Gazze'yi yerle bir edenler, oradaki ruhu da öldüreceklerini sandılar. Oysa Gazze'nin tarihte 27 defa tamamen yok edildiği-ni ve kullerinden yeniden doğduğunu bilmiyorlar. Bilmiyorlar, şehirlerin molozlardan ve betonlardan ibaret olmadığını. Tıpkı insanlar gibi... Onların da bir ruhunun olduğunu ve beden ölse bile ruhun canlı kaldığını bilmiyorlar. Bombaların inancı imha etmediğini ne bilsin ruhsuzlar. Çamurdan ibaret sanıyorlar toprakları ve kurur sanıyorlar yaprakları. Çamuru için savunuyoruz sanıyorlar bu yurtları. Zeytin ağaçlarını kesmekle bitireceklerini var sayıyorlar, dalları kesince kökün de öldüğüne inanıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki Filistin'de zeytinlerimiz olduğu sürece köklerimiz ve ruhumuz olacak ve Filistin'in, Kudüs'ün sokak-larında adeta korktukları bir hayalet gibi dolaşacak. Çünkü biz ölmeyen bir ümmetiz. Biz Muhammed'in ümmetiyiz. Bizi Hayber'den biliyorlar. Bir dönemlik tökezlememiz bazılarına bizi unuttursa da aslında çoğu farkında. Geri geleceğiz. Zaten gitmiş de değiliz. Günün birinde bir kıyamet olur, başlarına koparız.
Şehadetinden sonra ilk defa medyaya konuşan Deyf'in eşi Ümmü Halid, onun en düşük rütbeli Kassam mücahidinden daha az maaş aldığını anlatırken evlilikleriyle ilgili çarpıcı örnekler aktarıyordu. Büyük zorluklar içinde evlendiklerini anlatan Ümmü Halid, "Nişan yüzüğüm olarak 2000 dinar yazılmasına rağmen bana sadece 1000 dinar verdi. Başka parası yoktu." dedi ve Şeyh Ahmed Yasin ve Şeyh Salah Şahade'den düğün hediyesi olarak 2000 dinar ve bir yatak odası takımı geldiğini ancak Deyf'in parayı Kassam'a, yatak odasını da evlenecek genç bir mücahide verdiğini aktardı.
Burada herkes bir maske takıyor, ama maske yüzle bütünleşmiş artık, onu çıkarmaya çalışırsan yüzünle birlikte derini de soyarsın. Bizler, birbirini boğazlayan kardeşleriz; sistemin bize bahşettiği tek 'özgürlük', kimin daha önce kimin boğazını sıkacağını seçmek. Kahramanlık mı? Burada kahramanlık, hayatta kalmak için başkasının hayallerini çalmaktan başka bir şey değil.
Babası İsmail Heniyye'nin kanının Gazze'de şehit edilen herhangi bir çocuğun kanından daha değerli olmadığını ifade eden Abdusselam, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu yolda binlerce şehit verdik. Babam da bu şehitlerden sadece biridir. Gerekirse bizler de şehit olacağız. Fakat Kudüs ve Filistin bir gün mutlaka özgür olacak. Sadece babamızla değil; şehitlerimizin hepsiyle gurur duyuyoruz."
Hemen önümdeki misafir Abdusselam'a başınız sağ olsun, Allah size sabırlar versin, deyince Abdüsselam; "Lütfen böyle demeyin. Burası bir taziye evi değil, burası bir düğün evidir. Babam şehit olarak hayattaki en büyük gayesine ulaştı. Bu nedenle bize sabır dilemek yerine, bizi tebrik edin." dedi. Tıpkı düşmana karşı savaşmak için Çanakale'ye giden evlatlarının ellerine kına sürerek, çocuklarını din ve vatan için kurban etmeye hazır olduklarını haykıran Anadolu insanı gibi.