Murat Kesgin Hayallerin Uğruna Savaşmalısın! BANA YAPAMAZSIN DEDİLER. NE Mİ YAPTIM? KRALINI... Sana tutup da pozitif düşün istediğin her şey gerçek olacak diyecek halim yok. Çünkü bu kocaman bir PALAVRA. Yok efendim kainat sana torpil geçiyor, vay efendim evrene gel gel diye pozitif duygular gönderiyorum istediğim her şey oluyor. bla bla bla... Arkadaşlar yok öyle bir şey. Ticari amaçlı yazılmış, birbirinin kopyası olan kağıt israfları onlar. Aklınızla alay etmelerine izin vermeyin. GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN. Bu kitapta seni gaza getirecek öyle süslü cümleler falan yok. Aksine acı gerçekler ve o gerçeklerle yüzleşmen için izlemen gereken adımlar var. Ömrüm boyunca çok fazla psikolojik savaş verdim. İntihar düşüncelerine varan bunalımlı ruh halinden kendimi kurtarmayı başardım ve istediğim hayata kavuştum. Bugün istediğim eşe, işe ve eve sahibim. Her şey sızlanmayı bırakıp harekete geçmemle başladı. Ben bu serüvenimi seninle paylaşacak ve bildiklerimi sana anlatıp yardımcı olmaya çalışacağım. Çünkü eğer şu an bu yazıyı okuyorsan eminim sen de çok fazla psikolojik savaş vermişsindir. Seni anlayabiliyorum. Okudukça senin de beni anlayabileceğini düşünüyorum... Tekrar uyarıyorum, bu sana yalandan gaz veren o klişe kişisel gelişim kitaplarından deği. Sana gaz vermeyeceğim, gerçekleri anlatacağım. Gerçeklerle yüzleşmeye korkuyorsan sakın okumaya tenezzül etme. Aksini düşünüyorsan, SAVAŞIMIZ BAŞLASIN.
Gözlemci Mütercimin Trajedisi: Dijital Gözetim Çağında Epistemolojik Sabotaj ve Entelektüel Direnişin Sınırları İstasyonun Yıkılışı ve Zamanlamanın Trajedisi Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, insanlığın dijitalleşme hikayesi artık bir özgürleşme anlatısı olmaktan çıkmış, mutlak bir kuşatılmışlık realitesine evrilmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, teknolojik gelişmelerin masum birer ilerleme hamlesi olmadığını, aksine küresel sermaye ve devlet aygıtlarının eliyle yürütülen monolitik bir egemenlik inşası olduğunu göstermektedir. Bu sürecin kırılma noktalarını geriye dönük bir okumayla incelediğimizde, entelektüel zihnin en büyük zaafı olan "post-facto" (olgu sonrası) analiz tuzağıyla karşılaşırız. Tarihsel kronolojiye bakıldığında, kırılmanın kökleri iki binli yılların başına kadar uzanır. İki bin dört yılında Silikon Vadisi’nde küçük sermayelerle temeli atılan platformlar, bugün küresel siyaseti manipüle eden, başkan yardımcılıklarını dizayn eden ve devletlerin kılcal damarlarına sızan birer devasa veri imparatorluğuna dönüşmüştür. Trenin çoktan kalktığı, istasyonun yıkıldığı ve rayların doğrudan egemen yapıların merkezine bağlandığı bu post-facto gerçeklikte, entelektüel ancak bir tarihçi gibi geriye bakarak trajediye not düşebilmektedir. Eğer iki bin dört yılında bu analiz yapılıp kurumsal nüfuz sınırlandırılsaydı, bugün algoritmik determinizm altında ezilen bir toplum yerine, veri egemenliğini elinde tutan bir öznellikten bahsedebilirdik. Fakat bugün, geçmişin ihmaliyle şekillenen bir algoritmik kuşatmanın tam ortasındayız. I. Sistemin Monolitik İllüzyonu ve Fiyatlandırılmış Muhalefet Günümüz gözetim kapitalizmi, muhalif söylemi doğrudan yasaklamak yerine onu emme ve kendi lehine dönüştürme kapasitesine sahiptir. "Sistem, muhalif
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mayıs Ayında Okuduklarım
