10/10
·163 syf.··
2026 91. kitabı
Abartıldığı kadar var mı? Üstad #paulocoelho 'nun kitaplarını çok severim. Simyacı ile 2019'da başlayan yolculuğum yavaş ilerliyor. Sebebi fiyatlar Bu kitap birkaç yıl önce çıktı ve ülkemizde bir anda parlaması Mete Gazoz' un imzalı olarak bu kitabı almasıydı. Gerçi yine okunurdu ama hızını arttırdı. Gelelim içeriğe, yine nasıl baktığınıza bağlı olarak değişen bir görüş ayrılığı var ortada. Çünkü yazardan okuduğum naçizane sayıdaki kitaplara göre #okçununyolu garip bir şekilde kişisel gelişim havasında. Bana Akra'da Bulunan Elyazması kitabını anımsatsa da burada ilahi kavram amacı güdülmüyor. Okumuş olanlar biraz garipsemiş olabilir. Çünkü uzakdoğunun o kulağa egzotik gelen düşünce yapısıyla ilişkilendirilmiş. Genelde Japon ve Çin Kültürlerinde her sanatı ve zaanatı insan, hayat, amaç yani yaşam döngüsü ile ilişkilendirme durumu var. Buna Dao yani yol diyor Çinliler. Aklınıza adını Feriha Koydum Emir'in Yolu gelmesin İşte Okçu'nun Yolu buradan geliyor. Karakter Tetsuya burada sadece yazarın sesi. Bunu aşağıdaki cümleden anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. "İnsanın niyeti de ok gibi kusursuz, düz, sağlam ve odaklı olmalıdır. Hedefi ile arasında bulunan mesafeyi aşarken kimse tarafından engellenmemelidir" Gelelim başta sorduğum soruya. Bana göre abartılmaya ihtiyacı yoktu. Ancak amacına uygun yazıldığı konusunda hemfikirim. Okumak isterseniz bir şey kaybetmeyecek, aksine kazanacaksınız. Sevgiler, hürmetler #çağdaşedebiyat
Okçu'nun YoluPaulo Coelho · Can Yayınları · 20217,7bin okunma
Çokça kişisel görüş içerir.
8/10
·560 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 18:38
İlk kitabın sonunda kafamda çok fazla soru işareti kalmıştı. Altınsoy ailesinin ölümü, Kılıç'ın gerçek kimliği, aile üyelerinin sakladığı sırlar ve İnci'nin bundan sonra nasıl birine dönüşeceği en çok merak ettiğim konuların başında geliyordu. İkinci kitap ise bu soruların peşinden giderken beni yalnızca bir cinayet gizeminin içine değil, ihanetlerin, sırların ve aile içi hesaplaşmaların merkezine taşıdı diyebilirim. Bu kitapta en çok hoşuma giden şey, ilk kitapta zeki ve tehlikeli olduğu söylenen İnci'nin bu özelliklerini gerçekten görmeye başlamamız oldu. İlk kitapta daha çok olayların içinde sürüklenen bir karakter okurken, burada oyunu kuran, insanları gözlemleyen, plan yapan ve gerektiğinde manipülasyon yapmaktan çekinmeyen bir İnci görüyoruz. Özellikle yıllardır saklanan kirli işleri ortaya çıkardığı bölümler kitabın en keyif aldığım sahneleri arasındaydı. İkinci kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de suç kavramının ele alınış biçimiydi. Hikâye ilerledikçe tek bir katil aramanın anlamsızlaştığını görüyoruz. Çünkü bu dünyada suç yalnızca tetiği çeken kişiye ait değil. Gerçeği saklayanlar, göz yumanlar, sessiz kalanlar ve kendi çıkarları uğruna olan biteni görmezden gelenler de bu suçun bir parçası hâline geliyor. Bu nedenle kitap ilerledikçe "katil kim?" sorusundan çok "bu noktaya nasıl gelindi?" sorusu ilgimi çekmeye başladı. İnci'nin yolculuğu da benim için yalnızca bir intikam hikâyesi olmadı. Bu kitapta İnci sadece ailesinin katillerini aramıyor, aynı zamanda çok sevdiği insanların düşündüğü kişiler olmadıkları gerçeğiyle de yüzleşiyor. Babasının, abisinin ve ailesinin geçmişte yaptıklarıyla karşılaşması, onları hem özlemeye devam edip hem de yaptıklarından dolayı hayal kırıklığı yaşaması karaktere ilginç bir çatışma katıyordu. Buna rağmen
