Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bıraktığıma pişman değilim.
Herkesin ailesinin maddi durumu iyi değil. Benim ki de öyle. Burası Avrupa değil. Kirada kalmak için bile asgari ücretli olarak ek maaş gerekebilir. Öğrenciler tek maaşla hem okuyup hem çalışarak bir evde kalamaz. Ancak birkaç kişi ev tutarsa ortak kiraya çıkar ve çalışırlar. Onda bile para her şeye yetmez. Devir değişti. Bu çağın insanları sürünmek değil, yaşamak istiyor. Aklı çalışmayan anlamaz. Doğru söylüyorlar. Ben kendime yeni kıyafetler üniversitede alamadım.Eski üniversitemde mesela yemekhanedeki yemekler o kadar kötüydü ki aç kalıyordum. Devletin verdiği üç kuruş burstu. Bursu krediye çevirip kullanmaya başladım. Halam bana para verirdi. Annem bana para verirdi. Ama asla yetmezdi. Aldığım para 4 bin bile değildi. Yurt kirası, telefon faturası ve aç kalınca dışarıdan yenen yemekler. Eğitim kitapları. Ben dışarıda keyfi harcama genelde yapamazdım. Yol ücreti falan derken zaten sıkışırdım.Sürekli borçlanırdım. Onu ödemekle uğraşırdım. Kesinlikle devlet öğrencileri adam yerine koymuyor. Ama çözüm okulu bırakmak değil. Ben mesela açıköğretime en son geçtim maddi sorunlardan dolayı. Aile evinde kalıyorum artık. Eski bölümü bıraktım maalesef. Yemeğim evde, kıyafetim evden. Tek sorun ders ödemesi. Onu da güç bela ödüyoruz. Mesela şu an dışarıda işe girsem ancak böyle hem çalışıp okuyabilirim. Başka türlü örgün öğretimde hem okuyup hem çalışmak zor.
1000Kitap
New York’taki ön seçim sonuçları, son dönemde ABD siyasetinde, özellikle de Demokrat Parti içinde yaşanan en büyük kırılmalardan birini gözler önüne seriyor. Kentteki ilerici ve sosyalist kanadın ne kadar büyük bir ivme yakaladığını çok net özetliyor. Bu sonuçların siyasi analizi ve arka planına dair birkaç önemli noktayı şöyle derleyebiliriz: 1. Güç Dengelerinin Değişimi: Mamdani Etkisi 2025'teki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'un ilk Müslüman ve sosyalist belediye başkanı olan Zohran Mamdani, bu ön seçimlerle birlikte rüştünü sadece bir belediye başkanı olarak değil, aynı zamanda kent siyasetini şekillendiren güçlü bir "oyun kurucu" olarak da ispatlamış oldu. Merkezci/müesses nizam Demokratların (Vali Kathy Hochul ve Hakeem Jeffries gibi isimlerin desteklediği adayların) kaybetmesi, parti içi liderlik yarışında sol kanada devasa bir koz verdi. 2. İsrail-Gazze Politikası Seçimin Kaderini Belirledi Seçim sonuçlarında en belirleyici unsur dış politika, özellikle de ABD'nin İsrail'e olan askeri ve diplomatik desteği oldu. Dan Goldman, bölgede tarihi olarak güçlü olan İsrail yanlısı (AIPAC destekli) çizgiyi korurken; rakibi Brad Lander (kendisi de Yahudi bir sosyalist olmasına rağmen) Gazze'deki askeri operasyonları sert bir dille eleştirdi ve askeri yardımların kısıtlanmasını savundu. Seçmenin yüzde 65,7 gibi ezici bir oranla Lander’ı seçmesi, geleneksel Demokrat seçmen tabanının bu konuda Washington yönetiminden çok daha farklı bir yerde durduğunu gösteriyor. 3. "Daha Fazla Demokrat Değil, Daha İyi Demokratlar" Mamdani'nin seçim sabahı söylediği bu söz, Demokrat Parti içindeki ideolojik savaşın da özeti niteliğinde. İlerici kanat, Cumhuriyetçilere karşı sadece "Demokrat" etiketine sahip olan isimleri kazanmayı yeterli görmüyor; ekonomik
Siyaset
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İki Fırtına Arasında Delal; Sen, dalgaların hırpaladığı o yorgun gemi, Ne zaman yönünü kaybetse karanlıkta, Gelir sığınırsın göğsüme, bir liman gibi. Yaralarını sararım, döneriz o yalancı bahara, Dünyayı unutur, mutlu oluruz o daracık zamanda. Sonra... Sonra o amansız gerçekler vurur yüzümüze. Delal, Senin evladın, benim iki canım, mevcut yaşantım.. Yüzümdeki maskeyle dönerim kendi evime. Herkes beni güçlü sanır, bir sığınak, bir dayanak; Oysa bilmezler ki asıl kıyamet benim içimde. Seni o dalgaların arasına, gerçeğe yolcu ederken, Ben kendi limanımda, sessizce batıyorum. Aramızda dağlar var, aşamadığımız o yollar bir de gerçekler, Özlemim çaresiz, sevgim iki hayatın arasında rehin. Her gidişinin arkasından içimden bir ağıt yükselir, Kimse duymasın diye yastığa gömdüğüm o hıçkırıklar... Biz seninle ne tam kavuşabiliyoruz, ne tam kopabiliyoruz. Yine de içimde bir çocuk, her şeye rağmen umutlu, Biliyorum, o fırtına seni yine bana savuracak. Yine geleceksin, yine birkaç günlüğüne nefes olacağız birbirimize. Ben o güne kadar, Kendi dünyamda, kendi sessizliğimle kalacağım. İçimdeki fırtınayı kimseye belli etmeden, Sırf sen geldiğinde yorgunluğunu alabilmek için
Aşk
Geceye mesaj....
