9/10
·224 syf.··
2026 23. kitabı
Gogol’un kalemiyle tanıştığım, birbirinden güzel altı hikâyeden oluşan bu eseri yorumlayacağım için çok mutluyum. Sonunda yazarın kalemiyle tanıştım ve bu kadar geç kaldığım için biraz üzüldüm. Dostoyevski ve Turgenyev’e atfedilen “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” sözü, yazarla tanışma konusunda beni oldukça heveslendirmişti. Kitaba gelecek olursam, içerisinde bulunan öyküler sırasıyla Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri ve Fayton’dur. İlk öykü, Rus yazarların pek çoğuna ilham veren, Petersburg’daki o meşhur Neva Bulvarı’nı detaylı bir şekilde ele alıyor. Okurken bulvardan geçen insanlara, yaşanan karşılaşmalara ve sonrasında gelişen olaylara üçüncü bir göz olarak tanık oluyorsunuz. İkinci öykü olan Burun, oldukça değişik bir konuya sahip; absürt unsurlar ve hiciv içeriyor. Burnuyla övünen ve onu çok beğenen bir binbaşının, bir sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını fark etmesi ve sonrasında başına gelenler anlatılıyor. Öyküde sosyal statü ve toplumdaki saçmalıklar da ele alınmış. Yazarın kendi burnuyla ilgili bazı problemleri varmış. Belki de öykünün konusu buraya dayanıyor olabilir. Portre ise beni çok etkileyen ve en sevdiğim öykülerden biri oldu. Borçlarıyla cebelleşen, evinin kirasını bile ödeyemeyen bir ressamın, cebinde kalan son parayla hem gerçekçi hem de korkutucu bir portre satın almasıyla hayatı başlı başına değişir. Şans eseri bu portre sayesinde istediği paraya ve üne kavuşur. Fakat mutlu olabilecek midir? Bu korkunç portreyi yapan kişi kimdir ve portrenin arkasındaki hikâye nedir? Büyük bir merakla okudum. Gogol denildiğinde çoğu kişinin aklına gelen o meşhur Palto… Akaki Akakiyeviç, sessiz, çevresindeki insanlarla iletişimi zayıf ve hayatı boyunca görmezden gelinmiş bir memurdur. Onun bu hâli, iş arkadaşlarının
1000Kitap
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,4bin okunma
10/10
·672 syf.··
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 08:58
YALAN#okudumbitti Bilmek ile Anlamak;Görünen ile Görünmeyen arasındaki farkı oluşturulan karakterler ve ele alınan konunun derinliği ile harika bir kitap olan Yalan kitabını çok severek 10 günde okudum… Toplumun her döneminde bir kahraman yaratma duygusunu elen alan Tahsin Yücel zengin dili ile akademisyenlerden medyaya kadar ince bir ironi ile okuyanı oluşturduğu Pasif karakter Yusuf Aksu’nun hem iç dünyasında hem de sosyal dünyasında gezintiye çıkarır. Peki kimdir bu Yusuf Aksu;annesi öğretmen olan babasını tanımayan ve küçüklüğünden itibaren ansiklopedilerle iç içe yaşayıp bütün bilgisini kısa ve net olarak oralardan alan arkadaşı mı kardeşi mi belli olmayan Yunus’dan Evrensel Dilbilim Teorisinin genel çerçevesini kavrayıp annesi,üvey babası da ölünce üniversiteyi yarım bırakıp kabuğunda yaşayan bu silik karakter nasıl ön plana çıkıp bir profesör kadar saygı görüp herkesin gözdesi olur;insanlar düşünmeden her dönem moda Olan bir geleneği sürdürmeyi severler,her dönemin bir trendi vardı işte Tahsin Yücel bu temayı bir oya misali ince ince işleyerek nefis bir kitap kurgulamış… Dilin ön planda olduğu;insanların derinlikten uzak yüzeysel yaşamayı seçerken akademisyenlerin dahi derine inemeyip yüzeyde kaldıklarını çok güzel anlatan bu kitap gönülden tavsiyemdir… Hayatı baştan sona Yalan üzerine kurulan insanların dostları da sahte olur mesajı üzerinden toplumsal eleştiri kıvamındaki bu güzel kitap bu yılın favorileri arasına girdi iyi ki okudum..
