Anayurttan çıkma hikayesi konu edilmiş. Yazar, şairliğinden kazandığı değişik bir üslup kullanmış. Dili ağır değil, hepsi anlaşılır ama ahenkli ve edebi. Opera yapsan yapılır, radyoda okusan dinlenir, dizi yapsan izlenir. Sanatçı kalemini konuşturmuş. Yiğitlik, alplik gibi yüce duyguları destan türüne uygun biçimde işlemiş. Güzel bir kitap, neden göç eder bir millet, güzelce anlatmış.
Şiirsel bir anlatımla kaleme alınan, genel olarak yurt ve memleket sevgisini konu alan, 3 perdeden oluşan etkileciyi bir eser. Hacim olarak küçük olamasına rağmen içerik olarak büyük olduğunu düşünüyorum. Okuyana sen yurdun için memeletin için neler yaparsın, neler yapıyorsun ve neler yaptın (?) sorularını yöneltmesi sağlayan muazzam bir kitap.
Beş Hececiler akımının güçlü kalemi Faruk Nafiz, bu destansı tiyatro eserinde milli uyanışları, toplumsal gücü, birlikteliği, Türklerin yurdu kurusa da asla göç etmeyeceğini vurguluyor. Bir Han, suyu tükenmiş bir memleket ve halkını resmediyor.
Türk kelimesi efsunkârdır. Okuyunuz
Nasıl olsa bir yerde buluşuruz, gün gelir,
Bahtımız hem doğuda, hem batıda yükselir.
İslamiyet öncesi Türk tarihini konu alan, hece ölçüsüyle kaleme alınmış manzum bir tiyatro eseri.
Durağan başlayıp gittikçe heyecanını artıran ve kafiyelerden dolayı da okurken epey keyif aldığım bir eser oldu.
Ana yurtta yağmurun, rahmet selinden bir damlacık saçmadığı bir kuraklık çağında, Gök Tanrı'ya adanılmayı bekleyen kurbanlar ile artık yeni yurtlara göç etmesi gereken Türk milletinin öyküsü.
Ana yurttan çıkma hikayesi. Dili ağır değil, anlaşılır ve sürükleyici bir şekilde ilerliyor. Ahenkli, destansı ve edebi bir anlatımı var. Severek okuduğum bir tiyatro eseriydi.
Sürekli okuyup çokça öğrenen ve hayatına uygulayabilenlerden olmak dileğiyle.
“Nasıl sevebilirse üç gönül bir tek gülü
Sen de güzelliğine kul edersin üç gönlü.
Ben kendimden geçerken gülün güzelliğile
Gül beni seviyor mu diye düşünmem bile!..
Karşılığı beklenen sevgiye sevgi denmez,
Sevdalılar yalvarır, fakat bir şey dilenmez.“
(…)
“Yalnız bir şey var: Akın!
Dağların başından bulutu eksilmeyen,
Yılın dört mevsiminde susuzluk ne bilmeyen
Rüzgârlı ülkelere göç etmeli, akmalı…
Yalnız bu anayurdu kimlere bırakmalı?”
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL (18 Mayıs 1898-9 Kasım 1973) şair ve oyun yazarı.
Gazetecilik ve öğretmenlik yaptı. 1946’da siyasete atıldı. Şiir yazmaya genç yaşlarda başlayan ÇAMLIBEL; Yeni Mecmua, Fağfur, Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası, Büyük Mecmua, Nedim, Yarın, Süs ve hayat gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. İlk döneminde Servet-i Fünuncuların etkisinde şiirler yazan ÇAMLIBEL, Cumhuriyet’ten sonra “Beş Hececiler” adıyla anılan grup içinde yer aldı. Behçet Kemal’le birlikte yazdıkları “Onuncu Yıl Marşı” Cemal Reşit REY tarafından bestelendi.
İslamiyet öncesi Türk tarihini konu alan eser. Destan şeklinde ve manzum olarak yazılmış bir tiyatro eseri.
Kuraklık ve başka musibetler de olsa Türklerin, hakanlarını kurban etmeleri pahasına, yurtlarını terk etmemelerini konu alan bir tiyatro oyunu.
AkınFaruk Nafiz Çamlıbel · Yapı Kredi Yayınları · 2016182 okunma
Bilmeyen her yaş grubu okuyabilir.Faruk Nafiz Türk’ün yaşayışını,sevişini,özlemini,ihanetini,ihanetin bedelini çok güzel anlatmış.Bir saatte okunacak kadar akıcı,güzel ve yalın bir kitap.İyi okumalar.
