. Fakat bilim insanları, fareler üzerindeki deneyin tüm çalışmalarını henüz tamamlamamıştır. Farenin zekası fazlasıyla yükselmiştir ancak zaman içinde nasıl bir değişim göstereceği henüz bilinmemektedir. Bu süreyi beklemeden Charlie’yi ameliyata alırlar. “Not: Lütfen eğer vaktiniz olursa Algernon’un arka bahçedeki mezarına birkaç çiçek koyun olurmu.” “Dışarıda hava soğumaya başladı ama ben Algernon’un mezarına hala çiçek koyuyorum. Bayan Mooney bir farenin mezarına çiçek koymak aptallık diyor ama ona Algernon’un özel bir fare olduğunu söyledim.” “Kendimi anlamazsam bütün bir insan olamam…” “Gündüzleri - düşündüm, okudum ve yazdım; ve geceleri de - kendimi aradım.” “Önemli olan şey, ne olursa olsun yukarıya doğru koşmaya devam etmekti.” “Sadece yalnız bırak beni… Ben kendim değilim. Paramparça oluyorum ve seni burada istemiyorum.” “Hayata neden hep bir pencereden baktığımı bir anlasam…” “İşte, tam böyle sevmiştik birbirimizi, gece sessiz bir gündüze dönüşene kadar.” “Bana neler oldu? Neden dünyada bu kadar yalnızım ben?” “Benim ışığımın senin karanlığından daha iyi olduğunu kim iddia edebilir?”
Alıntı
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
Siz ne düşünüyorsunuz?
Puan vermedi
Amcamın kıymetli bir hediyesi vesilesiyle başladığım ve Metin Karabaşoğlu’nun kalemiyle ilk defa tanıştığım bu kitap, maalesef 96. sayfada yarım bırakma kararı aldım. Kendimi, yazdıklarını zorla tüketen bir okur olarak değil, hissettiği soğukluğun arkasında duran bir okur olarak görüyorum. Kitap genel hatlarıyla hayata, insana ve inanç dünyasına dair felsefi/dini pencereler açan, yazarın kendine has denemelerinden oluşuyor. Karabaşoğlu’nun akıcı ama bir o kadar da keskin, kendi felsefesini mutlaklaştıran bir kalemi var. Ancak 96. sayfadaki “Kim Payidar Kalacak?” başlıklı bölüme geldiğimde, yazarın bakış açısı ile benim tarih ve saygı anlayışım arasında çok net bir zıtlık belirdi. Yazar bu bölümde, ahiret ve fani/baki kavramlarını işlerken Atatürk’ün o bilinen "Benim nâçiz vücudum..." sözünü kelime kelime masaya yatırıyor. Dünyevi yapıların geçiciliğini anlatmak adına, bu devletin kurucu vizyonunu ve o vizyona emek veren milyonların gayretini "boş bir vehim" veya "aldanış" olarak nitelendiriyor. Ben ne bir fikrin körü körüne fanatiğiyim ne de tarihi tek bir dönemden ibaret görenlerdenim. Benim nazarımda tarih bir bütündür; Osmanlı Devleti’nden günümüze kadar bu topraklar için can vermiş, kan dökmüş padişahlar, sultanlar, cephedeki erler ne kadar saygıya layıksa, cumhuriyetimizin kurucusu da o kadar saygıya layıktır. Din veya inanç üzerine bir şeyler yazılırken, toplumsal hassasiyetlere ve kurucu değerlere karalamadan, incitmeden, saygı çerçevesinde yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Kimine göre bu sayfada yazılanlar sıradan bir eleştiri olarak görülebilir, saygı duyarım. Ancak benim için hassas olduğum konularda bir kitaptan soğumak, o yolculuğu bitirmek için yeterli bir sebeptir. Amcamın emeğine saygı duymakla birlikte, kendi düşünce dünyamla taban tabana zıt giden
Din
Küçük ŞeylerMetin Karabaşoğlu · İz Yayıncılık · 2018293 okunma
NUTUK __Bir Milletin Hafızası__ NUTUK
10/10
·688 syf.·
