Zamanı yakalamak istiyorsak, onu nasıl kaybettiğimizi bilmek gerekiyor. Zamanın kaybı bizim çılgınlığımız, bilinçaltımız ve tutarsızlığımızdır. Zaman kazanmaya yönelik çılgın bir yarışın rıza gösteren kurbanlarıyız.
Sonuç: Bütün kişisel yaratıcılığımız durmadan hızlanan bir çalışma ritminin hizmetinde.
Getirdikleri: Öznel zamanın tahrip olması, bir önceleme çılgınlığı, gerilime ve gerilim hikayelerine duyulan abartılı bir iştah.
Tahayyül edilen İslami düzen, çoğunlukla Batı kapitalist düzeninden farklılığı üzerinden betimlenmekte; sonra da Batı kapitalizmi bencil bireylerin para kazanma içgüdülerine dayanan ve gerek zengin ile yoksul gerek kapitalist ile işçi arasında çatışma ve zıtlaşmalarla dolu bir düzen olarak tanımlanmaktadır. Kapitalist ekonominin özgül niteliği olan daimi gerilim, devlet müdahalesini gerektirir ve ekonominin kendiliğinden işleyişini bozar. Bu yüzden kendi çıkarını gözeten bireylerin eşitsiz ve adaletsiz bir toplum yaratacağı belirtilerek bu durumun bireysel özgürlüğü sınırlamak için keyfi ve yapay önlemler alınmasına yol açtığı dile getirilmektedir. Ancak kültürel normlar ve kurumlar temelinde işleyen bir ekonomi toplumsal yozlaşma ve baskıcı devlet müdahalesinin getirdiği tehlikelerden uzak kalabilecek toplumsal ilişkileri garantileyebilir. Bu anlamda homo lslamicus'un dünyası homo brutalisin (zalim insan) kapitalist dünyasına alternatif olarak sunulur. Homo lslamicus'un ahlaki temelleri ve kişisel ve enformel nitelikli karşılıklılık ilişkilerinin kurumsal çerçevesi üzerinden işleyen bir İslami ekonomi tasavvuru, bu sebeple Batı kapitalizmine karşı eleştirel bir konumla el ele gider. Sosyoekonomik ilişkileri düzenleyen formel mekanizmaların karşısında konumlandırılan dini doktrinin biçimlendirdiği enformel davranış kurallarının önemi, eşitlik kavramının içeriğini de belirler.
«"Sorumu mazur görün Profesör, saf görünebilirim ancak, insanlar neden kendileri, ahlaklı davranmaları gerektiğini çözemiyorlar?"
"Pek önemli bir soru sordunuz genç adam! Akıllı varlıklarız; yasanın istisnasız hepimizi, buna bağlı olarak da bizi kapsadığını anlıyoruz. Bu noktada durursak herkesin mantıken ülkemizin yasasına olduğu kadar ahlak yasasına da itaat ettiğine inanabiliriz. Herkesin malumu, durum böyle değil. Sonuç olarak sadece akıllı varlıklar değiliz, aynı zamanda hisli varlıklarız. Öfkelerimiz, nefretlerimiz, açlıklarımız ve hırslarımız bizi, yasayı kişisel eylemlerimize uygularken reddetmeye itiyor. Böyle bir şey talep etmememiz gerektiğini anlasak da kendimiz için bir istisna arzuluyoruz. Bu iç gerilim yüzünden zorla, polis müdahalesiyle, mahkemelerin ve hapishanelerin varlığıyla kanunlara uymaya zorlanmamız gereklidir."»
Bernadotte.... özetle...
Jean-Baptiste Bernadotte, sıradan bir Fransız askeriyken tamamen yabancı bir ülkenin, İsveç’in Kralı (XIV. Karl Johan) tahtına oturmayı başarmış, askeri tarihin en sıra dışı ve baş döndürücü kariyerlerinden birine sahip İmparatorluk Mareşali'dir. Bugüne kadar uzanan modern İsveç kraliyet hanedanının kurucusu olan Bernadotte, Fransız Devrimi'nin getirdiği kaos ortamında askeri dehası sayesinde hızla yükseldi. Napolyon Bonaparte ile ilişkileri ise her zaman gizli bir rekabet ve gerilim barındırıyordu; bu gerilimin arkasında Bernadotte’un sıkı bir cumhuriyetçi olması kadar, Napolyon’un ilk büyük aşkı ve nişanlısı olan Désirée Clary ile evlenmiş olması da yatıyordu. Siyasi ve kişisel sürtüşmelere rağmen askeri becerisi yadsınamaz olduğu için Napolyon tarafından 1804 yılında ilk Mareşaller listesine dahil edildi.
Hayatının asıl dönüm noktası ise 1810 yılında, bir savaşta esir aldığı İsveçli askerlere gösterdiği insani ve nazik tutumun Kuzey'de yarattığı büyük sempatiyle gerçekleşti. Evlat edinilecek bir veliaht arayan ve taht krizi yaşayan İsveç Parlamentosu, Napolyon'un da rızasını alarak Bernadotte’u veliaht prens seçti. Ancak İsveç topraklarına ayak bastığı andan itibaren geçmişini arkasında bırakan Bernadotte, Fransa'nın bir uydusu olmak yerine tamamen İsveç’in çıkarlarını gözetmeye başladı. Napolyon’un 1812 Rusya Seferi’ndeki büyük lojistik çöküşünü öngörerek karşı safa geçti ve müttefiklerin (Rusya, Prusya, Avusturya) ordularını komuta etti. Eski imparatorunun askeri taktiklerini ve zaaflarını çok iyi bildiği için, 1813’teki Leipzig Muharebesi’nde Napolyon’un yenilmesinde kilit bir rol oynadı. 1818'de resmi olarak tahta geçen ve ülkeyi 26 yıl boyunca barış, tarım ve sanayi reformlarıyla başarıyla yöneten Bernadotte öldüğünde, göğsünde gençlik
Davranışsal Hareketbilim, Uygulamalı Hareketbilim'in temel tekniklerini
kullanmaktadır, ama hastanın çevresinde ve yaşam tarzında
bulunan onun beden enerjisini artırıcı ya da azaltıcı etkenler üzerinde
yoğunlaşmaktadır. Enerjiyi azaltıcı etkenlerin çoğu teknolojik gelişimimizin ürünleridir: Çevredeki zehirler ve gürültü, süpermarket raflarında
bulunan aşırı rafine edilmiş ve doğal olmayan besinler, giysilerimizin
yapıldığı sentetik kumaşlar vs ... Diğerleri ise beden duruşlarımız,
gerilim, kişisel alışkanlıklar ve karşılıklı ilişkilerimizdir.