"Suskunlar," İhsan Oktay Anar okumadıysanız başlamak için harika bir durak olabilir; ama baştan söyleyeyim, yazarın diline alışmak biraz dikkat istiyor. O eski, nostaljik kelimeleri bolca kullanıyor, sanki direkt 17. yüzyıl İstanbul'undan fırlamış gibi hissediyorsunuz. Ama bu dil, romanın o eşsiz Osmanlı/Mevlevi atmosferini yaratıyor zaten!
Peki kitap ne anlatıyor?
Hikaye, Osmanlı İstanbul'unda geçiyor ve ana eksende musikiye duyulan aşk var.Gerçeküstü olaylar, hayaletler, kahinler...
Roman, temel olarak iyi (Eflatun, Davut, Batın) ile kötü (Şeytanın simgesi Tağut, Cüce Efendi) arasındaki ezeli mücadeleyi işliyor. Ayrıca Tevrat'ın yaratılış hikayesi gibi kutsal metinlerin üslubuna göndermeler içerir. Davut ile Tağut'un mücadelesi, Hz. Davut ile Calut'un hikayesini anımsatıyor biraz.
Benim en beğendiğim noktalar:
-Muazzam Kurgu Bağlantıları. Başta birbirinden alakasız görünen (bir bekçinin gördüğü hayalet, bir müzisyenin aşkı, bir cücenin intikamı gibi) onlarca küçük hikaye var. Ama yazar, kitabın sonunda bu ipleri öyle ustaca bağlıyor ki, "Vay be!" diyorsunuz. Bunu diğer kitaplarında da görüyoruz. Tam bir puzzle (yapboz) çözme hissi veriyor. Benim en beğendiğim nokta olabilir.
-Mizah ve İroni: O ağır, akademik dilin arasında Anar, birdenbire öyle komik, öyle iğneleyici pasajlar sıkıştırıyor ki...Ciddi konuları bu mizahi süzgeçten geçirmesi, okumayı çok daha keyifli hale getiriyor.
Özetle: "Suskunlar," biraz sabır ve dikkat isteyen, ama karşılığında size eşsiz bir dil ziyafeti, harika bir kurgu deneyimi ve müzikle yoğrulmuş derin bir felsefi yolculuk sunan, kesinlikle okumaya değer bir eserdir. Bitirdiğinizde, belki de siz de tıpkı Eflatun gibi, gerçeği görüp "susmak" isteyeceksiniz. İyi okumalar :)