Godot kimdi, neydi, gelecek miydi?.. Bu soruların cevabı yok. Sanırım kitabı klasik yapan da bu gizem. Kısacık olan bu kitapta ben; hayatın da hep bir şeyler bekleyerek geçtiğini fark ettim. Hayatın kısa bir özeti gibiydi kitap. Biz de bekleriz günlerce, aylarca bazen yıllarca. Peki o beklediğimiz gelecek mi?..
Kimseyi bekleme, olduğun yerde kalma. Beklediğin şey her ne ise durma sen koş ona!
Milletimizin bağrından yetişmiş bir Anadolu çocuğu Fuat Sezgin. İsmini 2019 yılının Fuat Sezgin yılı ilan edilince duymuştum ve çok merak etmiştim ismini ilk defa duyduğum bu zatı. Kitabını 2 sene önce aldım ama okumak şimdiye nasipmiş.
Vay be dedirtti bana kitap her sayfada. Müslümanlar olarak nereden geldiğimizi çoktan unutmuş durumdayız. Hocanın Oryantalistler diye bahsettiği Doğuyu araştıran Batılı bilim adamları da olmasa bizim o muhteşem ilmimiz sönüp gidecekmiş. Oryantalistler farklı bir dine mensup olmalarına rağmen gerçeğin gün yüzüne çıkması için çok önemli çalışmalara imza atıyorlar. Bu çalışmalar neticesinde dünya anlıyor ki Batının ilerleyişini, aslında Doğudan aldıkları sağlamıştır. Müslümanlar 9-16. yüzyıllar arasında cansiperane bir şekilde ilim ile uğraşmış ve dünyanın bilgi birikimi alanında gelişmesine öncülük etmiştir.
Hocanın günde 17 saat çalışıyorum demesi kafama kazınan en çarpıcı cümlesi oldu kitabın. Aynı zamanda hocası H. Ritter ona kaç saat çalıştığını sorduğunda Fuat Hoca ''12-13 saat'' deyince Hocası ''Bu şekilde sizden bir şey olmaz. Bunlara birkaç saat daha ilave etmelisiniz.'' minvalindeki sözleri de beni etkiledi.
Ders çıkarılması gereken bir kitap. Bizden önceki Müslümanlar zamana meydan okurcasına bir azimle şevkle çalışıp ilim alanında büyük başarılara imza atmışlar. Bir de dönüp bize bakıyorum da...
Kardeşimin tavsiyesiyle okuduğum bir eser. Küçük ağaç beni etkileyen bir kitap oldu. Doğaya ait eşsiz tasvirleriyle başlayıp yine aynı eşsizlikte biten harika bir eser. İsmi Küçük Ağaç olan bir Çeroki'yi anlatıyor aslında kitap. Anne ve babasının vefatı nedeniyle büyükanne ve büyükbabasının yanında yaşamaya başlıyor küçük kahramanımız. Beş yaşından 11 yaşına kadar onlarla beraber yaşıyor. Dağda münzevi bir hayat yaşıyorlar. O kadar güzel anlatmış ki doğayı insanın kendisini en yakın dağa atası geliyor. Doğayla iç içe bir yaşam gördüm kitapta ve samimi bir dil.
Basit diliyle ve sürükleyici hikayesiyle elinizden bırakamayacağınız bir kitap 7'den 70'e okunması gerektiğini düşünüyorum.
Yüzyıllık Yalnızlık
Okuması oldukça zor bir eser. Zira isimler sürekli yineleniyor, olaylar girdap gibi...Yine de sonuna kadar okunmayı hak eden bir kitap. Kitap simya ile ilintili bir şekilde başlıyor ardından bir zaman çemberinde durmadan yinelenen bir sülalenin hikayesiyle devam ediyor. Jose Arcadio Buendia ve Ursula ile başlayan köklü bir ailenin yüzyıllar sonrasında yok oluşuna şahit oluyoruz. Bu zaman dilimi içerisinde sülalenin yaşamadığı olay kalmamış. Sayfaları çoğu zaman dehşetle çevirdiğimi itiraf etmem gerek. Aile içinde yaşanan çarpık ilişkiler, savaşlar, doğumlar, ölümler, ardı arkası kesilmeyen tuhaf olaylar derken kitap kocaman bir cümbüşü andırıyor adeta.
Kitaptan aklımda kalan şeyler olayların çokluğu nedeniyle çok fazla değil. Fakat sülalenin ilk üyesinin ağaca bağlanır, son üyeyi de karıncalar yer sözü beni etkiledi. Kitabın başında aileye ait soyağacının olması çok iyi olmuş çünkü isimler sürekli karışıyor.
Son olarak ise kitabı bitirince sizi uzun süre etkisi altına aldığını, içinizde tuhaf bir his oluşturduğunu söylemeliyim.
Vaktiniz varsa kesinlikle okuyun derim. İyi okumalar :)
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Kitabı yıllar önce duymuştum o zaman kitabın ismi bana çok değişik gelmişti. Acaba ne anlatıyor diye düşünmüştüm ama okuma fırsatım olmamıştı. Elime geçince okudum. Kitap öyle güzel bir şekilde Türkçeye çevrilmiş ki okurken anlatımın güzelliğinden olsa gerek kitabı elimden bırakmakta zorlandım. Çok samimi, yalın, anlaşılır ve canlı bir dille çevrilmiş. Kitabın yazarıyla ilgili değişik teoriler olması beni şaşırttı. Yazar Mary Shelley evli bir adama aşık oluyor. O adamın eşi intihar edip ölünce Mary o adamla evleniyor. İşte kimilerince kitabın yazarının Mary değil de evlendiği adam olan Percy B. Shelley olduğu öne sürülüyor. Kitapta bunu destekleyen birkaç ifadeye ben de rastladım.
Gelelim kitabın ortaya çıkış hikayesine. Arkadaşlarıyla buluştukları bir gece herkesin korkunç bir hikaye uydurması isteniyor. Mary de Frankenstein'i işte o gece düşünüyor.
Victor simyaya merak salan bir genç. Yıllar içerisinde aldığı eğitim ve kendi çabalarıyla başarılı bir kimyacı olmayı başarıyor. İçinde çılgınca bir yaratma isteği oluşuyor. Gerekli kimyasal maddeleri bir araya getirerek bir canlı oluşturmayı başarıyor. Fakat bu normal bir insan boyutundan daha büyük yaratılışta ve epey çirkin bir yaratık. Victor yaratık gözünü açıp hareket edince kaçarak odayı terk ediyor. Daha sonra yaratık oradan uzaklaşarak bir dağın başına gidiyor. Gördüğü insanlar ona hep nefretle bakıyor ve ona şiddetle karşılık veriyorlardı. Yaratık ıssız dağlarda ve ormanlarda geçirdiği yıllardan sonra kendini yaratan insanı bulup ondan kendisi için kendi cinsinden bir dişi yaratmasını istemeyi düşünüyor. Bu sürede Victor'un kardeşi William yaratık tarafından öldürülüyor. Ev hizmetçisi Justine de bu ölümün canisi olarak haksız yere öldürülüyor. Victor yaratığa şeytan, iblis adını vererek tüm kötü olaylardan onu
FrankensteinMary Shelley · Zeplin Kitap · 202021,7bin okunma