Akın için Faruk Nafiz’in yazdığı üç perdeden oluşan kısa bir destan diyebiliriz. Genellikle kahramanlık, gök tanrı, kurban etmek gibi Orta Asya Türklerine ait motifler kullanılmış. Kitap temel olarak Türklerin yeni yurtlar kurma amacıyla farklı yönlere doğru akın etmeye başladığı dönemi anlatıyor. Burada başkarakter İstemi Han’ın da akın için verdiği etkili söylevler hoşuma gitti. Tanrılar için ayrı ayrı kendinden, kızından veya babasından vazgeçen farklı kahramanların aksine dini ve tanrıyı kendi yararına kullanan karakterler bulunmakta. Bu duruma kitap içindeki temel çatışma olarak bakabiliriz. Son olarak, Faruk Nafiz’in yaşadığı dönemdeki ‘öze dönüş’ politikasının bu kitabın yazılma amacına etki ettiğini düşünüyorum. Atalarını ve Türk geçmişlerini öğrenmek isteyen o dönemin halkı için yeterli bir kitap olduğu kanaatindeyim.
Olay İslamiyet öncesi Türk devletinde geçmektedir. Konu ise kuraklık zamanı verilecek kurban ile ilgilidir. Güzel bir tiyatro eseriydi. Okumanızı tavsiye ederim.
18 Mayıs 1898 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Orman ve Maadin Nezareti memurlarından Süleyman Nafiz Bey, annesi Fatma Ruhiye Hanım’dır.
İlk ve ortaöğrenimini Bakırköy Rüştiyesi ile Hadika-i Meşveret İdadisi’nde tamamladı. Şiire çocuk yaşlarda başladı. Yazarın ifadesine göre ilk şiiri “Saat”, "Çocuk Dünyası" adlı bir dergide yayımlandı (1914).
Bir süre tıp öğrenimi gördükten sonra okuldan mezun olmadan ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. 1917-1918’de Ati Gazetesi’nin yazı işlerinde çalıştı. 1922’de gazetenin temsilcisi olarak Ankara’ya gitti.
1922’de Kayseri Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Kayseri’ye yolculuğunu, "Han Duvarları” adlı uzun şiirinde anlattı. Şiiri, Osmanzade Hamdi Bey'e ithaf etti. Kayseri’de kaldığı iki yıllık dönemde Millî Mücadele’nin havasını çok yakından yaşadı. Geleceğin ünlü şairi Behçet Kemal onun Kayseri Lisesi’nde öğrencisi oldu. Şair, Kayseri Lisesi’nin marşını da kaleme aldı.
1924’de Ankara Erkek Muallim Mektebi'nde edebiyat öğretmenliğine geçti; ardından Ankara Kız Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Ankara Kız Lisesi Marşı'nın güftesini yazdı. 1932’ye kadar yaşadığı Ankara’da cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık etti. 1924’te “Çoban Çeşmesi”, 1928’de “Suda Halkalar” isimli kitapları yayımladı.
1928’de Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin başkanlığındaki “Şark Vilâyetlerini Tedkik Heyeti”'nde bulunarak Sivas, Erzincan, Gümüşhane, Trabzon, Erzurum illerini ve dönüşte Kastamonu'yu gördü. Bu yolculuk, onun edebî yaşamında bir dönüm noktası oldu. Memleket şiirleri yazmaya yöneldi.
1931’de Ankara Kız Lisesi’nde coğrafya öğretmenliği yapan Azize Hanım ile evlendi. Bu evlilikten İsmet ve Yeliz adında iki çocuğu dünyaya geldi.
1932-1946 arasında İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Vefa, Kabataş Lisesi ve Amerikan Kız Koleji edebiyat öğretmenliklerinde bulundu. 1933'te Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini Behçet Kemal Çağlar ile birlikte kaleme aldı.
Ankara ve İstanbul’daki öğretmenlik yıllarında çeşitli dergi ve gazetelerde şiirler, fıkralar yayımladı. Mizah dergilerinde “Deli Ozan” ve “Çamdeviren” takma adlarıyla mizahi manzumeler yazdı 1946’da siyasete atıldı ve 1946'dan 27 Mayıs 1960'a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekili olarak TBMM’de görev yaptı.
27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından tüm milletvekilleri ile birlikte kısa bir süre Yassıada'da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer Demokrat Parti milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi'nde tutuklu kaldı. 16 ay sonra aklanarak serbest kaldı.
Serbest kaldıktan sonra siyasete dönmek istemedi. Son yıllarını Arnavutköy’deki evinde geçirdi. Yassıada’da arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı baskıyı “Zindan Duvarları” adlı bir şiir ile anlattı ve şiiri kitap olarak yayımladı. Eşinin ani ölümünün ardından çıktığı Akdeniz gezisi sırasında Samsun vapurunda Kaş - Fethiye arasında seyrederken 8 Kasım 1973 günü bir gezi sırasında hayatını kaybetti. Cenazesi, 11 Kasım 1973 tarihinde Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi’nde 2005 yılında Faruk Nafiz Çamlıbel adına bir müze açılmıştır.