Ankara Canavarı

Suat Derviş
Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 56 dk.
Sayfa Sayısı:
280
Basım Tarihi:
Kasım 2023
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786052652626
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Bir Ankara Polisiyesi: Ankara Canavarı
8/10
·280 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 20:51
Suat Derviş’in polisiye romanı Ankara Canavarı, 1948’de Kudret gazetesinde tefrika edilmiş. Daha sonra 1952’de Son Telgraf gazetesinde bir de resimli roman hâli tefrika edilmiş. İthaki’nin bu baskısında resimli romanı da romanın sonuna eklemişler. Cinayet haberleri yapan gazeteci Hikmet, romanın başkahramanıdır. Olaylar, onun gözünden anlatılır. Olayların tanığı ve bizzat anlatıcısı da yine Hikmet’tir. Kahraman bakış açısıyla birinci kişili anlatım, bu polisiyeyi daha da sürükleyici hâle getirmiş. Üst üste işlenen bir dizi cinayetle roman başlar. Gazeteci Hikmet, bu cinayetlerin arasındaki bağlantıyı çözmeye çalışsa da pek başarılı olamaz. Bu sırada başka cinayetler de işlenir. Görünüşte hepsi birbirinden bağımsız, birbiriyle alakasız cinayetler gibi görünmektedir ama tüm bu cinayetler aynı şekilde işlenmiştir. Bu da Hikmet’e cinayetlerin arasında bir bağlantı olması gerektiğini düşündürür. Roman çok hızlı başlar, kendimizi direkt aksiyonun içinde buluruz. Hikmet’in başına gelenler, yaşanan tesadüfler kurgunun zayıf yönünü oluşturuyor gibi düşünülebilir. Başlangıçta yaşanan bazı tesadüfler, Hikmet’in bu cinayetlerin peşinden gitmesinde bir ipucu olur. Suat Derviş, tüm kurguyu bu tesadüfi başlangıç üzerine bilerek kurmuş olsa da romanın devamında daha derinlikli bir olay örgüsü izlemiş. Konu itibarıyla oldukça sürükleyici, keyifle okunan bir polisiye Ankara Canavarı. Acaba Ankara canavarı kim? Bu cinayetleri neden işledi? Kurbanlar arasında ne gibi bir bağlantı vardı? Hikmet tüm bu sırrı çözebildi mi? Tüm bunları merak ederek okuyorsunuz bu romanı. Bazı ufak ipuçları haricinde katilin kim olduğunu romanın büyük bir bölümünde anlamak da mümkün olmuyor. Şüphelendiğimiz karakterler elbette oluyor fakat hepsi sürekli ‘‘acaba’’ dedirtiyor. Roman bittikten sonra yukarıda
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
KİTAP İNCELEMEM
9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2025 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 02:35
ANKARA CANAVARI / SUAT DERVİŞ “ Ankara canavarı , benimle pazarlık ediyordu.” Suat Derviş’ten harika bir polisiye roman daha !… Ankara’da art arda işlenen üç cinayet! Üstelik üçünün de cinayet silahı ve cinayetin işleniş biçimi aynı… Ankara’ da bir gazetede zabıta muhabiri olarak çalışan Hikmet Altıntaş, kendini güzelliği ile etkileyen bir kadını takip ederken; tesadüf üzeri bu cinayetlerden birine denk geliyor ve seri katilin peşine düşüp cinayetleri aydınlatmaya çalışıyor.Güzellik maskesinin altındaki ;tüm Ankara ‘nın korktuğu eli kanlı seri katil mi? Hikmet’in hislerinin bedeli sonunu mu getirecek ?.. Suat Derviş ,eşinin hapse girmesi üzerine, uzun süreler Ankara’ da yaşayama başlar. Bu romanı da o süreçte kaleme almıştır. Ayrıca kitapta ; Ankara Canavarı’nın 1952 ‘de Son Telgraf gazetesinde tefrika edilen resimli romanına da yer verilmiş olması çok güzel bir detaydı. Kitaplarla kalın
Alıntı
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
Okuduğum En iyi Polisiyelerden Biri
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:27
En son söyleyeceğim şeyi şimdiden söylüyorum, kitabı çok beğendim ve çok hoşuma gitti. Benim Suat Derviş ile yani asıl adı Hatice Saadet ile tanışma kitabım oldu Ankara Canavarı. Bu tanışmanın çok daha erken bir zamanda olmasını isterdim. Polisiye seven bir okur olarak okuduğum en iyi polisiye kitaplardan biriydi. Günümüzde polisiye alanında yerli olarak pek çok yazarın ismi geçerken Suat Derviş'in yani Hatice Saadet'in adını diğer yazarlar kadar duymamış olmak üzücü bir durum. Kitabın başından sonuna kadar çok keyifli bir anlatım dili var ve bol bol da sürprizler var. Hele ki Ankaralıysanız daha da fazla keyif alabilirsiniz. Sonuç olarak çok sevdiğim bir polisiye kitabı oldu hatta bir polisiye kitapta ne okumak istiyorsam onu okuyabildiğim çok başarılı bir eser olmuş diye düşünüyorum. Hatice hanım ile tanışmaktan dolayı çok mutluyum ve kitaplarını da okumaya kesinlikle devam edeceğim.
