• Kinyas ve Kayra #DİKKAT SPOİ!
    Bitti.
    Bu nasıl bir hissiyat, bu nasıl bir duygu böyle?
    pişmanlıklarla doldurduğu hayata boyun eğmiş birinin unutulmuş ismidir. sırf insanca, pek insanca bir şeyler hissedebilmek uğruna zavallı bir garsonu gözünü kırpmadan vuran bir canavarın geçmiş hayatında sahip olduğu adıdır aynı zamanda. raskolnikov tefeci kadının kafasını baltayla parçalarken kendince de olsa bir sebebi vardı: çoğunluğun iyiliği uğruna, herkes için bir zorunluluk addedilen kuralların yeri geldiğinde çiğnenebileceğini öğrenmelisin çocuk! o halde neden sonra pişmanlık duydu? aklında tutarlı bir zemine oturttuğu bu sebebe inanmıyordu belki de. en derinlerinde başka bir istem vardı raskolnikov'un: bir şeyleri kanıtlamak! hayata ve kendine belki de... lakin asla kanıtlayamadı. olmadı. beceremedi. eline yüzüne bulaştırdı. tefeci kadını ve kız kardeşini öldürdüğü için pişmanlık sardı yüreğini. raskolnikov'un en derinlerinde bir sır gibi sakladığı istem buydu: salt bir pişmansızlık hissiyatıyla başkaldırmak. beceremediğinden olsa gerek, tanrıya ve aşka sarıldı. lazarus'u dirilten neden raskolnikov'u diriltmesin? öyle ya...
    peki ya sen kinyas? iki kadını acımasızca doğrayan bir caninin dahi pişmanlıktan arınacak lüksü vardı bu hayatta. ya sen kinyas? ne bir amaç, ne de arkasına sığınılmış bir sebep arayışı olmaksızın yaptıkların... dişçinin bekleme odasındaki dergileri okumaktan farkı yok aslında yolculuklarımın, hayallerimin, cinayetlerimin... merhamet mi istiyorsun kinyas? dinini değiştir. ya de çek git! mesele sadece sebepsiz yere yok ettiğin hayatlar mı? kırdığın kalpler mi... neden sen de kayra gibi sonuna kadar gidemedin? pişmanlığın acısını kucaklayacak gücü kendinde nasıl bulabildin kinyas? belki bir ya da birkaç kişiyi öldürsen mesele yoktu. tecavüzlerin, işkencelerin, bitmek bilmeyen nefretinle parçaladığın onca hayat... bazı günahlar vardır kinyas... bunu nasıl kaldırabildin? dünyanın en derin acısı olan pişmanlığa, üstelik böylesine göğüs gerebilecek kuvveti nerede bulabildin? uzun yıllardır görmediğin annenin gözlerine nasıl bakabildin yıllar sonra? onca yıl sonra ilk defa, unuttuğun ismini duyduğunda kapıdan, nasıl ayakta durabildin?

    --- kinyas ---
    kapının yanında iki düğme gördüm. biri ışık, diğeri zil. hangisinin ne olduğunu düşünemeyecek kadar, kafamda yeniden canlandırdığım komik hikayenin içindeydim. ikisine de bastım kendi kendime gülmeye devam ederken. sesler geldi içeriden. birileri uyanıktı. belki de akşam yemeği yeniliyordu. kimse, "kim o" demedi. zaten bu soruya düzgün bir yanıt da veremezdim. kapıyı annem açtı.
    apartmanın ışığı söndü. tekrar bastım iki düğmenin üzerine. çıkan zil sesi donmuş annemi çözdü. "tolga! sen misin?" sözleri çıktı ağzından. yıllar sonra gerçek ismimi duymak tuhaftı. o kadar uzaktı ki bana bu isim, neredeyse dönüp arkamda bir tolga olup olmadığına bakacaktım. "benim anne!" dedim. sadece bana değil, bütün ruhuma sarıldı. içeriden babamın anneme gelenin kim olduğunu sorduğunu duyuyordum. annem yanıt vermiyor, sadece sarılıyordu. bir hayal olup olmadığımdan emin olamadığı için birden yok olup kaybolmamı engellemeye çalışıyordu belki de. sonra "oğlum" dedi...
    --- tolga ---

