"NÂZIM HİKMET VE TİYATROSU"
"Suçlular suçlarıyla doğmazlar. Onları içinde bulundukları sosyal çevre eğitir."
Bazı kitaplar yalnızca bir sanatçıyı anlatmaz; aynı zamanda sanatın, siyasetin ve tarihin birbirine nasıl dokunduğunu da gösterir. Nâzım Hikmet'in yakın dostu olan yazar, kendi tanıklıklarını arşiv belgeleriyle birleştirerek bizlere biyografik bir anlatı, dönemin kültürel atmosferini de tüm gerçekliğiyle hissettiriyor.
Nâzım Hikmet denildiğinde akla ilk gelen şiirleridir. Kuvâyi Milliye, Memleketimden İnsan Manzaraları, Şeyh Bedreddin Destanı… Oysa büyük şairin yaşamında şiir kadar baskın bir başka tutku daha vardır: tiyatro. Ne var ki bu yönü, Türkiye’de uzun yıllar gölgede kalmış, neredeyse yalnızca şiirleriyle anılagelmiştir.
Antonina Sverçevskaya, sıradan bir araştırmacı değil. Nâzım Hikmet’in yakın dostu ve alanının uzmanı bir Türkolog. Bu ikili yakınlık, kitabın en güçlü yanını oluşturuyor: Sverçevskaya, şaire dışarıdan bakan bir gözlemci değil; onun Moskova günlerine, tiyatro provalarına, dost sohbetlerine tanıklık etmiş biri. Dahası, anılarını yalnızca kişisel hafızasıyla sınırlı bırakmıyor; arşiv bilgileriyle pekiştirerek birinci elden anlatımla belgesel sağlamlığı birleştiriyor. Eserde, Şair’in Sovyetler Birliği’nde geçirdiği üç ayrı dönemi mercek altına alıyor: 1921-1924, 1925-1928 ve 1951’den 1963’teki ölümüne kadar.
Bu yıllar, Nâzım’ın hayatının en az Türkiye’deki kadar çalkantılı, en az şiirleri kadar yoğun geçtiği dönemlerdir.
Kitabın en dikkat çekici yanı, Nâzım’ın tiyatro çalışmalarına odaklanması. Sverçevskaya, şairin gençlik yıllarında KUTV’daki (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) ilk tiyatro denemelerinden başlıyor. Metla’nın (Moskova Devrim Tiyatrosu Türk Bölümü) kuruluş hikâyesini anlatıyor. Ardından yüzlerce kez sahnelenen