Gogh, Socrates, Nietzsche ve Ben
Akşamın en ağır saatiydi Deniz koyu bir demir gibi yatıyordu kıyıda Rüzgar pas kokuyordu Ve ev… Bu eski ev Sanki bir zamanlar yaşayan bir şeydi de Şimdi kabuğu kalmıştı. Kapının gıcırtısı Birinin adını söylemek ister gibi uzadı. İçeri girdim. Duvarlarda yılların nemi vardı Tavan kirişleri Birbirine yaslanmış yaşlı omuzlar gibi. Kimse yoktu. Ama bir yokluk Bazen bir kalabalıktan daha gürültülüdür. Sen gitmiştin. Bunu ilk kez o gün anlamadım Ama ilk kez o gün Gerçekten duydum. Deniz kıyıya vuruyordu Her dalga
Edebiyat
Kendimle Hesaplaşıyorum
Göğe asılmış bir lambaya çarpıyor, Işığın kanatları. Umuduna aldanmış bir yolcu, Rastlıyor çölde yürüyen bir peygambere. Kalbinin attığı son nabız, Geçmişin gölgesiyle pazarlık yapıyor. Her gün yeniden başa sarıyor, Bu acımasız seremoni. Her gün yeniden mabediyle yüzleşiyor, Bir sonsuzluğa çarpar gibi, Zamana karışırcasına. Sabrın rengini serpiyor gökyüzüne. Böyle mi olmalı kaderimin çilesi? Böyle mi olmalı geçmişimin hevesi? Ellerinde yoğrulmuş bir çamur, Sanki yıkıyor içindeki tapınağı. Tozlu kirişler arasına gizlenmiş ruhum, Yönünü kaybetmiş bir kitap gibi, Açıkça duruyor önümde. Kirlenmiş hafızamın celladı, Kendimle hesaplaşıyorum. Ne yapabilirim? Nelerle savaşabilirim? Hangi avuç tutabilir ki akıp giden zamanımı? Kendi gövdesine tutunuyor, Her çarpışında biraz daha dağılan kalbim. Küller içinde parlayan bir kıvılcım, Belki de yeniden doğmayı fısıldıyor bana. Bir derviş midir nefes içinde can bulan? Yahut topraktan yapılmış bir heykel,
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İlkel insan diye bir şey asla olmadı.....
Tibet ve Güneybatı Çin'de bugün hala ayakta duran 250 taş kuleden tanesi. Çinli ve Tibetli bilim insanları, bu kulelerin MS 200 ile 1400 yılları arasında inşa edildiğini belirlediler. Bu yapılar depolama, savunma direkleri, statü sembolleri ve işaret fişekleri gibi çeşitli amaçlara hizmet etti. Sichuan Eyaleti ve Tibet Özerk Bölgesi'ne yayılmış olan bu 250 taş kule, güneybatı Çin'deki ağaçların üzerinde yükseliyor.⁣ ⁣ Kesilmiş taş, tuğla ve kerestenin birleşiminden inşa edilen bu anıtsal yapılar, kare, çokgen ve yıldız şeklinde olmak üzere çeşitli şekillerde gelir ve 5, 6, 10, 12 veya 13 noktadan oluşur. Kulelerin yaratılışı veya belirli işlevleri hakkında mevcut bir belge yoktur, bu da onların tarihi rolünü bir gizem haline getirir. Ancak bilim insanları bunların MS 200 ile 1400 yılları arasında inşa edildiğini ve depolama, savunma, statü ve sinyalizasyon için kullanıldığını tahmin ediyor.⁣ ⁣ Bu kuleler, yenilikçi bir depreme dayanıklılık tekniği sayesinde yüzyıllarca süren depremlere rağmen büyük ölçüde sağlam kalmış. Taşların arasına, sismik aktivitenin gücünü emmek için ahşap tahtalar ve kirişler yerleştirilmiş; bu, bölgeye özgü ve bugün bile hala görülebilen bir uygulama. Yıllar geçtikçe, bazı kuleler vandalizm, duyarsız yeniden kullanım veya tamamen ihmal edilmiş. Birçoğunun çatısı yok ve bu da yağmur suyunun girmesine ve temellerinin etrafındaki toprağı dengesizleştirmesine izin veriyor.⁣
DÜN ATILI ARKA CEBİME
Nereden buldun getirdin? O tarafa bu tarafa kaçmaya. Garip bir muamma, Yalandan öyle gezmesi. İşte buradan vasıta, Kaç senesine yollarda... Sağ taraftan giriş, Kirişler trafiği. Aslında karşılaşmayacaktık, Kalbimiz küflenmişken. Nereye kadar kırmızı? Millet bu saatte cenazemizde... Şu zaten karartı sarmasına, Bir tek sana mı olmalıydı? Kendilerimi istemişler? Ateşi tütenler tütüne, Mecburen böyle oldu ama, Bakamıyorlar ki aslında... AYKUT BARIŞ ÇELİK
Edebiyat Şiir
"Hayat içindeki boşluklar, bekleyişler, durmalar haddizatında boş değildirler. En az hareketler kadar doludurlar. Ne yazık ki herkes acele içinde. Mesela durakta bekleyenler bile durmakta oldukları halde aceleyle duruyorlar. Durmak bile aceleyle yapılabiliyor. Aslında bekleyişler en acele, gelmeyişler en sabırsız. Aslında yürümek, hareket etmek, bir şeyler yapmak, yemek yemek aceleyi, telâşı azaltıyor. Durmak en hızlısı, en yorucusu. Keşke boşlukları istenilen manada boş bırakabilsek. Aslında boşluklar var oluşa imkân tanırlar. Sizinle benim bile ayrı ayrı varoluşumuz aramızdaki boşluktur. Nazım, mimarlık ilmiyle şu oturduğumuz evi yaptığında duvarlar, kirişler, tavanlar yapar. Doğru! Ama asıl yaptığı bunlar değildir, şu içinde oturduğumuz oda, yani boşluktur. Resim yapanlar bilirler, boşluğa hakim olamazsanız boşluğun arasından kendini gösterecek asıl form görünmez. Notalar aralarındaki boşluklar nedeniyle müzikal bir kaliteye ulaşırlar. Yoksa curcuna olurdu duyduğumuz. Kalp atışlarımızın, soluk alış verişimizin sıhhatli olması için aralarında boşluklar olmalıdır. Bizi yaşıyor kılan da ölecek olmamızdır. Hayat ölümle vardır." Cem Mumcu
Edebiyat
Fachwerkhaus / Lauf an der Pegnitz isimli kasaba
Yarı ahşap ev (İsviçre Riegelhaus'ta), Almanya'da ve İsviçre'nin büyük bir bölümünde ahşap çerçevenin bina inşaatında en iyi bilinen kullanımıdır. Boşlukların (bölmelerin) kil veya duvarla sıvanmış ahşap bir ağ ile doldurulduğu ve yatay desteğin (örneğin rüzgar yüklerine dayanacak şekilde) belirli bir açıyla monte edilen payandalar kullanılarak yapılabildiği, ahşaptan yapılmış bir iskelet yapıdır. İnşaat kerestesi olarak - bu inşaat yönteminin son dönemi hariç - yuvarlak ahşap, geniş bir balta veya keser kullanılarak kare kesitli tek gövdeli kirişler halinde kesildi. Keresteler, çivi veya vida gibi metal bağlantı elemanlarının kullanımından büyük ölçüde kaçınılarak, marangozluk tarzında birleştirildi. Google tercüme idare ediniz..