    kayra'nın yolunu seçmediğin için kimsenin sana korkak diyemeyeceği kadar korkunç bir cehenneme mahkum ettin kendini! ah kinyas... keşke gerçek olsaydın! böylece raskolnikov; "lazarus'u dirilten tanrı neden beni de diriltmesin" diye sorabiliyorken, daha da büyük günahkarlar "kinyas'ı yeniden tolga yapan tanrı neden bizi de iyileştirmesin" diye sorabilirlerdi belki de. orada mısın kinyas? duyuyor musun beni? kimsecikler kayra'nın yolu daha karanlık diye haykırmasın bu dünyada. vicdan azabı duymakla, vicdanını söküp atmak arasındaki o en ince çizginin her şeyi değiştirdiğinin bir kanıtı olsa gerek: kinyas, kayra ve hayat...
    Eksi'den.
  • ‘İyi ki doğdun Tolga!’

    - Ve içimden o dilek cümlesini kurdum: ‘İyi bir insan olmak istiyorum…’
  • 531 syf.
    ·11 günde·Beğendi·8/10
    Dönütlerin etkisiyle uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı Kinyas ve Kayra. Nitekim görür görmez edindim..
    Hakan Günday, iki sıradışı karakteri gözler önüne seriyor. Zihinlerini sonsuza kadar uyutmayı amaçlayan iki genç adamı oturtuyor karşınıza. Bu doğrultuda iki genç adamın birçok lokasyonda geçen şiddet, katliam, hiçlik duygusu, aidiyet boğulması ve daha nicesi olay ve durumlarına ağzınız açık kalabilir benden söylemesi. Van Gogh tablosuna benzer zihnimize parlak bir ayna tutmuş yazar... Düşünce akışları ve betimleme şekli o kadar güzeldi ki iyi ki diyorum, iyi ki okumuşum.
    Daha evvel “Piç” adlı eserini okuyup hayli beğenmiştim Hakan Günday’ın kalemini. Öyle bir alıyor ki sizi olayın içine, arada sırada kahramanları omuzlarından tutup silkelemek istiyorsunuz.
    Biraz daha içeriğe gelecek olursam eğer, şaşırtıcı şekilde bana Kinyas(Tolga) karakteri daha sempatik geldi. Tabii ki gerek Kayra’nın gerekse Kinyas’ın insanlara yaşattığı ve yaptığı şeyler okurken kesinlikle sizi irite edecek. Fakat özellikle Kinyas’ın ailesiyle yeniden buluşma anı beni hüzünlendirdi. Kayra’nın ise hayatını teslim ettiği Anita’yı karşımda canlandırmam hiç zor olmadı.
    İçinden mükemmel alıntılar elde edeceğiniz bir eser, pişman olunursa şaşırırım.
  • 531 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    #Kitapyorumum
    #KinyasveKayra
    #HakanGünday
    Meğer bizimde Bkowski ayarında bir yeraltı edebiyatı üstadımız varmış .Hakan Günday'ın ilk yazdığı romanı Kinyas ve Kayra ve benim bu zamana kadar kitaplığında bunca zaman neden beklettiğime dair pişmanlığım olan kitap...Kitap 3 cilt tek kitap olarak çıkmış
    1.kitap Kinyas , Kayra ve Hayat
    2.kitap Kayra'nın Yolu
    3.kitap Kinya'sın Yolu.
    İlk kitabın giriş bölümü kapısında 17 numara yazan bir daireye girer girmez bir birlerine silah dayayıp yaşadıkları yazmalarını isteyen iki arkadaşla tanışıyorsunuz .İlk önce Kinyas Kayran'nın kafasına silahı dayayıp YAZ diyor ...

