Ayetlerin satılması yalnız ticari bir işlem değildir.
İnsan hakikati para için
satabileceği gibi, makam, güvenlik, itibar, toplumsal onay, kurum çıkarı,
siyasal yakınlık, cemaat konforu, akademik prestij veya kişisel rahatlık için
de satabilir. (Günümüzde tarikatlar)
'Ayetlerimi' ifadesi uyarıyı ağırlaştırır.
Ayetler Allah'a aittir; insan onları
kendi mülkü gibi seçemez, saklayamaz, pazarlayamaz, eğemez veya
bağlamından koparamaz. Sonlu olan hiçbir çıkar, Allah'ın ayetlerinin ebedî
hidayet değerine denk değildir.
“Güçlü olursan, mutlu da olursun zannediyorsun. Küçükken buna inandırılıyorsun ya da sen inanıyorsun, öylece. Annen başarılı olmanı, baban çok zengin olursan bunun iyi bir şey olacağını, öğretmenin yanlışlarını düzeltmen gerektiğini söylüyor. Ama galiba büyüdükçe anlıyorsun, güçlü olmakla mutlu olmanın o kadar da alakalı şeyler olmadıklarını. Hayatta başarısız olup, yalnız olup yine de mutlu olabilen insanların da varlığını öğreniyorsun. Kaybedecek çok şeyin olmadığında daha dingin yaşayabileceğini... Ve her yanlışını da illa düzeltmen gerekmediğini. Belki yanlış yapmayı da öğrenmen gerektiğini."
Yeryüzünde bana sarılmasına müsaade ettiğim sayılı insan vardı. Sık sık sarıldığım tek insansa babamdı çünkü sarılmayı severdi ve ben ona sıkıca sarıldığımda gerçekten çok mutlu oluyordu. Onun dışında önemli bir şey olmadıkça kişisel alanıma girilmesini tercih etmezdim. Çünkü sarılma anlarında kendimi genelde garip hissediyordum. Mesela sarılmanın ne kadar uzun süreceğine karar vermek için her duruma uygun bir denklem yoktu. Kollarımı ne kadar sıkı tutmalıydım, bu da ayrı bir bilinmezdi. Bu yüzden biri bana sarıldığında genelde kaskatı bir şekilde duruyor ve bu tarz kararları tamamen karşı tarafa bırakıyordum. Eğer sarılmamak gibi bir seçeneğim varsa da bunu mutlaka değerlendiriyordum.