Düşünce
Kırık İnci 2Ceren Melek · İndigo Kitap · 2025292 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
10/10
·253 syf.··
2026 23. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
Herkese iyi akşamlar! Sabah okuyorsanız günaydınlar, öğlen okuyorsanız iyi öğlenler. Bugün bahsedeceğim kitap, kaç gündür bitirmeyi ertelediğim ve şimdi beni ağlayacak hâle getiren #k:147699. Kitap mutlu bitiyor, yanlış anlaşılmasın. Ben biraz duygusal olduğum için sonu öyle güzel bitince istemsizce ağlamaya başladım. :') Kitabımız, Serra diye bir kızın ergenliğini anlatıyor. Sırlarını kimseye anlatamadığı için günlük tutmaya başlayan Serra, anne ve babasının yavaş yavaş birbirinden uzaklaştığını öğrenince bu günlüğü gerçek bir arkadaşı olarak görmeye başlıyor. Rahatlasın diye annesi onu İzmir'e gönderiyor ve Serra çok değişiyor. Tabii bu esnada olanlar oluyor. Ufak bir kişisel görüş ve spoiler sıkıştıracağım. Serinin sonlarına doğru Serra kim ile evleniyor, neler yapıyor, bilmiyorum -bunlar son kitaplarda belli- ama nedense Cüneyt ile sevgili olacakmış gibi bir his var içimde. Belki de onları yakıştırdığımdandır ama biliyorum ki ikisinin arasında bir şeyler olacak. Bizzat ben Serra'nın yaşlarında bir kız olarak onu çok iyi anladım ve kitabı çok sevdim. Ancak liseyi bitirdiyseniz geçmiş olsun, bu kitaptaki Serra'ya biraz sinir olabilirsiniz. Liseyi bitirmediyseniz –ki 1000Kitap'ta genelde liseliler yok ama olsun– size kesinlikle bu seriye başlamanızı tavsiye ederim. İpek Ongun'un yazım dili gerçekten çok güzel. İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. <3
Bir Genç Kızın Gizli Defteriİpek Ongun · Epsilon Yayınevi · 200420,5bin okunma
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2024 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2024 15:45
"Sana kendine bir ahlak edinmeni söylemiyorum. Sadece daha bilinçli olursan daha ahlaklı olursun diyorum. Ama böylesine bir ahlakta tamamen farklı bir tat olacak. O tamamen spontane olacak, o hazır bir ürün olmayacak." -Osho- Küresel bir dünyada, evrensel değerlerin arayışındayız. Dinlerin, ulusların ve ırkların yarattığı ayrımların ötesinde yer alan insanlar olarak bizleri birleştiren çağdaş bir anlayışın üzerine kurulu değerleri arıyoruz. Osho, doğrudan bu çağdaş arayışa hitap ediyor ve yaşadığımız dünyada anlam yaratan değerleri bize tanıtıyor. Ve onun bu girişimi, ahlaklı davranış kurallarının çok daha ötesine geçerek, varoluşla içsel bir bağlantıyı ve birliği de kapsıyor. Osho Yaşam Gereklilikleri serisi bireyin hayatındaki en önemli sorulara odaklanır. Her kitap özellikle içsel yaşantımız ve varoluş kalitemizle ilgili konulara odaklanarak kişisel anlam ve amaç arayışımız için önemli olan sorulara dair zamansız ve her zaman çağdaş görüş ve açıklamalar içerir.