Herkesin birkaç dakikasını ayırıp okumasını öneririm, çok güzel bir anlatım. Sadece eklemek istediğim bir iki şey var: Bugün Türkiye halkını böyle sefalete mahkum eden bir düzen var ve o düzenin devam etmesini isteyen gözü doymayan bir yapı var. Sınırlı bir zümre ülke kaynaklarını yiyerek zenginliklerine zenginlik katarken, onmilyonlarca yoksul, insan onurunu zedeleyen bir açlığa teslim edilmiş durumda. Yani çok bilinçli bir tercih. O yüzden bu hale gelmemizdeki öznenin ne olduğunu ifade etmeyecek hiçbir sözün geçerliliği olamaz. Ve son olarak, bu ülkenin güzel insanlarını, gencini, yaşlısını bu hale getiren, üç kuruşa muhtaç eden her kim veya kimlerse Allah onların binlerce kez belasını versin. Amin.
Duygu ve Düşünce

A.

@Anha
·
Selam 1K… Bugün ele almak istediğim konu: enflasyonun sosyal hayata etkisi. Bu hepimizin bir şekilde muzdarip olduğu bir mesele. Ama biraz daha derine inmek gerekiyor bence. Çünkü enflasyon yalnızca ekonomik bir problem değil. Hatta en tehlikeli tarafı ekonomi kısmı bile değil; insanı ve toplumu değiştirmesi. İnsanların birbirine bakışını, konuşmasını, güvenmesini, hatta hayal kurma biçimini değiştirmesi… Çünkü bazı şeyler sadece cebimizden eksilmekle kalmıyor; karakterimizden, sabrımızdan ve toplumsal bağlarımızdan da eksiliyor. Eskiden televizyonlarda “enflasyon canavarı” diye yeşil bir dinozor gösterilirmiş. Belki çocukken sizlere biraz komik gelen o figür, yıllar sonra toplum psikolojisini anlatan gerçek bir metafora dönüştü. Çünkü enflasyon dediğimiz şey sadece markette değişen fiyat etiketi değil. Biraz da insanların huzursuzlaşması, tahammülünün azalması ve sürekli bir kaygıyla yaşamaya başlamasıdır. Bugün insanlar bir kafede otururken bile rahat hissedemiyor. Menüye bakarken önce fiyat hesaplıyor. Bir markete girildiğinde insanların zihninde ihtiyaçtan çok “Acaba neyi alamayacağım??” düşüncesi dolaşıyor. Toplumda sürekli bir eksiklik hissi oluşuyor. Ve bir toplum sürekli eksiklik hissederse, zamanla birbirine karşı da sertleşmeye başlar. Bence enflasyonun en büyük zararlarından biri insanların gelecekle olan bağını koparması. Çünkü geleceği olmayan insan sadece günü kurtarmaya çalışır. Max Weber modern toplumda bireyin rasyonel kararlar alabilmesinden bahseder ama bugün insanlar uzun vadeli plan yapamıyor bile. Kimse yarının fiyatını kestiremezken geleceğini nasıl planlasın?? Herkes biraz daha “bugünü çıkarma” psikolojisiyle yaşamaya başlıyor. Bir başka problem ise sınıfsal ayrımın daha görünür hale gelmesi. Karl Marx’ın dediği gibi toplumların tarihi biraz
1000Kitap
