Sosyal medyada aşırı popüler olması nedeniyle kitaplığımda mevcut olduğu halde bir türlü elim okumaya varmamıştı. Bir gün can sıkıntısı ile okuyacak kitap bulamayınca elime aldım ve ne kadar haksızlık ettiğimi anladım. Bitirir bitirmez evdeki bir diğer kitabına başladım Sabahattin Ali'nin.
Dura Mater Serinin ilk iki kitabını çok beğenerek okudum. Ancak üçüncü kitap bende biraz hayal kırıklığı oldu. Ana karakterin oldukça arka planda kaldığı; pek çok olayın da yarım kaldığı hissi takılı kaldı zihnimde. Arachnoid Mater'ın finalindeki olayı aşamadan; hep zekice bir kurgu ile düzeltme gelecek umuduyla uzun monologları okudum. Serkan Bey'in nöronlarına sağlık ama farklı bir son olamaz mıydı :(
Tarık Tufan'ın ilk okuduğum kitabıydı. Bitince yaptığım ilk şey, çıkmış tüm kitaplarını satın almak olmuştu. İlk okumamda kendimi kitaba kaptırıp bir solukta okudum diyebilirim. İkinci okumamda ise Gazap Üzümleri'nin başında çikolatayı yemeyi anlatan karakter gibi yavaş yavaş, tadına vararak, tüm cümlelerin üzerine düşünerek okudum. Altını çizerek okusam sanırım kitabın pek çok sayfasını çizerdim. Dönüp dönüp tekrar okuyacağım kitapların başında geliyor. Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan
Sonlara doğru yaklaştıkça konu Any Rand'ın "Atlas Vazgeçti" serisini çağrıştırıyor. John Galt karakteri bu kitapta Romain Gary olarak vücut buluyor. Özel seçilmiş kişilerin normalleştirilmeleri projesine yapılan başkaldırı pek çok unsur havada kalacak şekilde işlenmiş.
Peygamber Efendimiz'in hayat hikayesi; doğumundan vefatına kadar O'na eşlik eden bir bülbülün ağzından nakledilmiş. Duyguları, güçlü kalemi ile İskender Pala o kadar güzel aktarmış ki boğazınız boğum boğum okurken hiç bitmesin isteyeceksiniz. Hem bilgilendirici hem de sürükleyici roman tadında bir siyer...