Edebiyat
YalanTahsin Yücel · Can Yayınları · 2019796 okunma
Reklam
"Anlamak, gitmek kadar zordur bazen." Ö.A.
8/10
·1336 syf.·
2026 19. kitabı
Giderken bile kalabilmek, bazı insanların şiiridir. Yolunuz şiire düşerse, Özdemir Asaf'a da mutlaka uğrayın. Çünkü onun dizelerinde yalnızca şiir değil, insanın kendisiyle yaptığı sessiz konuşmalar da saklı. Şimdiye kadar okuduğum şairler arasında ayrı bir yere sahip. Yer yer Oruç Aruoba'yı anımsatsa da, kurduğu dünyayla ve kelimelere yüklediği anlamlarla kendine has bir iz bırakıyor. Özdemir Asaf'ın bütün eserlerini bir araya getiren bu kitap, yalnızca bir şiir kitabı değil; insanın kendi iç dünyasında çıktığı uzun bir yolculuk gibi. Sayfalar arasında ilerledikçe aşkın heyecanını, ayrılığın sessizliğini, yalnızlığın ağırlığını ve yaşamın karmaşasını hissediyorsunuz. Asaf'ın en etkileyici yanı, karmaşık duyguları son derece sade kelimelerle anlatabilmesi. Bazı dizeler bir anda insanın kalbine dokunurken, bazıları günlerce zihinde dönüp duruyor. Kitap boyunca yalnızca bir şairi değil; düşünen, sorgulayan ve hisseden bir insanı tanıyorsunuz. Bu yüzden eserleri yıllar geçse de eskimiyor, her okunuşta yeni bir anlam kazanıyor. Peki kimdir Özdemir Asaf? Özdemir Asaf (1923-1981), Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün ve en kendine has şairlerinden biridir. 11 Haziran 1923'te Ankara'da doğmuş, 28 Ocak 1981'de İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Hukuk, iktisat ve gazetecilik eğitimi almış ancak eğitimlerini tamamlamadan edebiyata yönelmiştir. Şiirlerinde insan ilişkileri, aşk, yalnızlık, özgürlük ve varoluş gibi temaları işlemiştir. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. "Özdemir Asaf" adını kullanmasının arkasında hem çocukluk dönemindeki konuşma alışkanlığı hem de babasına duyduğu saygı yatar. Çocukluğunda "r" harfini söylemekte zorlandığı için adını tam telaffuz edemez, bu durum zamanla mahlas kullanmasına zemin hazırlar. İnancı konusunda ise kamuoyuna açık ve ayrıntılı
İnceleme
Bütün EserleriÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 2021305 okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2026 81. kitabı
Sanatçı ya da aydın kimdir sorusuna gönül rahatlığıyla Şükrü Erbaş diye cevap verebilirim. Gerçeği korkmadan, halkın içinden gelen seslerle bizlere ulaştıran bir yazar, yüzyıldan uzun bir süredir gerçekleri olduğu gibi aktarmaya çalışan -yazar, şair, siyasetçi- bir şekilde susturulmaya, sindirilmeye çalışıldığı bir yerde korkmadan yazabilenler gerçek aydın kimliğine bürünebilirler bana göre. Kitabı iki bölüme ayırmış Şükrü Erbaş, ilk bölümde daha çok bildiğim ya da ilk defa duyduğum şairlerden, yazarlardan kesitler aktarırken ikinci bölümde biraz daha fazla toplumsal olaylara ağırlık veriyor. Uğur Kaymaz, Madımak, F Tipi hapishaneler gibi bir çok kanayan yaradan bahsediyor. Ben en çok Ahmet Telli’nin bir anısından bahsettiği bölümden etkilendim. Şu anda da görev yaptığım bir ilçede çalışan bir öğretmenle arasında geçen diyalogda kendimi ve ilk görev yerimde yaşadıklarımı gördüm. Şükrü Erbaş sadece şiirleriyle değil, yazdıklarıyla da ne kadar önemli bir aydın olduğunu gösteriyor.