    "Bak Kayra ,biz herkes olduk kendimize en büyük acıları ve zevkleri tattırdık.Ve artık ölüyoruz .Bunu fark etmiyor musun ?En yukarıdan aşağıya düşüyoruz .Ve yeri öpmemize az kaldı .Başladığımız yere dönmeden yani sermayemizde ve hafızamızda sadece ismimiz kalmadan hatırladıklarımızı yazacaksın .Hayatın suyunu içtikten sonra bir gün işememiş gerecekti .Ve zihinlerimiz ölmeden önce bunu yapacağız .İnsanlığımızı ,ahlâkımızı,dünyayı çok uzun zaman önce yok ettik ."Şimdi sıra anılarımızda ve hayallerimizde ."
    Ve böylece 8 yıl boyunca birlikte yaşadıkları tüm maceraları (bana göre iğrençlik ) anlatmaya başlıyorlar .

    Kinyas ve Kayra iki arkadaşlar farklı bir arkadaşlıkları var hiç sohbet etmiyor ve konuşmuyorlar birbirleri ile bizim bildiğimiz dert ortağı türü bir dostluk veya arkadaşlıkları yok .Bu iki kafadar dünyaya kafa tutuyor ,toplum kurallarına aykırı yaşam tarzı sürdürüyorlar. Tecavüz ,gasp , göz kırpmadan insan öldürme ,silah kaçakçılığı, uyuşturucu ,alkolizim, bu iki karakterde insan olma vasıflarına aykırı ne varsa hepsi mevcut üstelik bu kadar kötülüğü yaparken tek bir amaçları var bedenlerini sağlam tutup zihinsel ölümlerini gerçekleştirebilmek .Normal ölüm onlar için basit bir kavram , onlar zihinsel ölümü istiyorlar çünkü yaptıkları tüm kötülüklerin içgüdüsel olduğuna inanıyorlar .Ne kötü bir ailede büyüdüler ,ne de hayat onlara kötü davrandı her ikiside normal insanken anormalliği tercih ediyorlar .

    İyilik ve kötülük tercih edilebilir bir davranıştır ...

    İki karakteri de okurken ciddi psikolojik insan tahlili yapıyorsunuz ,okurken zaman zaman psikolojinizi zorlayabilir ,depresif düşünceler içinizi karartabilir.2.Kitap ve 3.Kitap tamamen karakterlerin psikolojik savaşlarıyla dolu .Aslında yaptıkları tüm iğrençliği farkındalar bu yüzden de içsel savaşları çok büyük .Ailelerine ve topluma karşı suçluluk duygusu başladığı andan itibaren sizde kitabın içine girip afakanlara teslim oluyorsunuz .🤯
    Türk olan bu iki kafadar Afrika'da yaşamayı tercih ediyor orayı da böyle tanımlıyorlar : "Afrika'yı anlamak için dört rengi
    bilmek yeter. Sarı! Sıcağın rengidir. Yeşil! Her yeri kuşatmış olan ormanın rengi. Siyah! Karşında oturan benim derimin rengi. Ve kırmızı! Üzerinden oturduğunuz toprağın sahibi olabilmek uğruna dökülmüş kanın rengi." sf.344)
    Afrika onların kötülüklerine ortak olabilecek her tür yasa dışı işi barındırıyor ,uyuşturucu , kadın pazarlama, ahlak dışı ne varsa... dolayısıyla orayı seviyorlar .Bu iki kafadar zihinsel ölüm öncesi ülkelerine yani Türkiye'ye son kez gelmeye karar veriyorlar ,ülkede işler değişiyor içinde insanlığın hiç bir zaman ölmediğini iddaa eden Kinyas kendiyle içsel hesaplaşmaya başlıyor ve Kayra'yı terk ederek ailesine dönmeye zihinsel ölümü değil yaşamayı ,"insanca yaşamayı" tercih ediyor .Bu o kadar kolay olmuyor tabiki kendi taktiği Kinyas ismini geride bırakıp asıl kimliği Tolga adıyla devam etmesi ... ailesi ona kucak açıyorlar ve iyileşme süreci böylece başlıyor .Afrikaya dönme isteği ile mücadele ediyor sık sık hayalinde Kayra'nın ona fısıldadığı kötülük yapma hissiyatı ile başetmeye çalışıyor ..."Bu kısım ilk okumaya başladığım zamanlarda saçma gelmişti âdeta kötülük makinesi olan adam birden bire herşeyi silip iyi biri olmaya karar veriyor .Fakat kitap ilerledikçe sebeplerini anlıyorsunuz ."Hiçbir şey yok" değil ,Her şey var." Olarak değişiyor dünyası ..
    Tabi Kinyas Tolga olarak iyileşmeye devam ederken ,Kayra da Afrikaya geri dönüp yine adam öldürerek gasp ettiği büyük miktar para ile zihinsel ölüm kararını hayata geçiriyor ,kendine Anita adında genç bir kız buluyor onunla bir anlaşma yapıyor . Zihinsel ölümü gerçekleştiğinde bedenine iyi bakmasını istiyor . İyi de bir maaş bağlıyor yaşamı boyunca zengin bir kadın olarak yaşam sürmesi için .Plân devreye giriyor .Son kez Hiçbir şey yok ,hiçbir şey yok ...