Edebiyat
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2024 52. kitabı
Büyük aşkı Reşat Fuat Baraner’in hapse girmesiyle Ankara’ ya gidip gelen Derviş bu seyahatleri boyunca iki Ankara kitabı yazmış. Dönemin gazetesinde resimli roman olarak basılmış kitap sonra roman olmuş. Zabıt muhabiri Hikmetin bir gün Ulus heykelin oralarda kendine bir gülüş bahşedecek her hangi bir kadına gönlünü kaptırmaya müsait bir anında Keçiören otobüsüne binen bir kadını takip etmesiyle kendisini cinayetler dizisinin içinde bulur.
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 126. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2025 22:48
Suat derviş yine her zamanki gibi harika bir kitap yazmış. Bu kitabı eşinin Ankara'da tutıklandığı dönemde ve kendisinin buhran içinde olduğu zamanlar da gazeteye resimli tefrika olarak yayınlatmıştır. Bir gazetede zabıta memuru olarak çalışan Hikmet, bir gün bir kadını görüp etkilenerek takibe alır ve kendini cinayetler zincirinin içinde bulur. O dönemde yaşanan cinayetler Ankara Canavarı olarak gazetelerde yayımlanır ve büyük ses getirir. Hikmet zanlı olarak süphelendiği Ruhsar'a aşık olur. Acaba aşık olduğu kadın katil midir? Hikmet bu cinayetler zincirini nasıl çözecek? Kitap daha ilk sayfadan itibaren okuyucuyu içine çekiyor ve merak uyandırıyor. Roman, boyunca acaba kim katil, acaba gerçekten öyle mi diye düşünerek okudum. Büyük keyif aldığım bir yolculuk oldu.
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2025 10:53
Üç gün içinde üç cinayet işleniyor; biri Etlik’te, biri Keçiören’de ve biri de Telsizler’de. Her üçü de aynı elle, aynı şekilde, bir silah ile yapılıyor. Maktullerin üçü de ayrı ayrı sosyal seviyeleri olan kimseler. Peki bu kadar farklı kişileri ortak olarak ölüme götüren sebeb ne olabilir? Kitap, hızlı ilerleyen olaylarıyla patlayan mısırlar gibi bir enerji veriyor ama karakterler yüzeysel kalıyor. Gazeteci Hikmet, gördüğü her kadına takılıyor ve olayların içine kendini zorla sokuyor; klasik aşk takıntısı yani. Kitap verdiği mesaj açısından kafa karıştırıcı ve eksikleri olan bir yapıda. Ama 1939’ları ve yazarın eşinin hapis yıllarındaki buhranı döneminde yazıldığı düşünüldüğünde, kitap bir deneme ve hayatta kalma çabası olarak takdire şayan, asla ilk Suat Derviş deneyimi için önerilmez. Bir külliyatta tek bir kitapla yok sayılamaz.