1. Hamlet – William Shakespeare Hamlet · Danimarka Prensi Hamlet, babasının ölümünden sonra amcasının kraliçeyle evlendiğini ve tahta geçtiğini görür. Babasının hayaleti ona amcası tarafından öldürüldüğünü söyler. Hamlet intikam ile ahlak, delilik ile gerçeklik arasında sıkışır. Hamlet’in o bitmek bilmeyen içsel çatışmalarını, intikam ile vicdan arasında sıkışıp kalışını okumak muhteşemdi. "İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia. 2. Bilinçaltının Gücü – Joseph Murphy Bilinçaltının Gücü · Bilinçaltı zihnimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini, olumlu telkinler ve görselleştirme yoluyla başarı, sağlık ve mutluluğa nasıl ulaşabileceğimizi anlatan kişisel gelişim klasiği. Basit ama etkili teknikleri, umut verici dili ve “düşüncelerin gerçekliğin olur” fikrini somut örneklerle desteklemesi nedeniyle okurken kendini daha güçlü hissettirir. Günlük hayatımda düşünce biçimimi sorgulamamı sağlayan, çok yapıcı bir kitap oldu. Uyguladığımda inanılmaz farklar yaratmadı ama o an için bile daha iyi hissettirdi. Düzenli uygulanırsa eminim fark yaratacaktır. "Düşüncelerinizi değiştirirseniz kaderinizi değiştirirsiniz." 3. Veronica Ölmek İstiyor – Paulo Coelho Veronika Ölmek İstiyor · Genç Veronica her şeyi olmasına rağmen yaşama sevincini kaybeder, ilaç içip intihar girişiminde bulunur. Akıl hastanesinde uyanır ve orada öğrendikleriyle hayatı yeniden anlamlandırır. · Toplumun “deli” kalıplarını sorgulaması, deliliğin aslında özgürlük olabileceği fikri ve Veronica’nın ölüm korkusunu aşarak gerçekten yaşamaya başlaması çok çarpıcı. İntiharı romantize etmiyor, tam tersine yaşama tutunmayı anlatıyor. "Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla birlikte yaşamayı öğrense. Dünya daha kötü bir yer mi
Kişisel bir intihar
Bir toplumda intihar vakaları kısa sürede çok hızlı artış gösteriyorsa, sebebi kişisel nedenler değil, toplumsal sorunlardır
Biraz Karalayalım...
**konulara derinlemesine girmeme sebebim kısa tutmak ve değerli zamanınızı daha fazla almamak... 🌹☕ Şüpheciler der ki; başkalarına yardım ederiz çünkü etmezsek hissedeceğimiz utanç ve suçluluğu bu eylemle gidermek isteriz veya kendi kendimize daha fazla saygı duymak için, insanlar tarafından hayırsever ve iyi birisi olarak tanınmak için yardım ederiz. diyor M. Kemal Sayar Yavaşla kitabında Kitabın bu pasajını okurken aklıma Sudan’lı bir çocuğun hikâyesi geldi. resimdeki fotoğrafçının adı Kevın Carter, 3. resimdeki Pulitzer Ödülü alan Kevın’ın intihar ettiği medyada söylense de aslında hikâye biraz gerçek, biraz sahte. Kevın, fotoğrafı çektikten sonra akbabayı oradan uzaklaştırır. Sudan’lı çocuğun ismi Kong Nyong ve yoluna devam eder. Yardım merkezine de ulaşma şansı olur. Lakin seneler 2007’ye geldiğinde Kong ölümden kaçamaz. Sıtma sonrası herkesin varacağı sonu (fotoğraf 3 yaşından), 20 yaşında son nefes aldığı yıl olur. Fotoğrafçının intiharı doğru. Lakin sadece Kong’un olayından değil. Vahşet, savaş, dram, sefalet; her insanın kaldıracağı bir yük de değil. Bazı yükleri kaldırabilmek veya kaldıramamanın gerçeklik tanısı da Kemal Hoca’nın bir pasajında az çok konuya teğet bir dokunuş yapmış diyebiliriz. ~ 🌹 ~ Hayatın mutluluğu ve samimi tebessümün kaynağı da, içinizde biriktirdiğimiz sevginin ruhunuza sirayet etmesiyle mümkün. Hangimiz yapabiliyoruz? Nefes almak da tam burada başlıyor. Daha doğrusu yaşamak. Herkesin nefes aldığı bu dünyada; iyilerin az göründüğü, kötülerin cirit atıp “yakıyosun baba” yalapşaplığıyla gayet memnun olduğu bir düzen... Peki biz bir insan olarak ne yapacağız? Bu soruyu kendime soruyorum: “Sükûnet sen kimsin?” “İnsan kalabilmek için ne yaptın, başarabildin mi?” Ara sıra kendimi sorgulayıp cevabının olumsuz olması da kendi adıma üzücü. Etrafıma
Duygu ve Düşünce