GİRİŞ: MEMPHIS'TE YÜRÜRKEN da tek bir yeni icattan çok daha derinlere uzanan bir şeyler olduğunu öğrendim. Bunu ilk olarak, çocuklarda dikkat sorunları konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Profesör Joel Nigg'le görüş-mek için Portland, Oregon'a gittiğimde anlamaya başladım. Dikkat sorunlarımızdaki artışı obezite oranlarındaki artışla karşılaştırmanın ne olup bittiğini anlamama yardımcı olabileceğini söyledi Joel. Obezite bundan elli yıl önce çok nadirken, günümüz Batı dünyasında çok sık görülmeye başladı. Bunun nedeni birdenbire açgözlü veya kendini tutamaz hale gelmiş olmamız değil. "Obezite tıbbi bir salgın değil toplumsal bir salgın. Kötü gıdalarımız var örneğin, öyle olunca da insanlar şişmanlıyor tabii." Yaşam tarzımız ciddi ölçüde değişti-sunulan gıdalar değişti, yürümenin veya bisiklete binmenin zor olduğu şehirler inşa ettik- ve çevremizdeki bu değişimler vücutlarımızda değişimlere yol açtı. Dikkat ve odaklanma konusundaki değişimlerde de buna benzer bir şeyin söz konusu olabileceğini söy-ledi Joel. Bu konu üzerine onlarca yıl çalıştıktan sonra, şu an "dikkate zararlı bir kültür"-derin ve uzun süreli odaklanmanın hepimiz için çok güç olduğu, bunun için akıntıya karşı yüzmemiz gereken bir ortam- geliştiriyor olabilir miyiz sorusunu sormamız gerektiğine ina-nıyor Joel. Dikkat zayıflamasında rol oynayan pek çok etmen için bilimsel kanıtlar bulunduğunu ve bazı insanlar için kimi nedenlerin biyolojilerinde yattığını, ama şu sorunun da yanıtını bulmamız gerekebileceğini söylüyor: "Toplumumuzda arızalı olan belli şeylerin doğurduğu bir salgınla karşı karşıya olduğumuz için mi insanlar sık sık bu noktaya sürükleniyor?" Seni dünyanın başına geçirseydim, sen de insanların dikkat becerisini mahvetmek istiyor olsaydın ne yapardın, diye sordum Joel'a.
Sayfa 19 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Edebiyat
Biz duygularımızdan ibaret değiliz. Ruhsal durumlarımızdan ibaret değiliz. Hatta düşüncelerimizden de ibaret değiliz. Bütün bunları düşünebiliyor olmamız, bizi onlardan ve hayvanlar dünyasından ayırır. Özbilincimiz, dışarıdan bakıp kendimizi nasıl“gördüğümüzü”;yani, etkililiğin en temel paradigması olan kendimizleilgili paradigmamızı incelememizi sağlar.Özbilincimiz, yalnızca tutumve davranışlarımızı değil, başkalarını görüş biçimimizide etkiler İnsanlığın temel doğasıyla ilgili haritamız halini alır.Aslında kendimizi nasıl gördüğümüzü (ve başkalarınınasıl gördüğümüzü)hesaba katmadıkça, diğerlerinin kendilerini vedünyalarınınasıl gördüklerini, bu konuda neler hissettiklerini anlayamayız.Farkına varmadan niyetlerimizi onların davranışlarına yükler ve nesnel olduğumuzu iddia ederiz.Bu, kişisel potansiyelimiz kadar, başkalarıyla ilişki kurma yeteneğimizi de önemli ölçüde kısıtlar. Fakat yalnızca insanlara özgü özbilinç sayesinde, paradigmalarımızı inceleyebilir ve gerçekliğe ya da ilkelere mi dayalı, yoksa bir koşullanmanın ve koşulların işlevi mi olduklarını belirleyebiliriz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bu o dönemin suçlu bir dava dosyasından