Çekilme SularıŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınları · 20141,381 okunma
8/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 08:44
Çirkinlik, her şeyden önce araladığı yeni bir bilinç kapısıyla dikkat çekiyor. “Çirkin kimdir, nasıl ortaya çıkar?” ve “Güzel ile çirkin arasındaki zıtlık nasıl kurulur?” soruları etrafında ilerleyen Moshtari Hilal, metne kendi bedeninden ve kişisel deneyimlerinden beslenen bir anlatı ekleyerek konuyu soyut bir tartışma olmaktan çıkarıyor. Kitap, bedeni merkeze alarak son yüzyılın dönüşümlerine, kültürel yönelimlere ve mutsuzluğun kaynağını bedende arayan modern bakışa ışık tutuyor. “Önceki halinden kurtulma” fikri, plastik cerrahinin doğuşu ve “güzel yüz ekonomisi” gibi kavramlar üzerinden bedenin yeniden üretilebilir bir nesneye dönüşmesini tartışıyor. Teknolojik imkanların artmasıyla birlikte insanın da adeta yeniden programlanabilir bir “tasarım nesnesi” haline gelmesi vurgulanıyor. Beş bölümden oluşan kitapta benim için en doyurucu kısım ikinci bölüm oldu. Kendi burnunu sevmeyen biri olarak, burun algısına dair söyledikleri çarpıcıydı. Egemen zihniyetin artık yüz hatlarımızı bile değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir alan olarak sunması, “güzellik” kavramını bir özgürlük vaadi gibi gösterirken aslında yeni bir norm dayatmasına dönüşmesini görünür kılıyor. Öte yandan çirkinlik, yalnızca estetik bir karşıtlık değil; görünür olma hakkının kimlere verilip kimlerden esirgendiğini tartışan politik bir kavram olarak da ele alınıyor. Mutlaka okuyunuz...
ÇirkinlikMoshtari Hilal · Livera Yayınevi · 202613 okunma
Seni İçime Gömdüm
Puan vermedi
Sevgili Tomris Uyar’ın Adnan Semih’in etkisinde kalarak Andrew Jolly’den çevirdiği bu küçük ama içerik olarak dev yapıt Kafka, Camus ve Dostoyevski karışımı bir estetik tatla kimlikleşiyor, belleklerimizde bir hüznün romanı olarak irileşiyor. Yapıtın yazarı hakkında yeterli bir bilgiye ise ulaşılamamış. Ancak bu bilge başka bir roman daha yazmış bu bilgiye ben ulaşmadım çünkü araştırmadım. Araştıranlara selam olsun. Diğer kitabının adı; A Time of Soldiers. Başka kitapları var mı? Bilmiyorum. Seni İçime Gömdüm, yaşamın odağında parçalanan aşk, sevgi değil ama bunların üstünde ya da bunların da anlamlandıramadığı psikososyal bir sürece denk geliyor. Yüreğe gömülen bir sevda neye denk gelir? Bence en acı ayrılıklara… Yapıt, ötekilerin romanı. Kavminden sürülmüşlerin… Bir çığlığın romanı: Seni İçime Gömdüm (Lie Down In Me). Yalın! Romanın erkek kahramanlarından Kabrero, kimdir ne iş yapar varlığını nasıl tanımlar ona da bakalım inceleme boyunca. Ama bir sevdanın ardı sıra sürüklenen bir insana bakar gibi. Roman: “Tan ağarırken ölmüştü kız.” cümlesiyle başlar. Kızılderili olan bu kız, hastadır. Bakıma muhtaçtır. Yaralıdır. Hasta bir kıza tutkuyla eğilişin alanı bir evliliğe kayar. “Karı” olarak kendi topraklarının kızlarından birisini seçmez kahraman. Eski kamyonlar yağlı çadırlar misalidir hayat… O yüreğindeki yangına tutkundur. Ağabeyine, sevdiği kızın ya da takıntılı bir şekilde içerikleştirdiği kadının hastalığından söz bile etmez: “Ağabeyine yaradan söz açmayı düşünmedi bile. Duygularını tıpatıp açığa vuracak sözcükleri bulabilse de -diyelim ki vardı böyle sözcükler- yine bir işe yaramazdı; onun sözcükleriyle ağabeyinin aklından geçenler, birbirini tutmuyordu ki” (s.14). Ağabeyi Kızılderili sosyal kişilik/toplum yaşantısını kendince gördüğü için kardeşinin vazgeçmesi
1000Kitap
Seni İçime GömdümAndrew Jolly · Ayrıntı Yayınları · 20221,075 okunma
Reklam
Reklam