Tam olarak hangi delilik, kendi dilinde en çok kullanılan sesli harfi bir defa bile kullanmadan roman yazmaya kalkar? Haydi kalkıştı diyelim, içinde ‘e’ olan kelimeler dernek kurup bu adamın önüne dikilmez mi? Her cümlenin içinden başını kaldırıp beni kullanmazsan anlam bütünlüğünü bozarım diye tehdit etmez mi? Eder etmesine de, Perec’in bütünlükten anladığı, E’lerin bellediğinden başkaysa demek..Ve dil ustalığı belgesini manavdan almamışsa bayım Perec..
Belki de yazarın bize yansıtmadığı bu ‘E’lerin İsyanı’ ndan sebep, bu koca karmaşa. Belki de o yüzden biri çıkmış “hey gidinin efesi” ni söylerken, diğerinin bale yapması.
Bayım Perec’in içine çok sıkılan bir çocuk kaçmış. Sıkıntıdan ölecekmiş bu kitabı yazmasa. Oyun alanında gülünç, coşkulu, muzip, absürt, hinoğluhin* veletler cirit atıyor.
Akıcılık? Bir solukta..Bir avazda okunan kitaplardan.
Ama böyle diye bunun jelibon gibi ağza atmalık kolay bir kitap olduğu düşünülmesin. Zor kitap. Sütleğen ağacından edinilmiş bir zamk lazım okura, kafasında yırtılan yerleri yapıştırabilsin diye. Ve bir adet silikon sıkıcıyı yanınızda bulundurun, boşlukları doldurmak için.
Anlam? Boşluğun istilasında.
Anlamın üstüne limon sıkılmış efenim. Her bölümün sonunda okuduklarınızı sıfırla çarpıp el el, baş başta kalıyorsunuz. Neydi yahu o cebimize taş dolduran, bizi ağırlaştıran o kitaplar diye baba baba kitapları anında satışa getiriyorsunuz.
Kurgu? O sürekli tadilat altında. Sokaklara yama yapıp duran bir belediyeye vermiş ihaleyi Perec.
Ana Fikir mi? Onu inek içti, inek dağa kaçtı. Biliyorsunuz dağın akıbetini.
Hayal gücü mü? Kayışını koparmış, balataları yakmış, aşk olsun tutabilene.
Hayat? O ince belli. Kırılgan. Muğlak, bulanık, ama orada.
Okuyun, yoksa çok ayıp edersiniz kendinize..
Dipnot: Tam dört bölüm eklemiş