Basuq: )حم( Aniden fark etmek, bilinçsizce anlamak hissini taşıyan sözcük. Leo, dirilttiği kişinin kimerik kardeşi olacağını öğrendiğinde dehşetle kapıldığı duygu makamı. Bu makam, bilmediği bir sözcüğün anlamını ilk kez iliklerinde hissetmenin karşılığı olabilir. Aramicede basuq duygusu, bilinçsizce anlamak gibi bir şey.
Vücut geliştirme salonlarından fırlayan kasları, kadın mankenlerin bedenine ekledi. İş kadınlarının makyajsız suratlarını da kaslı
mankenlere monte etti. Şarkıcıların egosuyla ruh verdi tasarladığı sıfata. Sonra zihninde sentezlediği kadına emir verdi, “Konuş!” dedi.
188 santimetre boyundaki kaslı kadın, kokuşmuş suratıyla gülümsedi. Çatallı ses tonuyla cevap verdi Alev’e: “Kaltaklık yapma!”
Alev de gülümsedi. Zihninde yarattığı Lara da Alev’e gülümsüyordu. Lara’nınki berbat bir gülümsemeydi. Ama eksikti. Gözlerini
kırpıştırdı Alev. Zihninde ürettiği Lara’dan dört kopya aktardı belleğine: sarışın Lara, esmer Lara, kumral Lara ve siyahi Lara. Hepsi de inci gibi dişleriyle gülümseyip hep bir ağızdan “Fareli köyün kavalcısı.” diye haykırdılar Alev’e.
Alev kafasını iki yana sallayıp kovaladı dört Lara’yı da belleğinden. Ahura’yı düşündü. Esmer bir adam olmalıydı Ahura. Esmer,
top sakallı, siyah sık saçlı. Zayıf ve atletik bir adam. Kendisi gibi bir
adam. Ceyhun gibi ölmesi gereken bir adam.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnce bir çığlık koptu üç kişilik masada. Alev çığlık attığını sandı. Çığlık atmak istedi ama çıkardığı tek ses yutkunma sesiydi. Ensesinden bir sızı yakaladı ve dili varamadı “Fare!” demeye. Dili sözcükle birleştiğinde masaya küçük bir kıyametin sonundaki mahşeri toplanmanın sessizliği çöktü: Fare!
Peri’nin gözleri kızardı. Burhan’ın sırıtan dudakları acıyla kıvrıldı ve egoist bir kükreme yankılandı mutfakta:
“Ne demek lan fare?”
Acı yoktu orada. Fare yediren insanlar, fare yiyen çocuklar,
tecavüzcü piçler orada yoktu. Bir çocuk karşısında kamu davasını
hayvan gibi savunan zebani avukatlar, insanları öldürüp organları
satan doktorlar yoktu. Köyden ve köylüden nefret edip köylüyü ve
köyü aşağılarken “organik gıda tüketiyorum” diye bağıran soğuk
kaldırımın betonarme orospuları ve onların ikiyüzlülüğü yoktu.
Ölümden sonra yoktu siren sesine karışan çocuk ağıtları. Yoğun
bakım ünitesinde can çekişen hastaların karşısında dans etmeyecekti hemşireler.
Hasıl-ı Kelam; koyun/domuz gibi bir hayvanın kulakları yarılıyor ve içerisinden kök hücre alınıyor.Hayvanın kök hücresi insanın kök hücresi ile birleştirilip domuzsa domuzun rahmine yerleştiriliyor.Sonra kimerik yani tek bir DNA taşımayan yaratık büyüyor o rahimde ve onu doğurtup, kalbini alıp insana naklediyorlar.Durum budur ve Yaratıcı uyarmıştır:İnsanın bir izzetli,şerefi vardır!