    Eveeeet benim kitap yorumlarım hayli ayrıntılı ve uzun olabiliyor aslına bakarsanız bu kitabı daha da anlatabilirdim, fakat okurken çok spoi verdin diye veryansın edenlerden şimdiden özür dilerim . Aslında bu yazdığım özet :))
    530 sayfalık bir kitap benim 13 günümü aldı .Altını çizdiğim ,not aldığım ,aklıma kazıdığım o kadar çok anektot varki kitabım adeta karalama defterine döndü .
    Sadece bir kaçını sizlerle de paylaşayım .

    "Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım." sf 18

    "En büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haberi olmayan bütün geri zekalılar gibi." sf.36

    "Belki de ben dünyadan daha hızlı döndüm. Hepsi bu. Gölgesinden hızlı silah çeken o çizgi film kahramanı gibi." sf. 39

    "Robinson'un bile yanına Cuma'yı veren dünya, üzerinde yaşayan bütün insanları tanıştırma gibi hastalıklı bir saplantıya sahipken uzak kalmamız çok zor olacak gündüzün ve gecenin seslerinden. "sf.67

    "İnsanın en büyük hatası kendini seyretmemesidir. O kadar çok ilgilenir ki dekorla! Tanıyamaz bir türlü başaktörü." sf.266

    "Çünkü anlamamışlardı. En büyük duvarın, televizyon ekranı olduğunu. Ne geçebilirsin öbür tarafa, ne de uyurabilirsin sesini. Dünyanın en yüksek ve sağlam duvarı, televizyon ekranı!" sf.270

    "Sokakta gördüğüm her eczane tabelasında ben, 'cenaze' kelimesini okuyordum." sf 513

    "Biz iki kişiyiz . Kayra ve Kinyas .Yan yana duruyoruz .Soldan başlarsan Kayra ,sağdan başlarsan ben ilk olanım .Biz iki kişiyiz dünyada .

    Kitapla ve sevgiyle kalın efenim .
  • 531 syf.
    ·57 günde·5/10
    TAEDİUM VİTAE :YAŞAM BIKKINLIĞI

    Kitap üç bölümden oluşuyor;Kinyas ve Kayra ve Hayat,Kayra’nın Yolu,Kinyas’ın Yolu..

    Yaptığım minik araştırma neticesinde yazar;namı diğer Hakan Günday bu ilk kitabını lise yıllarında kaleme almış ve üç-dört yılda yazmayı bitirmiş..

    Bendeniz de lise öğretmeni olmam hasebiyle öğrencilerin elinde dolaşan bir roman ve ordan ,zihni bulanık ergenler ne okuyor bilinçli bir meraktan okuyacaklarım listesine aldığım bir kitap oldu...