2026 17. kitabı
Nutuk’un son sayfasını kapattığımda odamın sessizliği değişti. Bir kitabı bitirmiş gibi değildim. Zihnim sanki bir kapıyı kapatmış, başka bir kapıyı açmıştı. Masanın üzerindeki kitap olduğu yerde duruyordu ama zihnim çoktan bulunduğum yerden ayrılmıştı. Bir süre sonra ne odam kaldı ne de duvarlar. Zihnimi açtığımda kendimi Ankara’da buldum. Takvimler 1929 yılını gösteriyordu. Sonbaharın sert ayazı sokaklarda dolaşıyordu. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi eski bir konağın üst katındaki küçük bir okuma odasında oturuyorduk. Bu konak, eski bir karargah binasından dönüştürülmüş bir yapının içindeydi. Duvarlarda haritalar hala duruyor. Fakat artık masanın üzerinde silah değil kitaplar var. Ortadaki ahşap masanın üzerinde Nutuk duruyor. Gaz lambasının sarı ışığı kitabın kapağına vuruyordu. Kömür sobasının içinden gelen çıtırtılar sessizliği bölüyor, sonra yeniden kayboluyordu. Bir süre kitabın ilk sayfalarından konuştuk. Ancak kısa süre sonra fark ettik ki Nutuk’u yalnızca olayları öğrenmek için okumak mümkün değildi. Bu kitapta anlatılanlar yalnızca tarihten ibaret değildi.
NutukMustafa Kemal Atatürk · Parola Yayınları · 201434,4bin okunma
Hayatın anlamını, varoluş sebebini arayan, yüce insan.
Puan vermedi
Tolstoy, herzaman okumaktan zevk aldığım, beni kendine çeken, her okuduğumda da beni kendime getiren bir yazardır. Bu kitabı daha önce okumadığım için de üzüldüm açıkçası. Benim gibi geç kalmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Tolstoy kitabında beyhude bir yaşam sürdüğünü fark edip; varoluş sebebini aramaya başlıyor, "neden ve ya sonra" sorularını sorarak çıktığı yolda, sorularının cevabını akıl, bilim, felsefe ve insan ekseninde aramaya başlıyor. Tolstoy bu süreci anlatırken, hem araştırma yol ve yöntemlerine hem kendi düşünce dünyasında yaşadığı bunalımlara, buhranlara, intihar fikrine, yaşama arzusuna, hem boş ve anlamsız süregelen hayatına yer veriyor kitapta. Kendi öz eleştirisini öyle güzel yapıyor ki, bilgiye erişme yöntemleri ve zekasına hayran bırakıyor. Tolstoy uzun ve meşakkatli cevap arayışını, Tolstoy'a yakışır şekilde bütün incelikleriyle, bütün başvurulabilinecek kişi, yöntem ve delillerle yapıyor. Kitapta hayatını ve araştırma sürciniözetle şöyle anlatıyor: "Başıma gelenler şunun gibi bir şeydi: Oraya nasıl geldiğimi bilmeden, kendimi bilinmeyen bir sahilden yola çıkmış bir kayıkta bulmuştum. Diğer kıyıya olan yol gösterilmiş, tecrübesiz ellerime kürekler yerleştirilmiş ve yalnız bırakılmıştım. Kürekleri elimden geldiğince güçlü çekip hareket ediyordum. Fakat merkeze ne kadar varmaya çalışırsam çalışayım, akıntı beni yolumdan o kadar saptırıyordu ve gittikçe daha çok akıntıda yolunu kaybetmiş kişiyle karşılaşıyordum. Bazıları hâlâ kürek çekiyordu, bazılarıysa küreklerini atmıştı. İnsanlarla dolu büyük kayıklar, dev gemiler vardi. Bazısı akıntıya karşı mücadele ediyor, kimisi ise akıntıya kapılıp gidiyordu. Daha ileriye gittikçe akıntıyla nehrin aşağısına doğru sürüklenenleri görüyor ve gideceğim sahili iyice unutuyordum. Nehrin ortasında, akıntıyla aşağı
İtiraflarımLev Tolstoy · İskele Yayıncılık · 202129,3bin okunma