Ahlaklı, Ahlaksız AhlaküstüOsho · Butik · 201473 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 17. kitabı
İyi mi kötü mü diye çok git gel yaşadım kitap boyunca, net bir kanaat bildirmek yerine eksilerini ve artılarını yazacağım. Bir kere daha kitabın başında yazar taşları anlatıcı yaparak gerçekliği kırıyor ve kitabı fantastik ögelere hazır hale getiriyor. Bu açıdan karakterlerin hiçbirisini gerçek olarak ele almıyorum, hepsi birer alegori benim için. Aksi durumda zaten o yaştaki çocuklardan o tarz davranışlar beklenemez. Bu bir tespit, eleştiri değil. Yani neden gerçek karakterler yok diye kitaba gömecek değilim. Benim kitabı eleştireceğim nokta yazarın asıl amacına yönelik olacak. Övgüyle devam edelim şimdilik. Çok sade, çok akıcı bir dili var kitabın ve buna karşılık çok da lirik, şiirsel bir dili var. Bunları çok beğendim, gel gelelim son noktada üslupçuluktan çok da ileriye gidemedi kitap benim için. Tamam üslup güzel, yer yer muazzam hatta belki gereğinden fazla aforizmalar var ama sonuç? Tüm bunların sonunda kitap bize ne vermek istiyor, yazar ne yapmak istiyor? Engelli bireylere toplumca ve -elbette bireysel olarak- sıklıkla farkında olmayarak yaptığımız zorbalıkları bana göstermesi dışında ne kaldı elimde? Bana sorarsanız tüm bu şiirsel dili, alegorileri tek bir şey için kullanıyor yazar; kendi kişisel gelişim mottosuna bizi ikna etmek. Acı olgunlaştırır, sessizlikte bilgelik saklıdır, cevaplar doğadadır, her şey birbirinin devamıdır, hiçbir şey yok olmaz vs. vs. İşte bu noktada yazar ile tamamen ayrılıyorum. Bu kadar didaktik bir şey okumak benim hoşuma gitmez genelde, o sebeple bu da gitmedi. Onca güzel pasajdan, cümleden sonra kitabın sonunda bana kalan şey yazarın spritüal hayat görüşü, üstelik benim hiç benimsemeyeceğim de bir görüş.
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,560 okunma
9/10
·320 syf.·
2026 36. kitabı
Annem ve Hayatın Anlamı; Bir kısmı gerçek, bir kısmı hikâye, bir kısmı ise gerçek ile kurgu arasındaki geçirgen ve gri bir hatta duran psikoterapik anlatılardan oluşuyor. Çekirdekte varoluşsal okuma imkanı versede; terapötik/klinik okuma, yumuşak psikanalitik okuma, hikâye kurgusu üzerinden ise anlam üretimi üzerine okuma yapmaya elverişli hibrit deneyim sunuyor. Metin şu kırılma cümlesi üzerinde yoğunlaşıyor; “Bütün hikâyeler birer yalandır çünkü çok fazla şeyi dışarıda bırakırlar.” Bu yüzden kitabın bilinçli ve sistematik biçimde kurgulanmış bir şematik iskelete sahip olduğunu söylemek abartılı olmaz. Çünkü Yalom'a göre; Algısal olgusallık çerçevesinde şekillenenmiş , bilinçli ya da yarı bilinçli tercihlerle kabul ettiğimiz bir çok versiyonunuzu kimlik olarak yaşıyoruz. Ve kendimize bile itiraf edemediğimiz birçok problemi hayatın rutini gibi yaşıyoruz. Bu bağlamda Nietzsche'nin şu tespitini referans olarak kullanıyor; “Bir şeyi görebilmek için gözlerimizi pek çok şeye kapamamız gerekir.” Peki ters okuma ile; bir şeyi görebilmek uğruna diğer bütün olasılıklara gözümü kapatıp artık bana hizmet etmeyen bir hikâyenin içinde hapsolursam ne olur? Bu bağlamda kitabın ilk öyküsü 'Annem Ve Hayatın Anlamı' omurga görevi görüyor. Anne, nasılım? Sorusu bireyin hayatı boyunca onay arama ihtiyacının özü olarak ortaya çıkıyor. Yaşımız kaç olursa olsun onaylanmaya tutunan benliğimiz merkezinde elbette çocukluk ve ebeveyn ilişkilerimizin izlerini taşıyor. Yalom'un ; bu rüya senin değil, benim rüyam Anne. Rüyamda ne işin var? Sorusu ise bireyin anlam dünyasında kendi öznelliğine yaptığı yolculuğun pilotu gibi. Çünkü bazen kaybettiğimiz ya da bilinçli susturduğumuz ebeveyn figürünün yerine bir yenisini bulmak için çaba sarfedebiliyoruz. Diğer hikâyeleri ise bu varoluşsal
Alıntı
Annem ve Hayatın AnlamıIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20182,595 okunma