Tolstoy, herzaman okumaktan zevk aldığım, beni kendine çeken, her okuduğumda da beni kendime getiren bir yazardır. Bu kitabı daha önce okumadığım için de üzüldüm açıkçası. Benim gibi geç kalmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Tolstoy kitabında beyhude bir yaşam sürdüğünü fark edip; varoluş sebebini aramaya başlıyor, "neden ve ya sonra" sorularını sorarak çıktığı yolda, sorularının cevabını akıl, bilim, felsefe ve insan ekseninde aramaya başlıyor. Tolstoy bu süreci anlatırken, hem araştırma yol ve yöntemlerine hem kendi düşünce dünyasında yaşadığı bunalımlara, buhranlara, intihar fikrine, yaşama arzusuna, hem boş ve anlamsız süregelen hayatına yer veriyor kitapta. Kendi öz eleştirisini öyle güzel yapıyor ki, bilgiye erişme yöntemleri ve zekasına hayran bırakıyor. Tolstoy uzun ve meşakkatli cevap arayışını, Tolstoy'a yakışır şekilde bütün incelikleriyle, bütün başvurulabilinecek kişi, yöntem ve delillerle yapıyor. Kitapta hayatını ve araştırma sürciniözetle şöyle anlatıyor: "Başıma gelenler şunun gibi bir şeydi: Oraya nasıl geldiğimi bilmeden, kendimi bilinmeyen bir sahilden yola çıkmış bir kayıkta bulmuştum. Diğer kıyıya olan yol gösterilmiş, tecrübesiz ellerime kürekler yerleştirilmiş ve yalnız bırakılmıştım. Kürekleri elimden geldiğince güçlü çekip hareket ediyordum. Fakat merkeze ne kadar varmaya çalışırsam çalışayım, akıntı beni yolumdan o kadar saptırıyordu ve gittikçe daha çok akıntıda yolunu kaybetmiş kişiyle karşılaşıyordum.
Bazıları hâlâ kürek çekiyordu, bazılarıysa küreklerini atmıştı. İnsanlarla dolu büyük kayıklar, dev gemiler vardi. Bazısı akıntıya karşı mücadele ediyor, kimisi ise akıntıya kapılıp gidiyordu. Daha ileriye gittikçe akıntıyla nehrin aşağısına doğru sürüklenenleri görüyor ve gideceğim sahili iyice unutuyordum. Nehrin ortasında, akıntıyla aşağı