Rak: Uluslararası Finans, milliyetçiliği ve ulusalcı­lığı reddeder ve tanımaz. Onlar devletleri de tanımazlar. Objektif olarak değerlendirirsek, onlara “ anarşist” diye­ biliriz. Onlar için devlet, “SAF GÜÇ” demektir. Para “SAF GÜÇ”tür, o halde “ para” devlettir. Marksın şematize ettiği Komünist devlet, Sovyetler Birliği de “ saf güç” tür. Sonuçta görülüyor ki Finansör ve Komünistin her ikisi de enternasyonalisttir. Her ikisi de aynı sebeblerden burjuva millî devletleriyle kavgalıdır. Marksist, Komünist devlete ulaşmak için enternasyonalist, Finansör ise enternasyonalist gibi görünür ama gerçekte enternasyo­nalist değil, anarşist kozmopolittir. Yani Enternasyonal Komünistler ve Kozmopolit Finansörler arasında bireysel (yani saf kişisel bir eşitlik) özdeşlik mevcuttur. Bu nedenle Komünist Enternasyonal ve Finans Enternasyonali arasın­ da doğal bir bağ mevcuttur. Burada temel bir aksiyonun altını çizmek istiyorum; para güçtür. Tarihte, kitlelere Fransız İhtilalinin başarıları anla­tılırken, ihtilalin oluşumunda birinci derecede rolü olan, kimsenin dikkatini çekmeyen, bir avuç sessiz, dikkatli, gerçekte bütün krallardan daha güçlü, adeta majikal ve tanrısal bir güce sahip bu insanlardan hiç bahsedilmez. Kitleler, yabancıların gücü ellerine geçirdiklerinin farkın­da değildi. Bu güç, günü geldiğinde onları krallardan daha despot ve zorba bir yönetimle köleliğe mahkum edecekti. Kitlelerin dini ve ahlaki bağları bu gücü yenmeye engel teşkil ediyordu. Kuz: Bu ne çeşit bir mistik güç?.. Rak: Onlar krallara has bir imtiyazı ele geçirdiler, yani para basma imtiyazını. Lütfen bana gülmeyin. Siz gerçekte paranın ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz. Söz konusu olan metal veya kağıt para değil!.. Paranın fiziksel dolaşımı gerçek bir Anakronizmdir. Halen mevcut ve dolaşımdaysa bu
Sayfa 295·Kitabı okuyor
Alıntı
Sözcüklerle dolu beyninden orjinal hiçbir şey geçmiyordu, evet, ne yeni bir imge geçiyordu, ne de kişisel bir görüş, ne de çarpıcı bir tepki.... Dünyanın en gelişmiş bisikletinin üzerine tünemiş bir kötürüm.
... Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rivayet edilen bir hadis Kitab ve meşhur sünnete ters düşmez. Her ne kadar Kitab ve sünnet açıkça bu rivayeti desteklemese bile, hadisin mana ve mefhumu ümmetin icması dışına çıkmaz İse, onu kabul etmek ve Rasulullah’ın (s.a.v) sözüyle amel etmek vaciptir." Nasıl böyle olmasın ki, pek çok alim tarafından “Bana göre zayıf hadis, kişisel görüş ve kıyastan daha tercihlidir” denmiştir. Ahmed b. Hanbel’in görüşü de budur.
Sayfa 63 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
Birinci Kural: Delilsiz Fikirleri Kabul Etmemek
İnsanların sosyal medya vb. yerlerde sürekli tedavülde tuttuğu fikirlerin birçoğu, doğruluğunun ispatı bulunmayan kişisel görüşlerden ibarettir. Herhangi bir fikri eleştirmede ilk adım, o fikrin dayandığı noktayı incelemektir. Ortada görüş sahibinin doğru söylediğini ispat eden kesin bir argüman veya delil var mı? Yoksa sadece kişisel görüş ve bir iddiadan mı ibaret? .... İlk başta, bu sözü söyleyen kişinin delili var mı yoksa bu söz, delil olmaksızın ortaya atılan bir iddiadan mı ibaret, onu araştırırız. Delil üzere bina edilmişse delili tartışırız; herhangi bir delile dayanmıyorsa, konuya dair ayrıntıya dalmanın lüzumu olmadığı gibi yanlışlığını açıklamaya da gerek yoktur. O söz, hiçbir delile dayanmadığı için aklın indinde paha etmez ve yine delille ayakta kalmadığı için ona itibar da edilmez. Zira o mahza iddiadır. Eğer her söz yalnızca dile getirmeyle kabul edilecek olsaydı, her fikri, onun zıttı bir şeyler söyleyerek aynı şekilde delilsiz olarak reddedebilirdik.