Şu an CHP'nin içinde bulunduğu durum, eski siyasal genetik ile yeni kurumsal iddiaların bir laboratuvar deneyi gibi: Özgür Özel’in "Denklem Dışı" Hamlesi: Bu hamleyi tek başına "fedakarlık" olarak okumak da "mecburiyet" olarak okumak da resmi eksik bırakır. Gerçekçi olan, bunun rasyonel bir kurumsal tahkimat olmasıdır. Özel, karizmatik figürlerin (İmamoğlu ve Yavaş) gücünü kabul ederek kendini geriye çekmiş, ancak kurduğu "Aday Ofisi" ve "Ön Seçim" vaatleriyle o devasa şahsi güçleri kurumsal bir koridorun içine sevk etmeye çalışmıştır. İmamoğlu Denklemindeki Risk: Çerçevemizin tam isabetle yakaladığı gibi, partinin "A, B, C ve Z" planlarının tamamen İmamoğlu’nun şahsına (ve üzerindeki yargı tehdidine) endeksli olması, kurumsal yapının hâlâ dışsal ve kişisel bir kadere ne kadar bağımlı olduğunu kanıtlıyor. Kurum mekanizma üretiyor, ancak o mekanizmanın içini dolduracak olan enerji hâlâ tamamen "karizma" merkezli. 2017 referandumu muhasebesinin yapılamamış olması (Amnezi Dişlisi), partinin yapısal olarak geçmişin elit ağlarından tamamen kopamadığını gösteriyor. Ancak 2026'nın bu erken seçim sath-ı mailinde, tüzüğe işlenen kurallar ve genel başkanın sergilediği kurumsal hakemlik rolü, partinin en azından bu kez "aynı hatayı bile bile tekrarlamama" yönünde bir refleks geliştirdiğini gösteriyor. Dediğimiz gibi, önümüzdeki aylar bu gerilimi çözecek. Mekanizmalar (Aday Ofisi, kurullarla yönetim) kağıt üzerinde hazır; ancak iktidarın yargı hamleleriyle ya da liderlerin şahsi hırslarıyla ilk ciddi "baskı" geldiğinde bu barikatların yıkılıp yıkılmayacağını göreceğiz.
Siyaset
x = y
Kitabı okurken kendimle çok sıkça çeliştim. Bazen "kabul ettim" dediğimiz şeyler, bir X tarafından ya da bir Y tarafından söylenilmeyip ya da okunulmayınca insan tam olarak neyi kabullendiğinin farkına varmıyor; ki bu aynı zamanda neyi kabullenemediğinin de... Nereye bakarsam bakayım aynı şeyler ile karşılaşmaktan sıkılıyorum artık. Çünkü papağan gibi yüzyıllardan beri süregelen aynı polemikler ve sorunlar. Pek saygıdeğer Shakespeare (ki onun var olup olmadığı da hâlen sorgulanmaktadır; biz bu detayı atlayıp elimize gelen ürün üzerinden anlatıma devam edelim) de yıllar önce aynı sorunlardan bahsetmiş: iki farklı cins ve sonunda yaşanılan ölüm. Peki ama neden demez mi insan? Kaç yıl olmuş, aynı olaylara aynı tepkiler veriliyor ama sonuç değişmiyor. Basit bir denklem kurmak gerekli: Biz bu cinslere, sırf insanlar yargılayıp "ayrımcılık" demesin diye sıradan X ve Y diyelim. Peki, X = Y sonucuna ulaşıyorsak o zaman neden sorun çözülmedi? Arada alma-verme dengesi bozmak gerektirecek bir şey yoktur çünkü eşittir sorun konuşulup çözülebilir. İki taraf da gücünden bir şey kaybetmez, o zaman sorun basitçe çözülür. Ama eğer cidden ortada bir farklılık varsa, yani X ≠ Y ise işte o zaman sorun çözülmez. Ki zaten X = Y olsa neden biz cins isimleri koyuyoruz? Hepsine "B" deriz biter ya da "A"... Demek ki benim A ya da B olmam arasında bir fark var ki bundan dolayı X ve Y oluşmuş. Kitapla ne alakası mı var? Kitapta, kitabın en büyük kısmını kaplayan "Lükres'in İğfali" kısmında kadının ölmesi ile sonuçlanan bir aşk anlatısı vardır . Ne gerek vardır öldü? hayat ona onun yaşadıklarına yer vermedi onu yasaklı alana itti. Kadına karşı yapılan saldırı, kadının sonuna sebep oldu; hem de kendisi tarafından. Yasaklanan alan ne peki? Yasaklanan alan; tabularımız... Farklı farklı de
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ego
En tehlikeli karanlık gece değil… insanın kendine hak verdiği andır.
Alıntı
"Size günlerce dönmeyen biri, sizi önceliği yapmamıştır. Siz yazmaya devam ettikçe, içerideki görülme ihtiyacı büyür. Israr arttıkça değer algısı zedelenir. Bir noktada durmak, kendinize verdiğiniz değeri korumaktır."
oldukları gibi kabul et ama oldukları yerde kalsınlar
Bence hayatta bir kere birini öldürme hakkımız olmalı. Belki o zaman biraz insana benzerler iki ayaklı mahluklar.
Duygu/Düşünce