    Romanda iki karakter var;Kinyas ve Kayra ,tabiki de takma adları bu..Kinyas’ın doğum adının Tolga olduğunu öğreniyoruz ama Kayra’nınkini hâla bilmiyorum aslına bakarsanız merak da etmiyorum.( normalimde ıncığına kadar araştırma yapar ve öğrenir ve buraya yazardım yalnız bu kitap ve Kayra değmez detaycı yönümü çalıştırmama..)


    Kinyas ve Kayra, ailelerinin özenle büyüttükleri iki erkek çocuk..Yirmilerinin başında iken Afrika’ya bilet alıp ,işbirliği neticesinde evleeinden kaçıp beraber sekiz yıllık bir yaşam macerası geçiriyorlar,Başta Afrika olmak üzere,Güney Amerika ve değişik ülkelerde tüm toplumsal değerleri reddettikleri,insani ne varsa umursamadıkları,yeraltı bir hayat..
    Bu hayatı tercih ederken başta söz veriyorlar birbirlerine..
    İnsanlıktan çıkma adına ne varsa yaşayıp ,kendilerini tükettikten sonra zihinsel ölümlerini gerçekleştirme temalı,gelişine vurdukları hızlı bir hayat yaşıyorlar.

    57 günde ve 4 farklı şehir dörtgeninde okuyup bitirdiğim roman desem değil,felsefe kitabı desem değil ,yarım bırakmamak adına okuyup en çok alıntıladığım kitap oldu diyebilirim.

    Kitap,iki genç hayatlarını kendilerini ve ne istediklerini bulma adına nasıl mahvetmişin kurgusunu merak edenler için okunabilir..

    Bana hiç bir katkısı olmadı bu kitabın..Bakın hayatımda nelere nelere tahammül etmiş bir adam olarak böyle bir yargıya emin olun ince ince düşünüp ,haksızlık yapmamaya çalışarak gelmişimdir.

    Hayatı küçümseyip ,toplumun bir parçası olmayı reddeden ve bence böyle bir bahanenin arkasına sığınmış,içlerindeki kötülükleri sınırsızca dışarı salan ,kötü tohum,genetik çöp,iki ergen..

    Kayra’nın kendisine kitabın sonunda yaptığına hiç üzülmedim gerekeni yaptı ve kendini imha etti..

    Kinyas ise ,eğer böyle biri varsa ,aramızda pimi çekilmemiş bir bomba olarak hâla dolaşıyor.

    Kitap,benim için bağlayıcı,kurgusu içine alan ve heyecanlandıran bir kitap olmadı.Üzerine düşündüğüm bir cümleye rastlamadım ,düşündüysem bile hep yarıda kaldı,Hakan Günday ,karakterlerin zihinsel çatışmalarını ya da benim sevdiğim bilinç akışında karakterlerin düşünce ve kendilerini bulma sancılarını daha iyi görüyorum sanırım,beni bağlayamadı kitap kendine..
    Hayatı nerdeyse hiç yaşamadan yaşamdan bıkmış iki ergen..Heleki ergenliğin günümüzde 28 yaşında tamamlandığını düşünürsek bir de..
    Kitap az hissettiriyor,az düşündürüyor tam tırmanmaya geçeceksiniz ,sönmüş bir balon gibi sayfanın ortasında kalıyor.Lise yıllarında
    altyapı Bu kadar oluyor ‏.
    Kitabı okuduktan sonra Nurullah Genç‘in yaşam hikayesini ve yaşam felsefesini şiddetle okuma ihtiyacı hissettim.
    Kendimi takdir ediyorum ve kendimi seviyorum çünkü yarın bırakılacak bir kitabı okumayı tamamladım için..