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
9/10
·273 syf.··
Beğendi
·
2024 32. kitabı
ANKARA CANAVARI SUAT DERVİŞ 273 SAYFA Ankara'da müthiş bir cani yaşıyor. Esrarengiz bir cani. Güzel, küçük, sevimli ve temiz şehrimizin içinde henüz ele geçmemiş olan müthiş bir katil... 26 Şubat- 20 Mayıs 1948 tarihinde Kudret Gazetesinde Hatice Hatip takma adıyla 80 tefrika, sonrasında 1 Ocak- 16 Mart 1952 tarihinde Son Telgraf Gazetesinde resimli roman olarak bir kez daha tefrika edilen, heyecanı son sayfaya kadar devam eden harika bir eser okuduk değerli dostlarla. Sevgili Münevver Geniş , Serpil Leylekci , Sinem Yetim , Gülşah Yağcı ve Murat Putgül bana eşlik eden isimlerdi. Herbirine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizlerle okumak, sonrasında kitap üzerine sohbet çok özeldi. En başta belirtmeliyim ki okuduğum Suat Derviş kitaplarında ilk sıralara yerleşti bu polisiye eser. Tamamen Ankara'da geçen hikayemiz benim gibi uzun yıllardır Ankara'da yaşayan ve Ankara'ya sevdalı dostlar için ayrı bir yerde olacaktır eminim. Hikayemiz zabıta muhabiri olarak çalışan Hikmet'in tesadüf eseri denk geldiği ve çok beğendiği genç bir kadını takip etmesi ile başlıyor. Bu gizemli kadını Keçiören'de bir eve kadar izlerken yaşanacakları hayal etmesi elbette imkansız. Bir cinayet mahalidir gizemli kadının ziyaret ettiği ev ve Hikmet bir hançerle öldürülmüş cesetle baş başa kalır yine tesadüfler sonucu. Bu cinayet ilk olmadığı gibi sonda olmayacaktır. Himmet'in yaşadığı bu korkunç olaydan bir gün önce Etlik'te yaşlı bir kadın aynı yöntemle öldürülmüştür. Ertesi gün ise Telsizler'de hurdacılık yapan bir adam evinde ölü bulunur. Elbette yine tek bir hançer darbesi ile öldürülmüş olarak. Hikmet bu bir dizi cinayetin ve seri katilin peşine düşer. Birbirinden tamamen farklı hayatlara, sosyal çevrelere sahip kurbanların ortak noktası nedir? Katil neden onları hedef almıştır? En
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
6/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 23:50
Suat Derviş, hem gazeteci, hem döneminin en cesur kadın yazarlarından biri hem de döneminde politik baskılara maruz kalmış bir figür. Ankara Canavarı, 1940'ların Ankara'sında geçen polisiye bir hikâyeyi bize sunuyor. Peş peşe yaşanan, her biri aynı yöntemle işlenen cinayetler ile birlikte Ankara'da serbest dolaşan bir seri katilin Ankara Canavarı lakabıyla anıldığı bir olay dizisinin içine giriyoruz. Kitap boyunca olayları da zabıta muhabiri olarak çalışan gazeteci Hikmet Altıntaş aracılığıyla takip ediyoruz. Polisiye bir eser olarak bu kitabı bu kadar keyifli hale getiren de bu çünkü bu olayları, Derviş'in kendisi gibi gazeteci olan bir karakterin gözünden okumak olaya ayrı bir derinlik katıyor ancak Hikmet Altıntaş aynı zamanda duygularını çok da iyi kontrol edemeyen, bir sefer görüp aşık olduğu bir kadın için mesleki profesyonelliğini çiğneyen kusurlu da bir karakter. Polisiye okumayı çok sevmiyor olsam da yine de keyif aldığım bir roman oldu.
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 102. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2025 14:12
Kitabın adı:Ankara Canavarı Yazarın adı:Suat Derviş Sayfa sayısı:280 Üç gün içinde üç cinayet işleniyor.Etlik,Keçiören ve Telsiz'de. Üçüde aynı el ve aynı şekilde bir silahla ile yapılıyor. Maktüller ayrı ayrı sosyal çevre ve seviyedeler. Ankara'da müthiş bir cani yaşıyor ama kim ...
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma

Yazar Hakkında

Suat DervişYazar · 36 kitap
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır.. Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş'in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye'dir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır. Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir. 1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünun'un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa'nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid'in mabeyncilerinden Kamil Bey'in kızı Hesna Hanım'dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım'ın kardeşidir. Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi'ne, ardından Bilgi Yurdu'na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918'de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından 'hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir. Şair Nazım Hikmet, 1920'de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş'e ithafen yazmıştır. İlk eserleri Suat Derviş'in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul'un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İlk gazetecilik deneyimleri Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey'le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı. Bir süre sonra Alemdar'dan ayrılıp İkdam'a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu. Berlin yılları 1927'da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin'de Sternisches Konservatuvarı'nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya'da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932'de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü. Yurda dönüş ve 1930'lu yıllar Yurda döndükten sonra Babıali'nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi. Resimli Ay'da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. 1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi. Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Gezinin yapıldığı 1937'de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938'de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939'da "Hiç romanı yayımlandı. Politik yaşamı ve mahkumiyeti Suat Derviş'in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş'i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu. 1944'te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi' romanları gazetelerde tefrika edildi. "Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944'te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan 'Hatice Saadet Baraner' yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947'de "Büyük Ateş ", 1950'de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi. Paris yılları 1951'de tekrar tutuklanan eşinin 1953'de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa'da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı. Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957'de Le Prisonnier d'Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç'in Drina Köprüsü'nden bile daha iyi bulundu. Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca'ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958'de yayımlandı. Yurda dönüşü Reşat Fuat Baraner'in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye'ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray'dan Bir Perihan adlı romanı 1963'te Gece Postası'nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı. Son yılları ve ölümü 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Moskova'da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişli'deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971'de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı. Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.