Çağ mahkemeleri hüküm vermiştir
Hayallerim bile hep suçtur diye
Ben yürürüm yollar bitmez benimle
Ben dururum hüküm durmaz hakkımda
Geldim gidiyorum ben mahzun şarkı
İncisi içinde bir midye gibi
Birkaç er kişiyi bulsa da gönlüm
Rehine bıraksam miraslarımı
Giydiğim toprağa ağsın razıyım
Rahmet bulutları varislerimin
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allah'ın emri,
Ayrılık olmasaydı."
1453'te Osmanlı devletinin yönetim dilleri Türkçe ve Farsça idi. Yönetim kadrolarındaki herkes - padişahlar dahil - Rumca bilirdi, fakat bu dilin idari yazışmalarda ve 'yüksek' kültür ürünlerinde kullanımı söz konusu değildi. Zira dil öncelikle bir iktidar aracıdır ve o çağda iktidarın altyapısı her zaman dindi.
Ortodokslar Rumca, Katolikler Latince emir, kanun, kitabe, şiir ve risale yazardı. Müslümanlar ise iktidar ve itibar mevkilerine gelebilmek için İslam dillerini kullanmak zorundaydı.
Sorunlarımızı kaybolduğumuz karanlık yerlere bakmak yerine daha kolay görünen aydınlık yerlere bakmayı tercih ediyoruz ama emin olun bin yıl baksak bulamayacağız.