“İnsanın <euthumiêsi> tatminindeki ölçülülükten ve yaşamındaki dengeden gelir. Eksiklikler ve fazlalıklar değişir ve ruhta güçlü dalgalanmalara neden olur. Ruhların büyük değişim yaşayanları ne dengeli ne de. <euthumos> olur. Dolayısıyla düşünceni mümkün olana yönlendirmeli ve mevcut olanla yetinmelisin, zihninde kıskançlık ve hayranlık uyandıran şeylere fazla yer ayırmamalı, oturup onları düşünmemeli ve huzursuz insanların yaşamlarını gözlemlemeli, onların çektiği büyük acıları düşünmelisin, böylece sana sunulan ve sana ait olan şey büyük ve kıskanılası görünecek, daha fazlasını istemediğin için ruhunda bir acı hissetmemiş olacaksın. İnsan zengin olan ve başkaları tarafından mutlu sayılan kişilere hayran olunca ve oturup onları her saat düşününce, her daim yeni bir şey icat etme ve yasaların yasakladığı şeylerden biri olan, düzeltemeyeceği bir şeyi arzulamak zorunda kalır. Bu yüzden insanın kendi yaşamını daha az başarılı olan insanların yaşamıyla kıyaslayarak bazı şeylerin peşinden koşmaması ve başka şeylerle mutlu olmayı bilmesi, kendisini mutlu sayması, yine insanların neler çektiğini, kendisinin de başkalarının becerdiğinden daha fazlasını yapıp ömrünü daha iyi geçirdiğini göz önünde bulundurması gerekir. Bu düşünceyi yürekten benimsersen, yaşamını daha büyük bir <euthumiê ile> (ruh dinginliği", "gönül hoşluğu" veya "iç huzuru") geçirecek ve kıskançlık, rekabet ve düşmanlık gibi yaşamdaki birkaç yıkım kaynağından olabildiğince uzaklaşmış olacaksın.” Demokritos/ Fragmanlar
Bugün ilginç bir bilgiyle karşılaştım, bunun üstünde biraz muhasebe yapmak istiyorum. Öyle bir ağaç düşünün ki bir hayvanı kölesi yapıyor, düşündüğümüzde böyle bir şey mümkün mü demeden edemiyoruz. O zaman sizleri Akasya ağacıyla tanıştırayım. Doğada bitkilerin hareket kabiliyeti kısıtlı olduğundan her zaman yenilme riski altındadırlar. Akasya ağacı da otçuları uzak tutmak adına yapısında keskin dikenler ve acı bir tat geliştirmiş. Fakat bu savunma sistemi yeterli olmayınca çözümü bu sefer de karıncaları köleleştirmekte bulmuş. Peki nasıl mı? Akasya ağacı karıncalara mükemmel bir ev sunar, ağacın üzerindeki dikenler boş olduğundan karıncalar burada ev yaparlar. Ağaç bununla da yetinmez, yetişkin karıncalar için tatlı bir sıvı, yavru karıncalar içinse protein açısından zengin özel besinler üretir. Yani karıncalara hem yiyecek hem de ev sunar. Karıncalar bu kadar güzel bir evin hakkını vermek için elinden geleni yapar. Bu süreçte ağaca zarar veren hayvanları sokar, hatta güneş almasını engelleyen bitkilerin yapraklarını bile budarlar. Yani anlayacağınız Akasya ağacı torbacılığın dibini vurmuştur, kendisine bu kadar iyi bakan muhafızlarının kaçmasına asla izin vermez. Karıncalara verdiği tatlı sıvıya öyle bir enzim katar ki karıncalar başka hiçbir şekerli besini yiyemez hale gelir. Buna alışan bir karınca ağacı terk etmeye kalkışsa dahi başka yerde yiyecek bulamadığı için açlıktan ölür. Şu karıncalar da köleliğe ne meraklılarmış! Demem o ki Akasya ağacı bir nevi Haşhaşiler gibi davranmış. :D Bu olayı günlük hayatımız açısından da düşündüğümüzde aslında karıncalardan pek de bir farkımızın olmadığını göreceksiniz. Akasya ağacı da burada devlet ve üst kesim yöneticiler oluyor sayın arkadaşlar. Sözde Akasya ağacının rahatı kaçmasın diye karıncayla anlaşma yapılıyor ama
Duygu ve Düşünce