“Karanlık bir sokağın köşesinde bir anda bitiveren bir katil gibi, aşk önümüze dikildi; ikimizide bir vuruşta devirdi! Yıldırım da böyle çarpar adamı, hançer de böyle saplanır!”
Aydın Hız’ın ikinci kitabı “Hayal Denizi” içinde İbn Arabi’den Büyük İslam coğrafyacısı ve kartograf İdrisî’ye, İşraki felsefenin kurucusu Sühreverdî’den Mecüdiddin İshak’a kadar önemli kişiliklerin yer aldığı bir roman. Macera Endülüs’te başlıyor ve Septe, Mağrib, Tunus, İskenderiye, Palermo, Filistin, Yafa, Kudüs, Mekke, Şam, Bağdat, Musul, Konya, Halep gibi beldelere bir ağ gibi örülüyor sırlı bir haritanın peşinde. Ancak kitap geçmişe gelgitler yapan bir şimdinin romanı olarak da addedilebilir. Üniversitede haritacılık alanında yetkin bir tarih profesörünün anlatımı ve başına gelenler mezkur haritanın günümüzle ilişkisini oluşturuyor.
Bu bir “roman” olduğu “tarih kitabı” olmadığı için içinde elbette anakronik veya hatalı bilgiler barındırması dramaya uyması açısından olağan. Karakter isimlerinin, devlet isimlerinin günümüz versiyonlarının yazılması bu duruma örnek olabilir. Ancak yazar kitabı telif ederken araştırma yapmış. Bu, kitabın sonunda bulunan “gözümün önünde bulundurduklarım” başlığından da anlaşılıyor. Ayrıca drama demişken romanın dili fazlasıyla devrik ve bu bir süre sonra okuyucuyu yoruyor. Sayfalarla ayrılmış olmasına rağmen yıl ve mekan geçişleri çok net değil.
Sayfalar arasında İbn Arabi’nin sözlerinden örneklere rastlıyor olsanız da mekan tasvirlerinin daha güçlü olmasını, olayların biraz daha kronolojiye uygun, daha derinlikli olmasını tercih ederdim. Konunun çerezlik ilgilileri, lise veya üniversite başlarında olan öğrenciler için okunabilir diye düşünüyorum.
Okuma listeme almamın sebebi ise sırlı bir haritadan, geçmiş zamanlardan bahsetmesi idi. Geçmişe ufak ama belirttiğim gibi derin olmayan bir yolculuk yaptırdı.
“Bir harita asla bir haritadan ibaret değildir. Çizgilerinde bütün bir geçmişin izlerini bulmak mümkündür. Harita siyasi bir gerçeğin ötesinde, bir medeniyetin düşlerini de taşır çizgilerinde. Ortaçağ’da bir haritaya sahip olmak demek, bir dünya tasavvuruna sahip olmak demekti…” (s.19)
Gökkuşağı gibisin; bulutlar senden yana
*
Bir devrim pazarını sürmek üzre, sabahın
ölümsüz baharına geçirdim gözlerimi
*
gönlümde kimse yok mu bu ülkede kimin bu ülke
kapıları kördüğüm mü erdemin ütopya mı kristal köşkler
*
bir adam çok bilimsel yaşıyor kuytularda
bir evin susuzluktan çürüyen direkleri
çöküyor çocukların yaşlı omuzlarına
*
Perde açılır; gök gürlemesi; rengin hep bir isyanı vurgulayan yağmur
Manzara taş gibi çarpar gözlerine ferasetin
*
Gözlerim mi yanılıyor yoksa, ah
Baştan başa tereddütsün
*
Tam şuramda / göğsümün yaralı cephesinde
kahkahaların ağlar beklesin vatan