    Bir de kitabı okurken içerik zayıflığından olsa gerek Neşeli Günler Yeşilçam filmindeki Ayşen Gruda’nın repliği sık sık aklıma geldi ve onu da incelemenin başlığı yapmaya karar verdim.
    Herkese iyi okumalar..
  • 531 syf.
    ·Puan vermedi
    -Spoiler içerir-

    Tutunamayan, kaybeden, “çıldırmış bir vaşak gibi” kaybedenlerin, “İki adımlık yerkürenin bütün arka bahçelerini görenlerin” , “Paniğini kukla yapan hasta çocukların” , “Hayatın neresinden dönülse kardır.” diyenlerin kitabı.

    Güzel bir söz söyleyebilmek (inceleme yazabilmek için ) on bin kitap okumuş olmayı isteyenlerin, okuyanların okuduklarına kendi çapında sevindiği bir kitap.

    Büyük Depresyon’u ya da Büyük Savaş’ı değil kendi ruhani savaşını verenlerin, kendi depresyonlarını, buhranlarını yaşayanların, dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerinin,aynı pisliğin laciverdi olanların, tarihin ortanca çocuklarının, bir amacı ya da yeri olmayanların kitabı.

    Hakan Günday’ın 2000 yılında 24 yaşındayken yazdığı kitap üç ayrı bölümden (kitaptan) oluşuyor. Kitabı okumaya başlamadan önce şu linki https://m.youtube.com/watch?v=Hq-H26Qr-gs tıklayabiliriz. Hoşumuza giderse kitabı okumaya başlıyoruz :)

    1.Kitap (Kinyas, Kayra ve Hayat)

    TAEDİUM VİTAE (hayatın anlamsızlığı) ve PLEASE KİLL ME (lütfen beni öldür) mottosu etrafında yazılan bir bölüm. Bol malzeme, hikaye, felsefi tespitlerle dolu 230 sayfa. Altı çizilesi yüzlerce cümle. Hayatlarını yırtmak için uğraşan, insanlardan yaşadıkları için nefret eden, ölmedikleri, ölemedikleri için yaşayan, ne istediklerini bilmeyen, kurtuluşu Ankara’daki bir mahalleden fazlası olarak görmeyen, doğdukları andaki yüksekliğe ulaşma gayretinde olan iki mutsuz genç.

    2.Kitap (Kayra’nın Yolu)

    İnsanları üzmek, çok üzmek isteyen, sadist, Kinyas’a göre hasta, çok hasta, 6 milyar insanın içinde yalnız kalmayı başaran, hayattan hiçbir şey beklemeyen, hiç olmak için doğduğuna inanan, oksijene-yaşama alerjisi olan, kötü ve kötü olduğunu bilen, umut (hope) teknesi ile ölüme/umutsuz bir yolculuğa, doğduğu andaki yüksekliğe ulaşmak için Anita’nın bütün ısrarına, çabasına rağmen çıkan, yeryüzünde, hayatta “Hiçbir şey yok!” diyerek ölümü, ölerek yaşamayı seçen birinin kitabı.

    3.Kitap ( Kinyas’ın Yolu)

    İnsani yanının hiç kaybolmadığına, sokağa bırakılmış, eve döneceğine inanan bir ev hayvanı olduğuna, kafası bir politikacıdan il olma sözünü alacak kadar kalabalık, https://m.youtube.com/watch?v=xT4N_Ik8_xY kalemi eline ilk aldığı zaman dediği gibi “Son kelimelerini, sonunu değiştirmek” isteyen, önce ölmek sonra yaşamak için çok uğraşan, sıradanlaşmak, içindeki Kinyas’ı öldürerek hayatına Tolga olarak devam etmeye çalışan, “Ne olursa olsun, yaşamaya mecbur!” Kayra’nın aksine hayatta “Her şey var.” diyen, yaşayarak ölmeyi seçen birinin kitabı.

    Alp ve Mümtaz’ın hikayesine ayrıca parantez açmak gerekir. Alp; gerçek bir oblomov, antikarakter, aylak biri. Mümtaz ise Kazancakis’in Zorba’sı.

    •Ah Muhsin Ünlü, Nilgün Marmara, Oğuz Atay, Fight Clup.
  • "Tolga Kinyas'ı tanımıyordu.Ve anlamıyordu."