Orhan Veli Kanık, Türk şiirinde köklü bir dönüşüm gerçekleştiren en önemli şairlerden biridir. Şiir hayatının ilk dönemlerinde hece ölçüsü, kafiye ve geleneksel şiir anlayışına bağlı kalan Orhan Veli, bu süreçte özellikle Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi Fransız sembolist şairlerin etkisinde kalmıştır. Ancak bu etkilenme uzun sürmemiş, kısa bir süre sonra bu anlayışı terk ederek şiirde köklü bir değişime yönelmiştir. Bu değişim, onun şiiri süslü ve kalıplaşmış yapısından kurtarıp daha sade, doğal ve anlaşılır bir biçime ulaştırma çabasının sonucudur.
Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte 1941 yılında yayımladığı *Garip* adlı şiir kitabıyla Türk edebiyatında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu eser yalnızca bir şiir kitabı değil, aynı zamanda yeni bir şiir anlayışının manifestosu niteliğindedir. Garip akımıyla birlikte şiirde ölçü, kafiye ve sanatlı söyleyiş gibi geleneksel unsurlar bilinçli olarak terk edilmiş; bunun yerine konuşma diline dayanan, sade ve doğrudan bir anlatım benimsenmiştir. Bu anlayışta şiirin konusu da değişmiş, artık sıradan insanların gündelik yaşamları, küçük mutlulukları ve basit görünen dertleri şiirin merkezine yerleşmiştir. Böylece şiir, belirli bir zümrenin değil, toplumun geniş kesimlerinin anlayabileceği bir sanat hâline getirilmiştir.
Orhan Veli’nin bu yaklaşımı, hem divan şiirinin süslü ve ağır diline hem de dönemin toplumcu şiir anlayışına karşı bir duruş niteliği taşır. Özellikle Nâzım Hikmet’in temsil ettiği toplumcu gerçekçi şiirden farklı olarak Orhan Veli, şiirin ideolojik bir araç olmasından ziyade, insanın gündelik deneyimlerine ve bireysel algısına yönelmesi gerektiğini savunmuştur. Ona göre şiir, “güzel söyleyiş”ten çok anlamı öncelemeli ve doğrudan insana seslenmelidir.
Garip akımı ilk ortaya